ADAMI HASTA ETME BİRADER!
amerika birleşik devletleri’ne kızmamak, hatta bu kalleş devletten nefret etmemek mümkün mü?!.
İkinci Dünya Savaşı fiilen bitmiş olmasına rağmen 6 Ağustos 1945’de, kızlı erkekli küçük çocuklar henüz uykudayken, hiç sıkılmadan ve utanmadan “little boy” (küçük çocuk) ismi verilen atom bombası üzerine bırakıldıktan birkaç saniye sonra Hiroşima ölü bir kentti artık; o küçük çocukları ve o kentte yaşayan tüm canlılarıyla… (Dünyada insanların üzerine atom bombası atan tek devlet abd’dir.)
Tek bir bombayla 250.000 kişiyi öldürmüşlerdi soykırımcı oğlu soykırımcılar. (Soykırımcı oğlu soykırımcılar tabii; çünkü bunların ataları da böyleydi.)
Ne var ki, bu ilk soykırım değildi; tabiatın asil çocukları Kızılderililer, Afrika’dan vahşi hayvanlar gibi toplanıp kafesler içende amerika’da köle olarak kullanılmak üzere gemilere yüklenen biçare zenciler, anayurtlarında napalm bombalarıyla kavrulan Vietnamlılar, Kamboçyalılar, Iraklılar…
Guetamala, Şili, Panama, Endonezya, Nikaragua, Meksika, Küba, Dominik, Kore, Laos, Lübnan…
Gözünüzü kapayıp parmağınızı dünya haritası üzerinde herhangi bir yere koyun, orada mutlaka bu katil sürüsünün parmak izlerini göreceksiniz…
Bu gerçek herkes tarafından biliniyor; uzatmaya gerek yok.
Ama benim midemi bulandıran bu değil; kendi Başkanlarını (Kennedy) öldüren, kendi ikiz kulelerini bombalayıp binlerce vatandaşını katleden; Guantanamo’da, gizli hapishane gemilerinde insanları kendi kanlarında boğan, kendi barsaklarıyla idam eden, Irak’ta küçük çocukların ırzına geçip bunu filme alan, Şabra ve Şatilla’da üç gün içinde 3.500 Filistinliyi buldozerlerle ezerek paramparça yapan bu uğursuzları kanıksadık artık…
Bu devlet katil, kana susamış, ahlâksız, insanlık düşmanı…
Bu malum…
Benim midemi bulandıran bu kana susamış katiller değil.
Benim midemi bulandıran, bizim ikiyüzlü, ahlâk yoksunu uğursuzlarımız…
İkiyüzlü…
Ahlâktan nasiplenmemiş…
Haysiyet satıcıları…
Ermeni soykırım tasarısı üç-beş sapkın tarafından kabul edildiği için güya öfkelenip yazı yazmaya, söz söylemeye, tavır koymaya (tavır koyuyormuş gibi yapmaya aslında) cüret eden (cüret ediyormuş gibi yapan aslında) zavallılar…
Seni ikiyüzlü dansöz seni!..
Bu Millet, bu kıvırmalarını yutuyor mu sanıyorsun?!.
Daha kısa bir süre önce, “evet biz Ermenileri kestik özür diliyoruz” diye mahcup bildiriler yayınlayan, “Türkler 1.5 milyon Ermeni’yi kesti” dedirtilerek nobel ödülü sahibi yapılıp eline milyon dolarlar tutuşturulan Türkçe özürlü yeteneksizi ayakta alkışlayan; sözde Ermeni soykırımını kastederek “karanlık tarihimizle yüzleşmek zorundayız” diye utanmazca makaleler yayınlayan sen değil miydin uğursuz!?. (Karanlık geçmişinle yüzleşmek istiyorsan Milli mücadele esnasında Millet kan revan içinde cephe cephe dolaşırken amerikan ve İngiliz mandası için uğraşan atalarının hatıralarını oku!)
“Karanlık geçmişle yüzleşme” fikrinin nereden aklına geldiğini Türk halkının bilmediğini sanma sakın! Obama TBMM’de yaptığı ve ne acıdır ki sık sık alkışlarla kesilen konuşmasında, “Her ülke kendi geçmişi üzerine çalışmalıdır. Geçmişle hesaplaşma, daha iyi bir gelecek kurmakta bize yardımcı olur. bu Mecliste 1915’in korkunç olayları konusunda sert görüşler olduğunu biliyorum. Benim görüşlerim üzerinde de çok değişik yorumlar yapılabilir.” diye talimat verdiğinde, mesajı çoktan almıştın zaten! (Obama’nın konuşmasının çevirisi Ali Tartanoğlu’na aittir.)
Gözümün içine bakarak cevap ver:
Tam üyelik için ruhunu peşkeş çektiğin Avrupa Birliği; Mustafa Kemal’in resimlerini duvarlardan indir, Türk sözcüğünü Anayasandan çıkar, üniter devlet yapından vazgeç diye kin kusan Avrupa Birliği; İslam’ı ve Muhammed’in paylaşımcılığını boşver, ılımlısı sana yeter, patriği ekümenik yap, diye hot zot eden Avrupa Birliği; ilk okullarında okuttuğu öğrencilerinin sıralarının üzerine koyduğu haritalarında Diyarbakır’dan sonrasını Türkiye sınırları içinde göstermeyen Avrupa Birliği seni tam üye yapmak için bu soykırım yalanını da kabul etmeni şart koşacak mı, koşmayacak mı?!.
Gelecek zaman fiilini bırakalım; gizli kapılar ardında bunu çoktan şart koştu mu, koşmadı mı?!.
Mustafa Kemal sağ iken, bunlar O’nunla birkaç dakika görüşebilmek için, birkaç dakikalık randevu koparabilmek için ayağımıza kadar gelmiyorlar mıydı, ruhsuz?!. O tarihlerde böyle küstahlaşmaya cesaret edebiliyorlar mıydı?!.
O tarihlerde karşılarında dimdik duran bir Türk Ulusu vardı çünkü!..
Aztekleri, Mayaları, İnkaları tarihten silen kim; Avrupalı sömürgeciler değil mi?!. Bundan âlâ soykırım olur mu?!.
“Gerekirse Kâbe’yi de bombalamalıyız!” diyebilecek kadar soysuzlaşabilen kim; amerikalı ırkçı bir senatör değil mi?!.
Bunlar, kıçlarını yalamak için yanıp tutuştuğun ilahların değil mi?!.
Rezil adam-rezil kadın seni!
Daha ne konuşuyorsun!
Hem her türlü şaklabanlığı yapacaksın, hem “bizi süpürüp deliğe atmayın, bizi kullanın, bizden faydalanın” diye salya sümük ağlayıp zırlayanları haklı çıkarmak için makaleler döşeneceksin, hem de üç tane kıçıkırık amerikalı hıyarağası bu boktan tasarıyı kabul etti diye sözüm ona efelenmeye kalkacaksın…
Bir de kalkmış utanmadan-sıkılmadan, üç-beş milyar dolarlık silah alımından vazgeçmek havucuyla bu ahlâksızların silah tüccarlarından medet umuyor, sana hamilik yapmaları için bu katiller sürüsüne bel büküp gerdan kıvırıyorsun!
Venezüela Devlet Başkanı Hugo Chavez, George Bush için “Hitler, senin yanında bebek kalır!” dediği günlerde, sen bu soysuzlar için methiyeler düzmekle meşguldün.
Obama Ankara’ya gelip TBMM’inde konuşma yaptığında vekillerin onu ayakta alkışlarken, kendisine liberal diyenlerden sadece Cüneyt Ülsever bu çakma zenci için “garson” benzetmesini yapmıştı; bu nedenle, bu konuda konuşma hakkına ancak o sahip olabilir.
Senin konuşmaya yüzün mü var?!.
Sen…
Sen midemi bulandırıyorsun!..
Sen midemi bulandırıyorsun!..
Adamı hasta etme birader!..
Not: Kötü sözlerim için bu gazetenin okurlarının beni hoşgöreceğini umuyorum; atalarımı Hitler’le, katliamcı amerikalılarla ve üçüncü dünya ülkelerinde soykırım üstüne soykırım yapan Avrupalılarla bir tutmaya kalkan bu uğursuzlara ve ilahlarının yeşil parasıyla gözü dönmüş yerli işbirlikçilerine karşı uysal bir koyun olmayı hep reddettim, şimdi de reddediyorum, bedeli ne olursa olsun bundan böyle de reddedeceğim… Dışarısı tamam, ama içeriden hançerlenmek insana koyuyor birader!

Prof. Dr. Ali Osman ÖZCAN
Mehmet KOCA
Bülent KİRAN
Hilmi Tutar
Elda Ela
Murat AYDIN
Kenan SEVİNDİK
Ahmet Hamdi ÖZSARAÇ
Mehmet BALLI
Ali CEYLAN
Aynur AYAZ
Seyda Elif GÜVEN
Celal TOPRAK
Rafael SADİ
Nimet USTA
Urcun CANEL
Shrulik
Perihan ÇAKIROĞLU
Erdoğan SÜZER
Melahat ÜRKMEZ
İbrahim BAŞYURT
Gülay GÖKÇEK
Siminya
Ahmet OKUMUŞ
Yeşim TURAN
Halise İLK
Av.Uysal Uğurlu
Çiğdem GÜZELHAN
Alptekin CEVHERLİ
Nilüfer AKDOĞAN
Ozgun ERSİN
Mustafa TIĞLI
A.Dilge HÜR
Türkülerimizden yola çıkarak;
“Açlığın dili olmaz, yoksulluğun vatanı”
Halk kitleleri malesef kaypaktır. Çünkü cahildir.
Emeği kutsal kılansa farkındalıktır.
Bu ayrımda olmayanların tuzları kuru, sırtları pektir.
Yıkılması gereken tuzu kuruların farkındalığına mani olan eşitsizliklerin minimize edilmesidir. Bunun tek yolu aydınlanmadır. Yolu eğitim ve kültürden geçer.
Burjuvazisi cahil bir toplumun bulunduğu yer feodalitedir.
Sosyalizme giden yol da tam buradan başlar. Önce feodal devlet anlayışı yıkılmalıdır.
Burjuva toplumuna geçişte, oradan da Sosyalisme yol alabilmenin ön koşulu burjuvazisine en başta çeki düzen vermededir. Burada iş küçük burjuva aydınlarının harekete geçirilmesi, bilimde sanatta ve sosyo kültürel alanda ilerlemedir.
Üniversite yıllarımda şıkır şıkır giyinen, hali vakti yerinde, tuzu kuru arkadaşlarım vardı. Onlara göre bu köhnemiş sol fikirler ile dünyaya artık bakılamazdı. Yeni şeyler söylemek lazımdı onlara göre. Hayatında Komunizmle ilgili bir kitap okumamışlardı. İşin tuhafı kapitalizmi de bildikleri söylenemezdi. Gördüklerinden emindiler…
Ve hala da eminler. Hala hayat onlara armağanlar sunmada… Tuzları yine kuru…
Ve biz sürekli kendimizi sorguluyoruz, onlar palazlanırken, haklılıkları perçinlenirken…
Sevgili Tuncay Değiş Dostum,
“İnsan” olmanın bir bedeli var; ne mutlu bu bedeli ödemekten yana olanlara…
“Köhnemiş sol fikirler” diye aşağılanmaya çalışılan bu “insanlık ülküsüne” aşık olanlar “palazlanmak” gibi bir kaygıya zaten kapılmadılar hiç.
Emeğin kutsallığını savunan bir ülkü nasıl köhnetilebilir ki!..
Bırakın onlar palazlansın, biz içimizi çekelim dostum; bu “iç çekiş yeteneği” bile apayrı bir armağan değil mi?..
Şeref, dostum, şeref, insan olma şerefi; her şey bunun için değil mi?..
Yilmaz Bey okudukça tüylerim diken diken oldu yazınızı keşke şu halkımızda olan bitenin azda olsa farkına varsa , umuyorum yazılarınızla bir çok insan gerçekleri görüyordur..Ellerinize sağlık.
Sevgili Ahmet Güven Dostum,
Bundan bir süre önce, “Size ölmeyi emrediyorum!” komutunu alan o kahramanların da tüyleri diken diken olmuştu; sonucun ne olduğunu tüm insanlık ve özellikle emperyalist alçaklar çok iyi gördüler, bana inanın, aynısını tekrar görecekler.
Halkımız olan bitenin farkında dostum; en azından bunu ummak zorundayız, yoksa bu kahır çekilebilir olmaktan çoktan çıktı.
Allah yardımcımız olsun.
Allah’a emanet olun sevgili Güven.
yok bunlar beni komünist yapacak ona yanıyorum. bir ayağım toprakta olmasa çoktaan olmuştum. yılmaz bey yazılarınız içimizdeki isyanı seslendiriyor izmirden gönül dolusu selam ediyorum konferanslarınız oluyor mu kitaplarınızı burada bulamadım. bu konuda yayınevinizi uyarır mısınız başarılar diliyorum.
Sevgili İzmirli vatansever dostum,
Sevgili Ali Yurteri,
“İçimizdeki isyan” biçimindeki şiirsel ve kutsal duygularınızı paylaşmaktan onur duyuyorum. Tarihin en şerefli direnişi olan İstiklal Savaşı’nda da bir ayağımız topraktaydı, ama bu uğursuz güruhu ve yerli işbirlikçilerini ait oldukları lağım çukuruna gömmek kahramanlığını göstermiştik; bana inanın yine aynısını yapabilecek yetenekteyiz. Hâlâ kalem tutan o mübarek ellerinizi ve haine nefretle baktığından hiç kuşku duymadığım o mübarek gözlerinizi tüm içtenliğimle öpüyorum.
Aslanım İzmir’ime vatansever sevgilerimi iletin dostum.
Bana adresinizi yazın, size kitaplarımı göndereyim sevgili dostum.
Allah’a emanet olun sevgili Yurteri, soyadınızla bin yaşayın…
Yılmaz Bey, hotzotculara kananlar, Atom bombası yapması için Amerika cumhurbaşkanını en çok zorlayan kişinin Albert Einstein’ın Yahudi olduğunu ve kendisini dünya barışçısı ilan eden kişi olduğunu bile bilmezler. Atatürk’ü bize unutturmak isteyenler acaba bizden midirler ki yoksa onların iş birlikçileri mi? Bilim, din, kültür, sanat vb. diyerek zihinleri işgal edenler insanı nasıl gıcık etmezler? Eline kalemine sağlık dostum.
Sevgili Hocam,
Vatan savunmasında sizinle aynı safta çarpışmak ne büyük onur.
Teşekkür ederim.
Sevgilerimle.
Yılmaz Yunak
Yılmaz Bey,
Uzun zamandır yazılarınızı beğeniyle takip ediyorum.
Fakat genel üslubunuzda bir Kasımpaşalılık seziyorum,umarım değilsinizdir.
Bu yorumumdan dolayıda lütfen siz kusura bakmayın,konuyu siz açtınız diye yazdım.
Sizde bunu hoşgörün.
Saygılar…
Sevgili dostum Mahmut Eren,
Bir canlıyı köşeye sıkıştırır ve ona kaçacak hiçbir yer bırakmazsanız, o canlı size saldırmaktan başka çare bulamaz. Anayurdumda köşeye sıkıştırılmış durumdayım, can havliyle kurtulmaya çalışıyorum. Ne demişti o Mübarek Komutan: “Söz konusu Vatan savunmasıysa, gerisi teferruattır!”
Vatanımın şerefine dil uzatmaya çalışan namussuzlara hadlerini bildirmek zorundayım ve Haremliyim. Harem’den hep vatanseverler çıkmıştır dostum, bundan da gurur duyarız.
“sizi hoş görmek” ne demek, sizi sevgiyle kucaklıyorum.
Allah’a emanet olun sevgili Eren.
Yazılarınızı okuyan her vatansever gururlanır, hoşgörmek ne demek. Ellerinize sağlık, iyiki varsınız…
Sevgili Zeytin,
İşte her şey bu büyülü sözcük için: “Vatansever”…
Tüm vatanseverlere selam olsun.