HABER ARŞİVİ

Alaturka Basın özgürlüğü

Bu sözler Claire Berlinski'ye ait. Claire Berlinski uzun yıllar Türkiye'de yaşayan deneyimli bir gazeteci. Türkiye hakkında çok sayıda eseri ve araştırması bulunan Claire Berlinski'nin Standpoint Dergisi'nde yayınlanan makalesini Hasturktv.com adresinden sizler için derledik

"Türklerin çoğu Mavi Marmarada hakikaten neler yaşandığını bilmiyorlar."

Bu sözler Claire Berlinski'ye ait. Claire Berlinski uzun yıllar Türkiye'de yaşayan deneyimli bir gazeteci. Türkiye hakkında çok sayıda eseri ve araştırması bulunan Claire Berlinski'nin Standpoint Dergisi'nde yayınlanan makalesini Hasturktv.com adresinden sizler için derledik



Mayıs ayında bir gemi dolusu sivil ? yanlarında hiçbir yardım malzemesi olmadan ? Türkiyeden yola çıkıp "Gazzeye özgürlük" filosuna katıldılar. İsrail Deniz Kuvvetleri Mavi Marmara'ya deniz ablukasını yarmaya izinleri olmadığını söyledikten sonra gemiye baskın düzenlediler. Çıkan çatışmada dokuz Türk öldü.

İstanbulda beş sene yaşadım ve yüzlerce Türkle bu olayı konuştum. Belgesel bir film yapımcısı Türk bu konuşmaların birçoğunu filme aldı. Filmi seyrettiğiniz zaman birşey sizi şaşırtacak: Türk insanının gemide olup bitenden haberi yok. Nedeniyse bu olay hakkındaki en basit gerçeklerin Türkiyede söylenmediği.

Filoyu İnsani yardım seferi diye adlandıran İHH Türk milletini en zayıf noktalarından yakaladı: Cömertlik ve asillik. Türk insanı hayırsever ve merhametlidir. Türkiyede anlatılanlara inanarak hakikaten Gazzedeki Filistinlilerin açlıktan öldüklerini zannediyorlar. Ablukanın gerçek nedenleri hakkında hiçbir fikirleri yok. Geminin insani yardım götürmek ve sadece insani yardım götürmek için yola çıktığına inanıyorlar. Bu asil harekete kimin ve neden karşı koyacağını düşünemiyorlar bile. Mavi Marmarada herhangi bir yardım malzemesi olmadığını bilmiyorlar. Hamas hakkında en basit gerçekleri bilmiyorlar. Konuştuklarımdan birisinin dediği gibi "Bunlar seçimle başa geldiler. Darbe yapmadılar".

Türkiyenin büyük bir çoğunluğu sadece Türkçe konuşuyor. Konuştuklarım Hamasın şiddetle başa geldiğini bilmiyorlarsa, bunu öğrenme imkanları olmadığından. Konuştuğum erkek ve kadınlar İsraillilerin gemiyi Aşdod limanına davet edip yardım malzemelerini oradan Gazzeye götürmeyi teklif ettiğini söylediğimizde şaşırıyorlar. Fakat bize inanıyorlar ve bu konuda düşündükleri değişiyor. Bunu duyan birkaçının tepkisi zaten haberlere güvenilemeyeceği ve bu hikayede anlamadıkları birçok şeyin olduğunu oldu.

AKP 2002 de iktidara geldi. Gazeteciler bu partinin ideolojisini anlatmak için bir slogan arayışındayken "ılımlı İslam" da karar verdiler. Bu partinin karşıtları ise ılımlı islamın ılımlı hamilelik gibi olduğunu söylüyorlar. Bu tartışmanın sonrası asıl önemli noktaya geliyor: Acaba bu parti cidden ılımlı islam mı, yoksa Türk geleneklerine sadık bir şekilde otoriter, ve tabiatında olan bir "mollakrasi" ye mi gebe. Otorite açısıdan diğer politik partilerden değişik değil. Fakat David Cameron ne derse desin otoriteyle ? ılımlı veya değil - İslamın sentezi bu ülkenin AB üyeliği için pek parlak bir gelecek vaadetmiyor. AKP nin başa geldiğinden beri Türk basınında yaşananlar bunun en güzel örneği.

Batılı gazeteciler AKP iktidarı zamanında Türk basınının bazı hürriyetlerinin kısıtlandığını öylesine söyledikleri zaman, Türkiyede olanların nekadar ciddi bir felaket olduğunu, ve Türkiye ve bölge için nasıl tehlikeler oluşturduğunu anlatmaktan acizler. Bu durum, Türk basınında sakızlaşmış saçmalıklar batı basınında herhangi bir araştırma yapılmadan tekrarlandığı zaman durumu daha da kötüleştiriyor.

Türk basınında da zaten birbirinden farklı çok az görüş kaldığı ve aynı şeylerin tekrarlandığı hatırlanınca, gerek Türkiyede gerek Türkiye dışında varılan ? tamamen yanlış ve çarpıtılmış - sonuç Türkiyenin AKP iktidarı sayesinde daha sağlıklı ve daha demokratik olduğudur. Birazcık İslama yönelmiş olsa bile.

AKP iktidara geldiğinde dört büyük medya grubu ülkenin hemen hemen tüm basınını kontrol ediyordu. Bukadar bütük bir monopol zaten politik sağlık için yeterli değildir. En büyüğü Doğan grubu, basın yayının %70 ini elinde tutuyordu. 2007 ye kadar AKP ile iyi ilişkiler içindeydiler. Grubun bazı organları Alman tarihindeki en büyük hayırseverlik skandalı olan Deniz Feneri olayının detaylarını bildirmeye ve bu İslami hayırsever kuruluşun topladığı milyarlarca doların AKP nin kasalarına gittiğini yazdılar. Bunun hemen sonrasında Maliye bakanlığı Doğan grubunu araştırmaya başladı, ve tarihte herhangi bir Türk şirketine verilen en büyük cezayı verdi. Doğan grubu bu cezaya itiraz etti, fakat itirazı kabul edilmezse yok olma tehliklesinde.

Bir de Sabah grubu var. Türkiyenin en çok satan gazetesi ve ATV televizyonuyla ikinci büyük medya grubu. 2007 de iflasın eşiğine gelince şirkete yeni bir alıcı arandı. İlginçtir bir tane hariç bütün teklifçiler bu tekliflerini son dakikada geri çektiler. Tek teklif Genel Müdürü başbakan Recep Tayyip Erdoğanın damadı Beret Albayrak olan Çalık grubu tarafından yapıldı. O güne kadar adı duyulmamış bir Katar şirketi Al Waseel ? yabancıların medyaya yatırım yapmaları kanunla yasak olmasına rağmen - Çalık grubunun teklifine katıldı. Türk ve yabancı birçok bankanın geri çevirdiği 750 milyon dolarlık kredi isteği AKP ye yakın kişilerce yönetilen iki banka ? Halk ve Vakıf tarafından karşılandı ve bu satınalma finanse edildi.

1988 den beri ABD de yaşayan tarikat lideri Fethullah Gülen de birçok basın yayın kuruluşunu kontrol ediyor. Bir inziva hayatı yaşayan Gülen'in amacını tam olarak kimse bilmiyor. Bilinen şu ki, AKP iktidara gelmeden Gülen bir İslam devleti kurmak suçuyla yargılanmıştı. AKP ye yakınlığı da biliniyor. Yabancı basında adı geçtiği zaman Türkiyede birçok kişinin onun Türkiyenin Ayetullah Humeyni'si olabileceğini düşündüklerini söylenmez. Böyle düşünenler nekadar haklı bilmiyorum. Fakat haksızlar mı onun da bilmiyorum. Gülenin nüfuzunun endişe sebebi olduğunun doğrulandığı birçok yerde kanıtlandı. Batı medyasında birkaç akademik mecmua dışında Gülenin adına pek rastlayamazsınız. Çoğunlukla da New York Times'daki gibi "Ruhani ve ilham veren yaz kampları düzenleyen bir Türk hocası" diye tamınlanır.



Bu şekilde AKP basının çoğunu kendi etkisi altına aldı. Satın almadığı veya kısırlaştıramadığı zaman korkuttu. 2003 ten itibaren Erdoğan birçok gazeteci ve karikatürcüye hakaret ve iftira davaları açtı. Tam olarak bu davaların sayısı bilinmiyor. Millet meclisinde bile bu soruya cevap vermiyen Erdoğanın yüzlece dava açtığı tahmin ediliyor.

Bir de çok başlı Ergenekon davası var. Ergenekon sözde aşırı milliyetçi bir terör grubunun camileri bombalıyarak, Yunan savaş uçaklarını düşürerek, Nobel ödüllü Orhan Pamuğu öldürerek Türkiyede bir kargaşa ortamı yaratmak. Savcılara göre maksat bu ortamdan yararlanıp AKP iktidarını devirmek.

Giitikçe büyüyen bu soruşturmada AKP ye karşı görüşlü, halen hapiste olan Cumhuriyet gazetesinin Ankara büro şefi dahil birçok gazeteci göz altına alındı. Bu olayı protesto için geçen sene Cumhuriyet ön sayfasını boş bırakarak sadece "Biz susarsak kim konuşacak" diye başlık attı. Her nedense bu yabancı basında yer almadı. Eğer aldıysa David Cameron herhalde iyi niyetle görmemezlikten geldi. Tabiki kasten değil. Bu ikiyüzlülük olurdu.

Hükümet hergün internetteki yasakları arttırıyor. En önemlisi Youtube, fakat bin kadar site yasaklı. Bunların çoğu yargı yoluyla kapandı, fakat AKP kapatmalara neden olan kanunları değiştirmek için hiç birşey yapmadı.

Geriye ne kalıyor? Zaman ve Yeni Şafak gibi, İslami, Gülen veya AKP tarafından kontrol edilen, AKP nin gayri resmi yayın organları. Şunu da söyliyelim: Yandaşlık veya iktidarın etkisi Türk basınında yeni birşey değil. Bunun tersini idda etmek yalan olur. Yeni olan ve çok pis kokan bu basın yayın organlarının kontrol alına alınmasının arkasındaki nedenler, ve bu nedenlerin yabancı basın tarafından desteklenmesi.

Eğer Türk vatandaşları sokaklarda İsraili protesto ediyorlarsa suç onlarda mı? Bakın gazetelerde neler okuyorlar: Yeni Şafak gazetesi yazarı ve Televizyon panellerinden tanınan Yasin Aktay "İsrail mantığa, insan haklarına ve demokrasiye aykırıdır" diyor. Zaman gazetesi köşe yazarı Ali Bulaç Gazze için " Nazi toplama kamplarından daha gerçek bir toplama kampı" derken Ortadoğu yazarı Selçuk Düzgün bizi uyarıyor" Etrafımız sarılı. Nereye baksak hainleri görüyoruz. Nereye dönsek pis, yalancı dönmeler görüyoruz. Her taşın altında bir Yahudi var. Hitler bu Yahudilere az bile yapmış". Vakitten Abdurrahim Karakoç ekliyor: "Hitlerin öngörüşüne hayran olmamak elde değil. Hitler neler olacağını biliyordu. Dünyanın kanıyla yıkanmaktan zevk alan ve dini ırkçılığa inanan Yahudileri temizledi, çünkü onların dğnyanın başına bela olacaklarını biliyordu... . diğer bir ileri görüşlü de Osama bin Laden. Dün Hitler, bugün Bin Laden".

Asıl şaşırtan Türklerin İsraile düşmanlığının ne kadar az olduğu. Bütün bu antisemit propagandaya rağmen hala halk İsraile topyekün düşman değilse bu Türk karakterindeki namus ve iyiliğindendir.

Türk Ceza Kanunu dinsel kışkırtmayı yasaklar. Fakat bu tür pislikler için kimse yargılanmamıştır. Buna karşılık başbakan kendisini bir yumak ipe sarılmış bir kedi olarak gösteren bir karikatüre dava açmıştır. Hakkıyla tabi... büyük bir hakaret. Diyanet işlerine İslam karşıtı ve kutsal şeylere saygısızlık eden internet sitelerinin yasaklanmasını isteme yetkisi verildi. Ve bu siteler kesinlikle yasaklanıyor.

Asıl hayret edilecek olay, birkaç istisna dışında Batı basını Türkiyedeki basın hürriyetine tehlikenin askeri, artık başka bir çağdan kalan, "son kullanma tarihi geçmiş", anti demokratik layik elit tabakasından geldiğine inanması. Woodrow Wilson Uluslararası Araştırmacılar merkezi yayınlarından Wilson Quarterly' de yayınlanan yazısında Michael Thumann buna " çürüyen eski sistem" diyor, ve devam ediyor: "Dindar Müslümanlar modernleşmede başı çekiyorlar... AKP tutucu fakat ne İslami amaçlar peşinde, ne de dine dayanan kanun yapma girişiminde bulunmadı".

Anlayamadığı, ve Türkiyede yaşamış herkesin ona söyleyeceği, İslami amaçlar için dine dayalı kanunlar çıkarman gerekmez. Sadece olan kanunları dine dayalı bir şekilde uygulamak yeter ve işlem tamamlanır. Örneğin vergi kanununu, basına yabancı yatırmın yasaklayan kanunu ve dinsel kışkırtma yasağı kanununu seçerek, sadece istediğin zaman ve belli amaçlar çerçevesinde uygularsan, tek bir "dine dayalı kanun" çıkartmadan İslami bir basın yayın yaratabilirsin.

Türkiyenin layik önderlerine karşı bütük bir sevgim yok. Hakikaten söylendiği gibi çürümüşler. Beni şaşırtan halkın AKP nin aynı şekilde çürümüş elitlerine, ve onların her söylediklerine safça ve coşkuya inanması. AKP'nin yabancı basınla çok dikkatli ve akıllı bir ilişkisi var, ve bazen bunun nasıl kullanıldığını görebiliyoruz. Örneğin Mavi Marmaraki kanlı olaydan sonra senelerin Orta Doğu basın muhabiri Hugh Pope İsrail Haaretz gazetesinde Erdoğanı savundu: " Erdoğanın İsraile söyledikleri genellikle hırçın ve güncelliğini kaybetmiş sözlerdir. Fakat ideolojisi İsraili yıkmaya yönelik değildir. İki sene önce Erdoğan İsrail başbakanı Olmert'i Ankaradaki konutunda bir akşam yemeğinde ağırladı. Belki biraz safça ama samimi bir şekilde İsraille Suriyeyi doğrudan barış görüşmelerine ikna ettiğini düşündü. Ancak birkaç gün sonra ve ona hiçbir şey söylemeden Olmert Gazzeye saldırdı. İlişkilerin dönme noktası birkaç hafta sonda Davos'ta olan değil, buydu" diyor.

Bu açıklamayı batı basınında defalarca gördüm. Nereden kaynaklandığını da gayet iyi biliyorum. Gayet kibar, İngilizceye hakim birkaç AKP ileri geleni gazetecilere kelimesi kelimesine bunları tekrarlıyorlar. Samimi bir havada geçen bu gayri resmi toplantılarda çay ve bisküvit ikram ediliyor. Bu ve buna benzer birkaç hikaye daha anlatılıyor, ve gazeteciler sanki o meşhur akşam yemeğinde kendileri de katılmışlar ve bu olaylara şahit olmuşlar gibi bu hikayeleri yazıyorlar. Bu gazetecilerin gözden kaçırdıkları önemli bir detay, AKP nin olayların böyle anlatılmasında çıkarı olduğu. Fakat olaylar cidden böyle gelişti, veya en önemli tarafı bu anlatılanlar demek olmadığı.

Bu hikayenin kaynaklarından bir tanesinin ? bana anlatan ? ciddi bir inanırlık problemi var. Akşam yemeği hikayesinden hemen sonra anlattığı Darfurda soykırım yaşanmadığı ve orada olanların Gazzedeki insanlığa karşı işlenen suçların yanında bir hiç kaldığı. Benim yanımda olan oniki kadar yabancı basın mensubu bunları duydu, ama tabiki bu ikinci hikaye hiçbir yerde yayınlanmadı.

Erdoğan Olmert akşam yemeği hikayesinin değişik versyonlarını birçok yerde okuyabilirsiniz. Erdoğan sigara içmez, hatta nefret eder. Fakat Olmert için yardımcısını puro almaya gönderdi.. gibi.

Gülen grubu tarafından yabancı basın için organize edilen birçok konferansa davet edilirim. Bu konferans serisinin adı "Türkiye Üzerine" dir. Konuşmacılar genellikle "gayri resmi, kaydedilmemek şartıyla" konuşan üst düzey AKP yöneticileridir. Bu konferanslarda söylenenleri kelimesi kelimesine ertesi ön basında görmeye artık alıştım. Batı basınının öenmli bir kısmı ? New York Times, Economist, Financial Times her zaman aynı İngilizce konuşan, ve her zaman AKP ye yakın veya onun kontrolünde olan eksperlerden duyduklarını yazarlar. Economist'te yazan Amberin Zaman Taraf ve Today's Zaman' da çalışır. Taraf batıda AKP den ızdırıldığı bariz bilgilere dayanan, Ergenekon davası üzerine yazdıklarından dolayı cesur olarak tanımlanır (Türk basınında cesareti başka türlü tanımlama taraftarıyım. Yöneticisi hapistemi? Değil mi? Pek cesur sayılmaz.

Yabancı basının hiçbir eleştiri yapmadan hükümetin sözcüsü gibi Türkiyenin dış politikasını (İslamcı değil Osmanlıcı), Ergenekon davalarını (zulüm değil demokratikleşme), yeni Anayasa tasarısını (Weimar değil sadece Almanya) ve diğer Türkiye politik gerçeklerini yansıtmaları yabancı basının görevini kötüye kullanması olarak adlandırabiliriz. Herhangi bir Amerikan veya İngiliz gazetesini okursak bu gelişmeleri hakikaten "aşırı milliyetçilere karşi iyilerin zaferi" olduğunu zannederiz. Nadiren Ergenekonun saçma olduğunu duyarız: Bu aşırı milliyetçiler Maocu PKK, aşırı sol İhtilalci Halkın Kurtuluş Partisi, İslami Hizbullah, Milli Görüş, aşırı milliyetçi Türk İntikam tugayları, Köylü Kurtuluş partisi, Marksist Leninist Kom, nist parti ve İslami batı akıncılar cephesiyle işbirliği yapmakla suçlanıyorlar. Bütün bu işbirlikçileri aynı odaya koyarsanız çok zaman geçmeden birbirlerini öldürürler. Nadiren sanıkların birçoğunun aylarca hatta bir seneden fazla, bazen herhangi tıbbi bakım olmadan, bazen ölüme kadar ve çoğu zaman herhangi bir iddianame olmadan tutuklu kaldığını okursunuz.

Newsweek'ten Owen Matthews "Neden ABD İslamcıları kutlamalı" adlı yazısında "Ordu yenildi" diye seviniyor. "Politik mantık basittir: Darbe yapma niyetiyle kirli işler çeviren generallerin tutuklanması adaletin zaferidir. Askerlerin politikaya karışmasının sonunu getirmek demokrasinin zaferidir. Daha demokratik bir ülke daha liberal ve daha Avrupai olur... Ergenekon tutuklamaları Türkiye demokrasisinin olgunlaşmasında hayati bir adımdır. Uzun süreçte ordunun kuvvet kaybetmesi Türkiyeyi daha kuvvetli bir demokrasi ve daha dengeli bir müttefik yapar. Öyleyse Dünya AKP ye destek vermeli ve bu generallerin dönüşünü istememeli"

Gözümüzün önündeki gerçekleri ? Son zamanlarda Türkiyede liberal ve Avrupai herhangi birşey görüyormusunuz? Hamas liderleri çocuklarına Cameron değil erdoğan adını veriyor... . - bir saniye görmemezlikten gelelim, ve daha az açık bir düşünceyi inceliyelim: Batı basınında söylenmeyen fakat apaçık oartada olan varsayım Türkiyenin bir yanda Allahsız, düzene karşı, tank sesleri duymaktan keyf alıp darbe yapmak için darbe yapmak isteyen elitist generaller, ve diğer yanda muazzam ileri düşünceli tutucu dindarlar. Bunlar o kadar ileri düşünceli ve demokratik ki, bir yandan Thomas Jefferson'un ideallerini yayarken, diğer yandan doğuyla batı arasında dünyayı 27 ci yüzyıla taşıyacak bir köprü yapıyorlar.

Gerçek bu değil. Bunları söylemek Türkiyenin demokratikleşmede nekadar geri kaldığını, ve Türkiyenin %80 inin ne generallerden ne de tutucu dindarlar tarafında değil, sadece hükümetin ? bugün başta kim varsa ? eline gelen herşeyi çalmamasını istediği.

Mücadele yöneticiler arasında. Halk arasında değil. Bu yöneticilerin çoğunun elleri temiz değil, ve dokunulmazlıkları kaldırılana kadar, ve de halkın kendini yönetenleri seçmesinin ceplerini doldurmak olmadığını anlayana kadar da öyle kalacak. Buradaki asıl mücadele askeri veya dindar değil, güç ve çalma hakkının kimlerin olacağı. Din ve asker sadece halkın duygularıyla oynamak için bahaneler. Ve basın da elverince gayet kolay oluyor.

Batı basınında duygusallıktan uzak olan yazılarda teklif edilen Anayasada hakimlerin , yani yasama organının yürütme organı tarafından seçileceği söyleniyor. Nekadar demokratik. Söylenmesi gerekip söylenmiyen ise, yürütme organını başbakanın seçtiği ? parti liderleri kimin milletvekili olacağına bir diktatör gibi karar verirler - ve dolayısıyla bu reformun tehlikeli bir şekilde günümüzde de varolan otoriter eğilimi kat kat arttıracağı. Bu otoriter eğilimden askerleri suçlamak doğru değil. Türkiyede kim iktidar olursa olsun ülkeyi otoriter bir şekilde yönetti ve elindeki gücü kötüye kullandı. Yeni anayasa bu durumu düzelteceğine daha da kötüleştirecek. Eğer asker zayıflıyorsa, kuvvetlerin ayrımının çok daha kesin olması gerek. Bu olmazsa Türkiyenin gelecekteki liderleri ülkeyi bir diktatör gibi yönetebilecekler. Bu bariz, sağduyulu bir gözlem. Ama nedense bundan hiç bahsedilmiyor bile.

Batı basınının tekrarlaya tekrarlaya herkese gerçek olarak kabul ettirdiği başka bir kinaye de AKP nin yükselen bir Anadolu orta sınıfını temsil ettiği ve Anadoluda bir ekonomik mucize yaşandığı. AKP ye yakın birçok işadamı var, fakat hiçbir yerde yükselen orta sınıf ve mucizeye rastlayamadım. OECD üyeleri arasında gelir dağılımnda Türkiye Meksikadan önce, sondan ikinci. Bu bilgiye herkes ulaşabilir, ama tabi ulaşmayı istemek lazım. Bu durumda nasıl zenginleşen bir orta sınıftan bahsedebilirsiniz? Neden kimse sormıyor?

Türkler genellikle iyi niyetli bir halktır. Basında gördüklerini ve duyduklarına şüpheyle bakıyorlar. Gazze filosuyla ilgili konuştuğumuz bir kadın "TV ve haberlerde neler vardı gördünüz. Biz bundan ne daha çok ne daha az biliyoruz" dedi

Annesi "Şüpheli" dedi.

Onların başka birşey bilmeleri zor. Yabancı basının bu özrü yok.


2010-09-04 00:56:16


YORUMLAR






   

   

İDAM CEZASI GERİ GELSİN Mİ

EVET GELSİN
HAYIR GELMESİN