HABER ARŞİVİ

Daha rövanşı alınmadı

Bugün yirmi sekiz şubat, neş'e doluyor insan.
Ne güzel yürüttük tankları Sincan'dan    Çevik bir adam höykürdü işte
düşman!

Bugün yirmi sekiz şubat, yarasalara bayram...

Pek bir havalılardı, pek bir afilliydi zevatın hepsi.

Kara paltosunun cebine Cumhuriyet sıkıştırıp, çorba içerken iğrenç damlacıkları dudağına düşen, pos bıyık sahibi, gammazcı öğretmenleri vardı.
İmam-Hatipler'de muhbirlik yapardı hepsi.

Okul müdürlerinden hesap sorar, Milli Güvenlik Dersine gelen askeri gördükleri zaman ölmüş babalarını görür   gibi sevinirlerdi.

Baş örtüsü konusunda ''genel teftişe'' gelen askerin kıçının dibinden ayrılmayan eğitim artığı züppe dalkavukları fink atardı okul koridorlarında.

Her ilçede, her ilde gönüllü fişleme merkezleri vardı.

ADD dedin mi titrerdi bürokratlar, selamsız sabahsız dalarlardı kaymakamın bile odasına. Kamu kurumlarında mescid önünde pusuya yatar, namaz kılan
memurları tek tek fişlerlerdi.

Özellikle eşli balolar tertip eder, eşini getirmeyenin, zil zurna sarhoş olmayanın fiş defterine kendileri gibi meymenetsiz   soru işaretleri çakarlardı.

Sonra yargıçları vardı...

Gezi öğrencileri gibi otobüslere doluşup doluşup Genel Kurmay'a gider, hazır olda asker selamlar, brifing dinlerdi hepsi.

Militan demokrattı tekmili birden.

Kendileri gibi düşünmeyenler İran'a gitmeliydi. İsrail'de Hamas Militanı olmanın cezası    iki sene iken, bu memlekette Hamas sempatizanı olmaya on yedi yıl ceza veren izansız hakimleri vardı.

Bir gece vakti iki çocuk sahibi bir bayanın kapısına dayanan, yediği şamarla kıç üstü oturan fuhuş düşkünü nursuzları vardı.

"Top yekün savaş"manşetleri atan gazeteleri, bu kez sivil kuvvetler çözsün  diyen gazetecileri vardı.

Daha hiç yayınlanmamış "ulusa sesleniş" konuşmasını yayınlandı sanıp "yalan rüzgarı" manşeti atan şerefsizleri vardı.

İstiklal Marşı'mızın yerine Onuncu Yıl Marşı'nı ikame etmeye çalışan namussuzları vardı.

Çanakkale şehitlerimizin "Bedirin Arslanları" gibi görülmesine karşı çıkan Bedir Ashabını hakir gören (haşa) kansızları vardı.  Çayda çorba da ayağa kalkıp elleri patlayıncaya kadar tempo tutup, hançeresi patlayıncaya kadar "Türkiye laiktir, laik kalacak" diye bağıran goy goycuları vardı.

İkna odaları vardı; nice kızın göz yaşlarına şahitlik etmiştir duvarları. Mutlu, mesut yaşayan siyasi hayatı bitik yarasaları vardı.

İmam-Hatiplerin köküne kibrit suyu döktüğünü sanarken kendi
şakağında patlattığı silahla azabını daha dünya da yaşayan "bakar"ları
vardı.

Bunca gürültü içinde usul usul içleri boşaltılan bankaları, pek bir laik hırsızları vardı.    Derken millete 56 milyar dolar faturaları oldu.  Alay komutanı tadında rektörleri, kuvvet komutanı gibi YÖK başkanları vardı. Ellerinden gelse üç yeni Kuvvet Komutanlığı icad edeceklerdi. Medya kuvvetleri komutanlığı, yargı kuvvetleri komutanlığı, eğitim kuvvetleri komutanlığı.

Hiç utanmdadan "ordu göreve pankartları" açan sözüm ona genç beyinleri
vardı.

Yok yok lafımı geri alıyorum. Hiç birisinin beyine ihtiyacı yoktu. Memleketi pekala uyarı levhalarıyla idare edebilirlerdi. "Lüzumsuzsa söndür" "musluğu kapat" "kapıyı aç" "kapıyı ört" "açık alınla çık"  "baş örtünü çıkart"  "orduya sadık ol"   "orduya sadık ol ki şerefli olasın".

Sonra; vakti gelince millet çıktı sahneye. Aldı ellerinden düdüklerini, denize döker gibi döktü hepsini. Tel tel dökülmüş bir vaziyettelerdi zaten.    Kimisi barajda boğuldu, kimisi pijamalarını giyip kadın programları seyretmeye koyuldu. "Eşim emekli olunca evde durma diyor, o yüzden cumhurbaşkanı olmalıyım" diyen bir reis-i cumhur adayları vardı.    En son geçtiğimiz aylarda bir tiyatroda gördüm, o defile senin, bu gece mekanı benim dolanıyor ortalıkta. Şöyle bir bakış atıyor  magazin muhabiri çocuklara amatanıyan yok ne yazık ki.

Hey gidi hey! Bir zamanlar neydiniz paşam? Bu ne hal!!!    Bellemek isterken bellenenleri oldu. Bin yıllık süreçlerini de alıp, def olup gittiler hayatımızdan. Rezil, itibarsız, haysiyetsiz bir şekilde yok olup gittiler "bab-u hükümetten".    Şimdilerde akıllarına gelmiş demokrasi, insan hakları, özgürlükler... Beyler bayanlar bu veciz kavramlar o iğrenç ağızlarınızda    o denli eğreti duruyor ki; Ajdar, opera söylese emin olun bu kadar komik duruma düşmez.    Şimdiler de bazı gafilleriniz Ergenekon operasyonlarını rövanş olarak görüyormuş.

Durun daha!

Aceleniz ne? Henüz 28 Şubat'ın gerçek mağdurları sahnede değil, sazı sözü almadık elimize. İkna odasının mucidlerinden kesin dinsiz eğitim tasarısını Meclis'e getirenlere, yargıyı, medyayı brifingleyip, o brifinglere katılanlara, fiş manyağı tebaanızdan, belletmenlerinize kadar hepiniz, tümünüz, bu ateşe ağzıyla saman çöpü taşıyan karıncanızdan, bu yangının faili nemrudunuza kadar ölünüz, diriniz bila istisna "faşist nazi subayları" gibi aranıp, yakalanıp, yargılanmaya başlayıncaya kadar    sizinle rövanşımız daha
başlamamıştır.

Topunuzun resimlerini gazetelere basıp, altına da tükürün suratlarına yazmak gelir bazen içimizden ama sizle aramızda kadim bir asalet farkı var.


2010-03-03 07:10:44


YORUMLAR
Müslüman
2010-03-14 10:39:39
Hitler "gaz odaları" ile halletmişti bu işi, daha kolay oluyormuş; siz de düşünmez misiniz? Ama "ölünüz diriniz istisna" (cümle, tüm cümleleriniz gibi yanlış ya, neyse) meselesini Hitler bile düşünememişti.
Allah yardımcınız olsun; "gömlek değiştirenlerin" bu zulmünü böylesine kutsamak sizin gibi "gömlek değiştirmemekte kararlı(!) birine yakışıyor mu hiç?!. Ama "aramızdaki kadim asalet farkı" konusunda size katılıyorum; ve bunun için Allah'a binlerce kez şükür ediyorum.
Bir Müslüman böyle bir yazıyı nasıl kaleme alabilir?!.
Bir Müslüman "rövanş" gibi bir zulmü nasıl tasarayabilir?!.
Hz.Muhammed muzaffer bir şekilde Mekke'ye geri döndüğünde "rövanş" gibi bir uygulama yapmış mıydı?!.
Allah sizi affeder inşallah...
S.ÖZCAN
2010-03-12 23:45:06
Ajdarın opera söylemesi, inanın sizin bu yazdıklarınızdan daha komik olamazdı.






   

   

İDAM CEZASI GERİ GELSİN Mİ

EVET GELSİN
HAYIR GELMESİN