HABER ARŞİVİ

Dil Oğlanları Kolejinden Ermeni Meselesine Nasıl Gelindi?



Dil Oğlanları Kolejinden

Ermeni Meselesine Nasıl Gelindi?


Hilmi Tutar







Mart ve Nisan aylarının artık Türkler için, Amerikalılara karşı savunma ve ikna ayları haline geldiğini söylemek yanlış olmaz. Görünüşte Türk-Ermeni tehcir meselesinde Amerikalıların taraf olmamalarına rağmen ABD kongresine Türkiye?nin hesap verir duruma düşmesi yadırganacak bir durum gibi görünse de işin esası hiç de öyle değildir. 1915 olaylarına gelinmesinin temelinde ABD politikalarının yattığını, hatta Ermeni meselesinin bir soykırıma dönüşmesinin altında da ABD?nin olduğunu rahatlıkla söylemek mümkündür. İşte bu makalenin konusu da ABD?nin Ermenileri, adım adım bir örgü gibi işleyerek Türklere karşı nasıl düşman ettiğini ve sonra da isyana nasıl sürüklediklerini tarihi kaynaklardan anlatmak olacaktır.

Öncelikle Türklerin Ermenilerle ilk karşılaşmalarını ele alarak konuya girelim: Türkler Anadolu?ya geldiklerinde bir Ermeni devleti ile karşılaşmadıkları gibi zaten Ermeniler de toplu bir bölgede yaşamıyorlardı.

Çünkü Bizanslılar tarafından yüzlerce defa sürgüne tabi tutulmuşlar; Manastır?dan Kırım?a, Yemen?den Fas? a kadar dağılmış bir şekilde birçok bölgede azınlık olarak yaşıyorlardı. Bizanslıların niyeti Ermenileri Ortodoks yapmaktı. Ermeniler de buna direnince iki halk arasında düşmanlıklar başladı ve bunun sonuncunda da Ermeniler oradan oraya sürüldüler. Hatta Malazgirt savaşı öncesinde Bizanslılara karşı cephe alan Ermeni cemaatlerine Romen Diyojen?in ?Sefer dönüşüm Ermenilerin sonu olacaktır? tehdidini en iyi Ermeniler bilir. Anadolu?nun fethi ile Türk ordularının arkasına sığınarak gelen Ermeni cemaatleri,   Bizanslılardan alınan şehirlere yerleştirilir ve Osmanlı devletinin kuruluşuna kadar da Anadolu?daki Türk beyliklerinin arasında yaşarlar. İstanbul?un fethinden sonra da Fatihin kabul etmesiyle Ermenilerin İstanbul?a büyük çapta göçü olur. Çünkü İstanbul?da hem nüfusun değiştirilmesi hem de işyerlerinin bir an önce açılmasına ihtiyaç vardır. Bunun için Türk ve Ermeni halkına bedava evler ve dükkânlar tahsis edilerek buralara iskânları sağlanır. Bununla yetinilmez; Fatih, Bursa?dan tanıdığı Hovakim adındaki Ermeni bir din adamını İstanbul?a getirerek onu Ermeni Patriği ilan eder ve Kumkapıdaki bir Rum kilisesini de Ermeni patrikhanesine dönüştürür. O güne kadar Bizans kiliselerinde para ile ibadet eden Ermeniler, büyük bir dini özgürlüğe kavuştukları gibi ekonomik olarak da zenginleşirler. Türk-Ermeni ilişkileri yüzyıllarca böyle devam eder. Hatta Ermeniler, Osmanlı devlet yönetiminde göreve almaya başlarlar. Bunların bir kısmı da devletin en üst seviyelerine kadar yükselirler. Mesela Maraş Ermenilerinden Halil Paşa ve IV. Mehmet döneminde (1648 ? 1687) bir yılı aşkın süre ile Sadrazamlık yapan Süleyman Paşa bunlardan bazılarıdır. Hatta Süleyman Paşa Osmanlı hanedanlığına damat da olur.

Özellikle Yunan isyanından sonra devlet içindeki Ermeni asıllıların ağırlığı daha da artar. Çünkü isyana kadar Osmanlı hariciyesinin işleri genellikle Rum ve Ermeniler tarafından yürütürken bu isyandan sonra bu görevler tamamen Ermenilerin eline geçer. Tanzimat döneminde Osmanlı sadrazamlarının ve hariciye nazırlarının hemen hepsinin Ermeni danışmanları vardır. Yine bu dönemde Hazine-i Hassa Nazırlığı ile Şurayı Devlet üyeliği yapanları görürüz. II. Abdülhamit döneminde vali yardımcısı, kaymakam, hâkim ve adliyelerde görevlendirilen çok sayıda Ermeni asıllı Osmanlı vatandaşı olmuştur. Dönemin Zaptiye Nazırlarından Nazım Paşa tarafından hazırlanan bir raporda da Osmanlı Devleti bürokrasisinde hizmet eden 3 bin civarında Ermeni vardır.

Osmanlı ile Ermeni ilişkileri gayet iyi devam ederken Fransızlar tamamen ticari amaçla İstanbul?da bir dil okulu açmak için o günün Osmanlı yönetiminden izin almayı başarırlar. Osmanlı yönetiminin başında ise 17 yaşında, Rus asıllı bir Valide sultan(Kösem Sultan) tarafından yönetilen IV. Murat, Sadrazamlık görevinde ise Boşnak asıllı ve Sadrazamlık yaparken idam edilen Hüsrev Paşa vardır. İşte bu dönemde alınan izinle resmi kayıtlarda Dil Oğlanları Koleji (Saint-Louis) olarak geçen ve Osmanlı?da fitne tohumlarının atıldığı ilk merkez olarak bilinen bu kolej bizzat Fransa Kralı tarafından desteklenir ve finanse edilir. Sonra arkası çorap söküğü gibi gelir ve Osmanlı?da yüzlerce yabancı okul açılır. Dil Oğlanları Kolejinde öğretilen dillerden birisi de Ermenicedir. Sonra bu okullara Ermeni çocukları öğrenci olarak alınır; Müslüman çocukların girmesi ise yasaklanır. Örnek olması açısından 1856 yılına gelindiğinde sadece Elazığ?da yabancılar tarafından açılan Ermeni Okulu sayısı 11, 1866 da ise 31 olur. Bu bölgede hiçbir Fransız vatandaşı yaşamaz iken Fransız okullarının neden açıldığı Osmanlı yöneticileri tarafından çok sonraları sorgulanır.

1830?lara gelindiğinde ise Amerika ile Osmanlı devleti arasında ilk ticaret anlaşması yapılır. Amerika?ya en ayrıcalıklı devlet statüsü tanınarak tüm imtiyazlardan yararlanma hakkı verilir. Ayrıca bir diğer ayrıcalık daha sağlanır ki bu da Amerikalı tüccarların Osmanlı devletinde simsar kullanabileceği izninin verilmesidir. Simsar denince de akla Ermeniler ve Rumlar gelir.  Böylece Amerikalılarla Ermeniler zamanla öylesine işbirliği yaparlar ki, Ermenileri himayelerine aldıkları yetmezmiş gibi onlara vatandaşlık hakkı da verirler. Amerikalıların bir ülkeye girmek için uyguladıkları bir sistem vardır; önce ticaret, sonra misyonerlik arkasından da konsolosluk arak ülkeye yerleşmektir. İşte bu planın Osmanlılara uygulandığını görürüz.

Ticaret antlaşmasının yapılmasından daha dört yıl geçmeden Amerikalı misyonerler tarafından İstanbul Beyoğlunda bir Ermeni okul açılır. Bu misyonerler aynı zamanda Ermenileri Protestan yapmaya çalışırlar.  Bunun için o kadar çok çaba harcanır ki, sonunda devlet bile Protestanlığı ayrı bir cemaat olarak tanımak zorunda kalır.  Böylece Ermeniler Gregoryen, Katolik ve Protestan diye üç cemaate bölünürler. Aynı zamanda İngilizler Protestanları, Fransızlar Katolikleri, Ruslar Ortodoksları himaye etmektedirler.

Amerikalılar 1852?de en iyi misyonerlik faaliyetinin yapılacağı bölgenin Harput ovası olduğunu tespit ederler ve Harput?da bir Misyonerlik istasyonu kurarlar. İlk olarak adı Amerikan Fırat koleji olan bir okul açılır. Bu kolejin amacı Ermeni Protestan din adamı yetiştirmektir. Bine yakın Ermeni asıllı öğrencisi alınır. Arkasından burada hemen Amerikan konsolosluğu açılır. 13 Mart 1901 tarihli ABD arşivlerindeki bir rapora göre Harput konsolosluğundaki görevli Amerikalı sayısı 300, Ermeni sayısı da 16 olur. Yani tam bir misyonerlik merkezi oluşturulmuştur. Aynı raporda Elazığ dâhilinde yaşayan Ermeni nüfusunun üçte birinin Amerika?ya göç etmek istediği belirtilir.

Amerikalılar sadece Harputla kalmazlar; o yıllarda bir kasaba olan Mardin?de bile Amerikan Protestan Kız Okuluılır. Van?da hem erkek hem kız, Tarsus?da erkek kolejleri açılır. Daha somut bilgiler verirsek işin vahameti iyi anlaşılacaktır. Sadece Amerikalılar tarafından 1845?de açılan okul sayısı 7 iken, 1904?de Osmanlı İmparatorluğu içinde açılan okul sayısı 465 olur.  Bu okullarda okuyan öğrenci sayısı da 22 bin 867?dir. Bunun dışında Fransız okulları, Alman okulları, Rus okulları, İtalyan okulları, hatta İran okulları bile vardır. Ama konumuzun çerçevesini dar tutmak için sadece Amerikalıların Ermeniler boyutu ile yetineceğiz.

Özellikle Ermenilerin Osmanlı aleyhinde çalışmaya başlamalarında Fırat Amerikan Koleji, Antep Amerikan Koleji ve Merzifon Amerika Anadolu Koleji çok etkili olmuştur. Bu kolejler tüm gayrimüslimlere açık görünüyor gibi olsalar da öğrencilerinin yüzde doksanı Ermenilerden oluşmuştur. Bu kolejlerin tamamen siyasal faaliyet içinde oldukları sonraları anlaşılır.  Mesela Merzifon Amerikan Koleji aynı zamanda Pontus teşkilatının merkezi olur. Bu da ancak Türkçe öğretmeninin kolej civarında cesedinin bulunması üzerine okulda yapılan aramada çıkan evraklardan anlaşılır. Ayrıca sonraki yıllarda Tarsus Kolejinde Protestan propagandası yapıldığı gerekçesiyle kapatılır. Yıllarca Türkçe?den başka dil bilmeyen Ermeniler bu okullarda ?yalınıca Ermenice konuşulacak? baskısı ile karşılaştılar. Bu okullarda Osmanlı devletinden kopma ve bağımsızlık fikirleri aşılanır. Tarih boyunca bir milletten ziyade cemaat olarak algılanan Ermenilere, Milliyetçilik aşılanır, siyasal örgütlenmeleri sağlanır.

Daha sonra da silahlı ayaklanmalar gelir. Birinci dünya savaşında da Amerikalılar başta olmak üzere Avrupalıların ve Rusların Osmanlı?yı paylaşma planı çerçevesinde bir asırdır birlikte oldukları Türklere silah doğrultup Rusların yanında yer almaları sağlanır. İşgal güçleriyle bir olan Ermenilerin bir kısmı zorunlu göçe tabi tutulurlar. Sonrası malum?

Öte yandan bu okullarda yetişen ve mezun olan Ermeni gençlerinden başarılı olanlar daha üst eğitim görmeleri için Amerika?ya götürülürler. Sonra da Amerika vatandaşlığına alınırlar. Başta Osmanlı devletinde olmak üzere, sonra da Cumhuriyet döneminde ve başka ülkelerde birçok Ermeni asıllı Amerika vatandaşı böylece Amerika konsolosluklarında fiilen görev alırlar ve yüksek makamlara gelirler. Amerika siyasetsinde etkin güç olurlar.

Türkleri hiç tanıma fırsatları bile olmamış ülkelerin meclislerinde bile Türklerin soykırımla suçlanmalarının altında işte bu okullar da eğitim almış Ermeni çocuklarının çocukları ve en başta da Amerikalılar yatar. Bugün bu işin mücadelesini veren Ermenilerden ziyade Amerikanlaşmış Ermeniler daha etkindir. Onun için Ermeni meselesi artık tarihsel bir gerçeklikten çıkıp, hikâyelerle donatılmış siyasal bir öç almaya dönüşmüştür.









Kaynak:

-Polat Haydaroğlu, ?Osmanlı İmparatorluğunda Yabancı Okullar?, Kültür Bakanlığı Yay. 1990.

-?Türk Tarihinde Ermeniler, Rumlar, Yahudiler?, Tuğra Yayınları 1987.

-Orhan Sakin ?Osmanlı?da Etnik Yapı?, Ekim yayınları 2008.





2010-03-09 13:26:55


YORUMLAR
ziya
2010-03-10 10:54:43
Amerikalılır şimdi benzer bir planı da Kürtlere uyguluyorlar. Kürtleri Türklere düşman ede ede sonunda bu iki halkı da karşı karşıya getirecekler.






   

   

İDAM CEZASI GERİ GELSİN Mİ

EVET GELSİN
HAYIR GELMESİN