Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KPSS'de yaşananlara ilişkin iddialar ilk kez konuştu, ''Bu, işin ertelemesini ya da iptalini gerektirir mi, gerektirmez mi? Bu konuda tabii Denetleme Kurulunun vereceği karar çok önemli. Daha sonra tabii Denetleme Kurulunun kararına göre de yetkili merci adımını atacaktır'' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KPSS'de yaşananlara ilişkin iddialara yönelik, ''Bu, işin ertelemesini ya da iptalini gerektirir mi, gerektirmez mi? Bu konuda tabii Denetleme Kurulunun vereceği karar çok önemli. Daha sonra tabii Denetleme Kurulunun kararına göre de yetkili merci adımını atacaktır'' dedi.
Başbakan Erdoğan, NTV'de canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. KPSS ile ilgili iddialara ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, konuyla ilgili YÖK Başkanı ve Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'dan bilgi aldığını söyledi. Konuyla ilgili bir erteleme süreci ve YÖK Denetleme Kurulunun incelemesinin olduğunu belirten Erdoğan, şöyle konuştu: ''Bu erteleme, denetleme ve Isparta'da meydana gelen olay, ister istemez YÖK'ü de bu konunun üzerine çok daha farklı bir şekilde gitmeye sevk etti. Şu anda nihai kararı vermiş değiller. Bu denetleme neticesinde ne çıkacak buna göre bir karar verecekler. Adeta iki tarafı kirli bir değnek düşünün, bir tarafta 30 bin kazanmış görünen insan var. İnsanların yanında 300-350 kişinin malum aynı puanı almaları, bunların bir kısmının karı koca olmaları, kardeş olmaları gibi... Bu bilgiler bir gölge düşürüyor olaya. Onların böyle olması, sürece böyle bir gölge katması acaba bu, işin ertelemesini ya da iptalini gerektirir mi, gerektirmez mi? Bu konuda tabii Denetleme Kurulunun vereceği karar çok önemli. Daha sonra tabii Denetleme Kurulunun kararına göre de yetkili merci adımını atacaktır. Sonunda belki de bu iş yargıya gidecektir, gitmeyecektir onu henüz bilemiyorum. Bu konuda da arkadaşlar daha sonra bizleri bilgilendirecektir.''
''BİLARDO GİBİ GOL ATTIN''
Başbakan Erdoğan, 2012 Avrupa Şampiyonası Eleme Grubu'ndaki Türkiye-Belçika futbol maçına ilişkin bir soru üzerine de maçın ikinci yarısını izleme fırsatı bulduğunu söyledi.
Canlı yayına telefonla bağlanan Milli Takımın Kaptanı Emre Belözoğlu ile konuşan Başbakan Erdoğan, futbolcuları galibiyetten dolayı kutladı. Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener'i de arayarak kutladığını bildiren Erdoğan, Emre Belözoğlu'ndan Teknik Direktör Guus Hiddink'e de tebriklerini iletmesini istedi.
Arda Turan ile konuşan Erdoğan, milli futbolcuya ''Yine şanslısın. Bir yerlere vurdurarak bilardo gibi gol attın'' dedi.
Arda Turan'ın ''Başbakanım sizden bir şeyler öğreniyoruz hayırlısıyla'' demesi üzerine gülen Başbakan Erdoğan, maçın çekişmeli geçtiğini ifade etti.
''ÖLDÜK, ÖLDÜK, DİRİLDİK''
''Öldük, öldük, dirildik'' diyen Erdoğan, Belçika'nın Türkiye'ye ters bir takım olduğunu, ancak bu defa Türkiye'nin 3 puan aldığını belirtti.
Maçın ikinci yarısındaki coşkuları, gayretleri ve heyecanlarından dolayı futbolcuları kutlayan Erdoğan, yenen golleri ''şanssız'' olarak nitelendirdi.
Arda Turan'ın telefonu Nihat Kahveci'ye vermesi üzerine onunla da konuşan Erdoğan, Nihat'ı da tebrik etti.
Alınan galibiyetin Ramazan Bayramına ayrı bir tat kattığını ifade eden Erdoğan, ''Bu ara iki gururu birlikte yaşıyoruz. Bir taraftan futbol, bir taraftan basketbol. İkisinde de hakikaten başarılar arka arkaya geldi. Temenni ediyorum ki inşallah sonu da bu şekilde gelir'' dedi.
Kahveci de bayram öncesi alınan galibiyetten dolayı mutlu olduklarını söyledi.
CHP İFTİRA KAMPANYASI YÜRÜTÜYOR
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, referanduma hayır oyu vereceklerle ilgili, ''Bu darbeci zihniyeti desteklediklerini savunuyorum. Şimdi, normal zamanda ne söyleniyordu? 'Biz darbe zihniyetine karşıyız. Dolayısıyla bu darbe anayasasının değişmesi gerekir' diyorlardı. Şimdi bunu söyleyenler, nasıl oluyor da kalkıp da darbe zihniyetinin ortaya koyduğu böyle bir anayasayı destekliyorlar?'' dedi.
Referandum sürecinde siyasilerin üslubunun içeriğinin önemine dikkat etmek, doğru mu, yalan mı konuşulduğu, iftira mı atıldığı gibi konular üzerinde durulması gerektiğini belirten Erdoğan, ''CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun iftira kampanyası içinde, çamur at izi kalır mantığında olduğunu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin de olmayan şeyleri olmuş gibi göstermenin gayreti içinde bulunduğunu'' ifade etti.
Zaman zaman sert ifadeler kullanmış olabileceklerini, ancak hakarette bulunmadıklarını bildiren Erdoğan, ''CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun kendisini kalpazanlıkla suçlayacak kadar ileri gittiğini'' söyledi. Erdoğan, şöyle devam etti:
''Bir mahkeme dosyasındaki ifadeyi alıp, 'Bu ifadeyle suçlanıyor' demeniz, bir defa, şu anda sakat bir şeydir. Her şeyden önce kesinleşmemiş bir suçtan dolayı beni suçlayamazsın. O dosyanın içerisinde olan bizim dışımızdaki, milletvekili olmayanların hepsi beraat etmiştir. Benim orada bir tane imzam yoktur. Yönetim kurulu başkanı değilim. Bu benim belediye başkanlığı dönemime ait bir dosyadır, meşhur Akbil dosyasıdır. Bu dosya dolayısıyla yargılanan arkadaşlarımın hepsi beraat etmiştir. Sadece milletvekili olan 3 arkadaş, biz duruyoruz. Ben ne yönetim kurulu başkanıyım ne yönetimin içindeyim. Böyle bir durumum yok. Sadece o zamanlar belediye başkanı olmam hasebiyle beni de o sürecin içine katmışlardır. Arkadaşlarımın hepsinin ortak kanaati, zaten sizler milletvekili olmasanız, sizler de şu anda beraat etmiş olacaksınız.
Bir diğer konu, kalpazanlık nedir? Kalpazanlık karşılıksız para basma olayıdır. Şu ana kadar benim karakterimde, şahsiyetimde, kimliğimde böyle bir şey olsaydı, şu anda ülkemde herhalde bu konuda çok daha farklı bir konuma gelebilirdim. Ama tam aksine, bizim iktidarımız kalpazanlığı çökerterek, tam aksine, karşılıksız para basmamayı bu ülkede ispat etmiş bir iktidardır. Bizim dönemimizde karşılıksız para basılmamıştır. Artık bu iktidarda bir kalpazanlar çetesi yoktur. Dolayısıyla bu ifadeyi bu şekilde kullanmak çok çirkindir. Yasal haklarımızı koruyacağız. Bu konudaki şeylerini kendilerine aynen iade ediyorum. Böyle bir şeyi kabullenmem mümkün değil. O bakımdan bunları meydanlarda çok fazla dile getirmedim.''
''BULUNDUĞU MAKAMI BIRAKMAYA HAZIR MI?''
Başbakan Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun eviyle ilgili konuları sürekli dile getirdiğine işaret etti. Eğer samimiyse Kılıçdaroğlu'nu, bahsettiği eve gazetecilerle birlikte davet edebileceğini, evde altın musluk bulunup bulunmadığının, gazetede yayımlanan fotoğrafların doğru olup olmadığının görülebileceğini belirten Erdoğan, ''Eğer bu söylenenler yoksa, acaba kendisi şu anda bulunduğu makamı bırakmaya hazır mı? Çünkü siyasette söz ağızdan çıkar, çıktıktan sonra onun mahkumu olursun'' dedi.
''Evin 7 buçuk milyon dolar olduğundan bahsedildiğini'' ifade eden Erdoğan, ''Bırak 7 buçuk milyon doları, yüzde 50 indirimle buyursun gelsin, kim gelip alacaksa, buyursun alsın. Biraz daha pazarlık edebilirler, biraz daha düşebilir. Ayıptır ya, insan biraz utanır, sıkılır. Edep denilen bir şey var. Böyle taa 70'li yılların, 60'lı yılların politikasıyla bu ülkede politika yapılmaz. Bunlar geçti. Bunları benim halkım artık yutmuyor'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, belediye başkanlığı döneminde, belediye başkanının Florya'daki köşkünde değil, apartman dairesinde oturduğuna, şu anda da Başbakanlık Resmi Konutu'nda değil, Subayevleri'nde bir apartman dairesinde kirada oturduğuna dikkati çekerek, ''Acaba muhalefet böyle bir şeyi konuşuyor mu?'' diye sordu.
Erdoğan, şöyle devam etti: ''17 yıl distribütörlüğünü yaptığımız kurumla ilişiğimizi kesip, onu sattıktan sonra elde ettiğimiz imkanlarla burada kardeşlerim yerini aldı. Ben de şu anda ihtiyacım yok diyerek, orada kiracı olarak bulunuyorum. Kat karşılığı orayı yapan benim köylüm. Ondan kiraladığımız bir yerdir. Bunu ikide bir söylemenin... Artık bıktırdılar. Ayıptır. Utanır insan, sıkılır. Bunun cevabı verildi. Eğer, burada çok fazla yasal olmayan bir şey varsa, onun gereğini yapın. Sadece kendi parti grubu içinde birçoklarının villaları var. Kendisinin de söyledi söyledi, villası çıktı. Buyur. Ben çıkarmadım villasını, bak çıktı. Bunları konuşmanın zamanı değil. Artık, ortak bir sitedeki havuzu kalkıp getiriyorlar. Üstü açılır çatıymış. Böyle üstü açılan çatı yok.''
''DARBE ZİHNİYETİNİN ORTAYA KOYDUĞU BÖYLE BİR ANAYASAYI... ''
Başbakan Erdoğan, daha önceki bazı açıklamaları anımsatılarak, ''Sizce hayır diyenler darbeci mi olacak?'' sorusu üzerine, ''Bana göre darbe anayasasını savunduklarına göre darbecidir'' ifadesini kullandı.
Erdoğan, ''O zaman diyelim ki sizin anketlerinize göre, en son yaptığınız açıklamada, yüzde 55-45. Yüzde 45'inin darbeci olduğu bir ülkede yaşamak nasıl bir duygu?'' sorusuna şu karşılığı verdi: ''Bakın ben ne diyorum? Bu darbeci zihniyeti desteklediklerini savunuyorum. Şimdi, normal zamanda ne söyleniyordu? 'Biz darbe zihniyetine karşıyız. Dolayısıyla bu darbe anayasasının değişmesi gerekir' diyorlardı. Şimdi bunu söyleyenler, nasıl oluyor da kalkıp da darbe zihniyetinin ortaya koyduğu böyle bir anayasayı destekliyorlar?
92'ye 8 çıkan bir neticeydi değil mi, 12 Eylül? Nasıl oldu bu? Baskılarla olan bir şey değil miydi? Şimdi bunu benim milletim aynı şekilde geri çeviremez mi? O zaman 92'yi verenin içerisinde her zihniyetten partili yok muydu? Sağından da vardı, solundan da vardı. Halbuki kimin ne oy verdiğini kimsenin bildiği de yoktu. Ama öyle bir korku toplumu oluşturulmuştu ki buna yüzde 92'si o zaman evet dedi. Şu anda diyorum ki ben, bu tam tersine çevrilebilir. Çünkü bunu, aynı zamanda dikkat ederseniz, şu ifadeyi de kullanıyorum, 12 Eylül ile bir yüzleşmedir bu diyorum.''
Erdoğan, referanduma gidecek 26 madde ile yeni bir anayasanın ilk adımını attıklarını vurgulayarak, 2011'den sonra da geniş tabanlı, daha katılımcı bir anayasayı birlikte hazırlamayı önerdiklerini belirtti.
FATURAYI HEMEN AK PARTİ'YE KESİYORLAR
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avcılar'da CHP'li kadınlara saldıran kişinin tespit edildiğini ve ifadesinde AK Partili olmadığını söylediğini
Başbakan Erdoğan, eski TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın geçmişte bütün partilere ''Anayasa Uzlaşma Komisyonu'' kurularak, yeni Anayasa hazırlanması için çağrıda bulunduğunu, ancak CHP'nin böyle bir çalışma içinde bulunmayı kabul etmediğini söyledi.
Muhalefetin, halk oyuna sunulan paketi AK Parti'nin metni gibi göstermeye çalıştığını, kendisinin de bunun partisinin ya da şahsının projesi olmadığını, değişik kesimlerden alınan teklifler neticesinde oluşturulduğunu dile getirdiğini ifade eden Erdoğan, muhalefetin bunu göz ardı ettiğini kaydetti.
''Jüristokrasi'' konusundaki tartışmalara değinen Erdoğan, bu yöndeki görüşlerini meydanlarda verdiği örneklerle ispatladığını söyledi. Alsancak Limanı ile 1990'larda Türk Telekom'u özelleştirme çalışmalarının Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarıyla engellendiğini belirten Erdoğan, ''Adeta prangalarla yürüyorsunuz ve bunları kıramıyorsunuz, aşamıyorsunuz'' dedi.
CHP'li yetkililerin, Anayasa Mahkemesi ile HSYK'ya ilişkin maddelerin çekilmesi durumunda pakete evet diyeceklerini dile getirdiğine dikkati çeken Erdoğan, söz konusu 2 maddeye ilişkin değişiklik konusunda bilgi verdi.
Erdoğan, Anayasa Mahkemesine üye seçimi konusunda, ''Şu anda Avrupa'da veya dünyada, çünkü bu çalışmada genelde Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yapısını dikkate aldık, Meclislerin veya hükümetlerin Anayasa Mahkemesine üye vermediği ülke yok durumda. Bizdeki gibi bir seçim söz konusu değil. Hepsinde de federal meclis, federal konsey veya tamamını meclisin seçtiği ülkeler var'' diye konuştu.
Adalet Bakanı ve Müsteşarının HSYK'da yıllardan beri bulunduğunu belirten Erdoğan, referandum paketiyle kurulun üye sayısının 22'ye çıkartılmasının, 10 üyenin ilk derece mahkemelerindeki hakim ve savcılarca seçilmesinin ve Adalet Bakanının bazı yetkilerinin azaltılmasının öngörüldüğünü hatırlattı.
İlk derece mahkemelerindeki hakim ve savcıların seçeceği üyeler için en az 15 yıl görev yapmış olma şartı aranacağını ifade eden Erdoğan, kendi iktidarları döneminde yargıya alınarak, 15 yıldır görev yapan kimsenin bulunmadığını vurguladı.
Buna karşın iktidarın, ''Yargıda kendi yapısını oluşturuyor'' eleştirilerine uğradığını hatırlatan Erdoğan, ''Bu bir bilgi kirliliğidir, bu bir kara propagandadır. Başka bir şey değil. Gerçekçi olmamız lazım. Dürüst olmamız lazım'' dedi.
CHP'Lİ KADINLARA SALDIRI OLAYI
''CHP'nin yeni döneminde, bir haber geldiğinde üzerine atlama anlayışı'' olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, gelen haberin doğruluğunu araştırmanın söz konusu olmadığını belirtti.
''Bunu ne yazık ki temsil noktasında olan hepsi yapıyor'' diyen Erdoğan, CHP'nin örtülü Müslüman kadınları rahibelere benzettiğini, sonra da işi ''AK Partililer rahibeleri aşağılıyor'' noktasına getirdiğini söyledi. Rahibelerin kendi içinde, Müslüman kadının örtünmesinin de kendi içinde kutsiyeti olduğunu bildiren Erdoğan, ''Bunları birbirine benzetemezsin. Bunlar farklı şeyler. Benzettiğin zaman işte bu duruma düşersin'' dedi.
Avcılar'daki afiş olayının sorumlularını bulduklarını ve ortaya çıkardıklarını belirten Başbakan, şöyle konuştu: ''Hangi ajansla anlaşmışlar, hangi matbaada basılmış? Ve şimdi Avcılar Belediye Başkanının disipline sevk edilmesi söz konusu. Bugünkü olayla (CHP'li kadınlara saldırı) ilgili de hemen Genel Başkan bunun üzerine atladı. Biz bunu süratle takip ettirdik ve eylemin içinde bulunan kişi tespit edildi. Kendisi ifadeye çağrıldı. Bu kişi, Çetin Er. Düzce doğumlu. İfadesinde, 'Ben iddia edildiği gibi Adalet ve Kalkınma Partili değilim. 37 yaşındayım. Sadece bir kere Cumhurbaşkanlığı referandumunda oy verdim. Babam rahmetli Bülent Ecevit'e oy vermiştir. Benim de DSP'ye sempatim vardır. Fakat hiçbir partiye üyeliğim yoktur. Bu bayanlarla tartışmamın nedeni uykumu bölmeleri. Kendilerini bilgilendirmek istememe rağmen ısrar edip istirahatimden alıkoydukları ve bana hakaret ederek, sopayla saldırıp beni yaraladıkları içindir. Hatta kadınlar sopayla sırtıma dahi vurdular. Daha önce polisle karşı karşıya gelmemiştim. Bundan dolayı üzgünüm. Ben de bu bayanlardan davacı ve şikayetçiyim' diyor. Bu, Emniyetin tutanağı. Bayanlar da karşılıklı hakaretlerden bahsediyorlar.
Bütün gerçek ortada. Ama Genel Başkan çıkıyor, faturayı hemen AK Parti'ye kesiyor. Bu zihniyet aynı şeyi Danıştayda yaptı. Bu zihniyet o günden bugüne aynı şekilde gidiyor. Araştırın, elinize belgeyi alın, belgeyle konuşun. Devamlı suçüstü yakalanıyor, burada da suçüstü yakalandılar.''
SİLAH BIRAKAN TERÖRİST DEĞİL
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Terörist silahlı olduğu için terörist. Silahı bıraktığında terörist olmaktan çıkar, saygın bir vatandaş durumuna düşer. Olması gereken budur, bizim beklentimiz de budur. Ama bunlar şiddeti bir şantaj unsuru olarak kullanıyor. Bir defa Türkiye'nin bundan kurtulması lazım'' dedi.
Başbakan Erdoğan, BDP'nin referandumu boykot kararı ve özerklik talebine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Erdoğan, 2005 yılının Ağustos ayında söylediklerinin arkasında durduğunu ve partisinin söylediklerinin birçoğunu gerçekleştirdiğini ifade etti.
Olağanüstü hali kaldırdıklarını, Çekiç Güç'ün görevine son verdiklerini, kültürel adımlar attıklarını bildiren Erdoğan, Güneydoğu ve Doğunun tamamına bugüne kadar 24.5 katrilyon lira yatırım yaptıklarının altını çizdi.
Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu: ''Buralar artık ihmal edilen, terk edilen, ötelenen yerler değil. Eğitimde, sağlıkta, adalette böyle. Acil, orta, uzun vadede atılması gereken adımlar neyse bu adımları attık, atıyoruz ve atacağız. Fakat şu söyleniyor; 'yeterli değil'. Ben de diyorum ki yeterli olmayan neyse lütfen bilenler bize söylesin. Yapılabilir yanı varsa biz onları değerlendiririz. Ama mesela şimdi özerklik meselesinde özerk olmayan ne? Türkiye'nin içinde kalkıp da bunlar kendileri, demokratik bir özerkliği isterken neyi kastediyorlar? Ne yapmak istiyorlar? Türk bayrağının yanında bir bayrakla neyi ifade ediyorlar? Süs eşyası mı onların bayrağı? Bizim bayrağımızın renginde Türk'ün, Kürdün, Laz'ın, Çerkezin, Abazanın, hepsinin rengi var. Bir üniter yapı içinde Türkiye geleceğe yürüyor. Bizim birliğimizi, beraberliğimizi bozmanın gayreti içine girmeye ne gerek var? Türk Kürdüyle evlenmiş, Laz Arabıyla evlenmiş, Gürcüsü Arabıyla evlenmiş. Birbirimize girmişiz. Zenginliğimiz de burada zaten. Bunu tartışma konusu yapmanın ne anlamı var? Bunlar bizi birleştiren şeyler.
Resmi dil Türkçedir. Kendi dilini konuşabilirsin. Buna herkesin de saygı duyma mecburiyeti olmalı. Kimse bunu tartışmamalı. Rahatlıkla Kürtçeni konuş, ama kalkıp da sen resmi dil olarak Kürtçeyi dayatmaya kalkarsan böyle bir şey olmaz. Bu topraklar zaten imparatorluğun bakiyesidir. Bu topraklar üzerinde farklı operasyonlara gitmek veya böyle operasyona müsaade etmek kimin haddine. Böyle bir şeye biz hiçbir zaman müsaade edemeyiz. Bu konuda da kendileri zaten şeffaf değiller. Ne istediklerini tam manasıyla konuşabilmiş değiller. Bazı öyle garip şeyleri var ki onları kabullenmek mümkün değil. Biz, şu ana kadar yaptıklarımızın hiçbirini onlar istedi diye yapmıyoruz. Ülkemin gerçekleri neyi gerektiriyorsa o. Türkiye'nin batısında ne varsa doğusunda, kuzeyinde ne varsa güneyinde de o olacak.''
''BİR PARTİ OY SANDIĞININ ÜZERİNE ÇARPI İŞARETİ KOYAR MI?''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bölgede eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, enerjiye ve toplu konutuna kadar çalıştıklarını, KÖYDES projesini çıkardıklarını belirterek, şöyle devam etti:
''Onlar şiddete başvurmadan, şu elden bir defa silahı bırakmak suretiyle sürecin içine girsinler. Diyorlar ki 'Biz sürecin içinde olmadığımız sürece çözülmez'. Benim Kürt kökenli kardeşim, vatandaşım sürecin içinde BDP'de olarak mı olacak? AK Parti'nin içinde Kürt kökenli vatandaşım olduğu zaman sürecin içinde değil mi, CHP'de olduğu zaman sürecin içinde değil mi? Yasama organının içinde Kürt kökenli vatandaşlarımız var. Hepsi bölgenin veya bir etnik unsur olarak orada atılması gereken adımları atmanın gayreti içindeler. BDP'nin afişlerinden birinde oy sandığının üzerinde çarpı işareti var. Demokratik parlamenter sistemde demokratik hayatın vazgeçilmez unsuru olan bir parti kalkıp da oy sandığının üzerine çarpı işaretini koyar mı? Kendi kendini inkardır. 'Biz oy sandığıyla gelmiyoruz. Biz başka yollarla geliyoruz'. Doğru. Kendilerini tanımlıyorlar, başka yollarla geliyorlar. Boykot bana göre milli iradeye ipotek koymaktır. Şu anda BDP'nin gayreti budur.''
''İRADENİ PARLAMENTODAKİ ARKADAŞLARINLA BELİRLE''
Başbakan Erdoğan, devletin güvenlik güçlerinin hiçbir zaman silah bırakmayacağını vurgulayarak, silahını halkı için teröriste karşı, adi suçluya karşı her yerde kullanacağını kaydetti.
Erdoğan, ''Terörist silahlı olduğu için terörist. Silahı bıraktığında terörist olmaktan çıkar, saygın bir vatandaş durumuna düşer. Olması gereken budur, bizim beklentimiz de budur. Ama bunlar şiddeti bir şantaj unsuru olarak kullanıyor. Bir defa Türkiye'nin bundan kurtulması lazım'' diye konuştu.
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın bu konuda çok daha net olması gerektiğinin altını çizen Erdoğan, şunları söyledi:
''Bir yerlerden talimat alarak, bir yerlere danışarak kendi iradelerini oluşturuyorsa bu demokratik parlamenter sisteme yakışmaz. Parlamento çatısı altındaki arkadaşlarınla iradeni belirle, ona göre adımını at. Bir yerden bir şeyler bekleme. Bunu yaptığınız zaman ben de sizinle daha rahat konuşurum. Bunları biz burada çözelim. Şiddete karşı mısın değil misin? Bizle görüşürken karşıysanız, şu andaki tablolarına bakıyoruz demek ki şiddete karşı değiller. 21 Eylülde ne olacak, ne olmayacak? Bunu bize niye soruyorsun. Dağ ile irtibatı olanlar kimlerse onlarla bunları konuşun. Şiddeti bir şantaj aracı olarak kullanırsan hükümet böyle bir şantaja asla kurban olmaz.''
Erdoğan, ''BDP referanduma evet deseydi, sizin için iyi olur muydu?'' sorusunu, ''Görevini yapmış olurdu'' diye cevapladı. Değişiklik paketinin Meclis'teki görüşmelerinde BDP'lilerin konuşmalar yaptığını, ancak oy kullanmadığını anımsatan Erdoğan, ''Parlamentoya gelen, orada konuşmasını yaptıktan sonra oy kabinine gitmiyorsa konuşmanın anlamı var mı? Konuşur, oy kullanmadan giderseniz varlığınızın nedeni ortadan kalkar. Şimdi de kalkıyorsunuz vatandaşa aynı şeyi dayatmaya yöneliyorsunuz'' dedi.
BDP'lilerin siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıracak maddenin oylamasına neden katılmadığını soran Erdoğan, şunları kaydetti:
''Demek ki kapatılmaktan bu parti nemalanıyor, şimdi de demek ki eylemden nemalanıyor. Ortaya böyle bir şey çıkıyor. Kalkıp da demokratik parlamenter sistem içerisinde üniter yapısı teşekkül etmiş, 780 bin kilometrekaresiyle 73 milyonuyla kendisine birlik, beraberlik, kardeşlik bağlarıyla bağlanmış bir ülkeyi adeta kendi içinde bölmeye yönelik adımlara nasıl evet dersiniz? Böyle bir şey olabilir mi? Israrla üzerinde durdukları konu, olayı farklı bir yöne çekmek ve hükümeti kendilerine göre bir tuzağa düşürmek. Bunu neyle yapacaklar? 'Siz bizimle konuşmuyorsunuz'. Bizim sizinle oturup konuşmamız için öncelikle şiddeti şantaj aracı olmaktan çıkarman lazım. Bunu göreceğiz. Bunu gördüğümüz anda biz sizinle her şeyi rahat konuşuruz.''
''EN AZINDAN BİR YÜZLEŞME... ''
Başbakan Erdoğan, ''12 Eylül darbecilerinin yargılanıp yargılanamayacağı'' yönündeki tartışmalar hakkında karşılıklı bilgi kirliliğinin söz konusu olduğunu ifade etti.
''Yargılanır veya yargılanmaz. Biz şimdi dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili en azından bir yüzleşme olsun diye o şeyi pakette getiriyoruz'' diyen Erdoğan, başlamamış davalarda zaman aşımı olmayacağını söyledi.
Bunlarla ilgili başlamış bir süreç bulunmadığını ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Burada asıl söz konusu iade-i itibar. İşkenceler neticesinde, idamlar, vesaireler nedeniyle ölen insanlara iade-i itibarın sağlanması devlet olarak görevimizdi. Hükümet olarak devletin bu görevini bu değişiklikle yerine getiriyoruz.
Bu aslında çok önemli bir adım. Bu hükümet bunu başarıyor, fakat sürece katılmamakta direnenler var. Üzücü olan budur. Biz bunu başarıyoruz. Geçici 15. maddeyle ilgili değişiklik yapılıyor. En önemlisi bir zihniyet milli vicdanda mahkum ediliyor. Bu değişiklikle bunu başarmış olacağız.''
12 Eylül döneminde işkence gören, ancak Anayasa değişikliğine ''hayır'' oyu vereceklerin bulunduğunun belirtilmesi üzerine de Erdoğan, ''Bizim herkesi ikna etmek gibi mecburiyetimiz yok. Zaten kimse herkesi ikna edebilirim iddiasında bulunamaz'' dedi.
Erdoğan, ''O süreci yaşayan insanlardan 'niye evet diyorsun' diye tehdit altında olanlar var. İşkenceler, tırnakları sökülenler, hatıratında yazanlardan tehdit altında olanlar var. Koruma istediler bizden. Biz onlara koruma verdik'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, tehditlerin nereden geldiği sorusunu, ''Malum'' diye yanıtladı.
BEDELLİ ÇALIŞMASI YOK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bedelli askerlik konusunda şu anda herhangi bir çalışma olmadığı belirterek, ''Burada beklentiyi bence hiç artırmamak gerekir'' dedi.
Sanatçıların referandum konusundaki tavrına ilişkin soru üzerine Erdoğan, bir Başbakan olarak hiçbir sanatçının yaklaşım tarzına, kanaatine müdahale etme hakkını kendisinde bulamayacağını söyledi. Erdoğan, ''Bana göre hepsi saygındır. 'Evet' diyen de 'hayır' diyen de saygındır'' diye konuştu.
Tepkisinin engelleme girişimlerine yönelik olduğunu bildiren Erdoğan, ''Aslında onlar kendi haline bırakılsa inanıyorum ki büyük bir kısmı oy vermeye gidecek. Baskı altında tutulmadan oy vermeyene saygım var. Ama kendi iradesiyle baskıyla değil. Benim buradaki şeyim, onlara baskı yapılıyor ya, korkutuluyor ya, ölümle tehdit ediliyor ya, ona karşıyım'' dedi.
Anayasa metnine ''şunu koy'' diyenden bu konuda tavır beklediğini ifade eden Başbakan Erdoğan, sürece katılanların, daha önce 2001'de gazetelere ilan verdiğini anımsattı. Erdoğan, ''Orada bitaraf olmadınız, taraf oldunuz. Taraf olmayı da savundunuz. Şimdi aynı örgütlere diyorum ki şimdi de bitaraf olma'' diye konuştu. Erdoğan, ''nimette ortak, külfette yok'' şeklinde bir mantığın olamayacağını söyledi.
Kimsenin referanduma, ''güven oylaması'' diyemeyeceğini belirten Erdoğan, güven oylamasının partilerinin kendisine yönelik olduğunu belirterek, oysa referandumda kendileriyle birlikte ''evet'' diyecek parti ve sivil toplum kuruluşları bulunduğuna dikkati çekti.
''NASIL BİR ORAN''
Erdoğan, süreç içinde bazı sanatçılarla temasının olduğunu, bu tür görüşmeleri daha çok AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in yaptığını, kendisinin de bazılarıyla iftar sofralarında vesaire görüşmelerinin olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, sanatçılardan bir kısmının, milli birlik ve kardeşlik sürecine olduğu gibi anayasa değişikliğine de destek verdiğini belirtti.
''Nasıl bir oran sizi memnun edecek?'' sorusuna karşılık Erdoğan, şunları kaydetti: ''Bunun temel olarak ilkesi yüzde 50 artı 1'dir. Yüzde 50 artı 1'i aldığınız zaman bu ne demektir, halk oylaması evetle bitmiştir. Bu budur. İşin netice itibariyle rakamsal tespiti budur. Bunun yüzde 60 mı, 70 mi olur? Bunların üzerinde durmanın anlamı yok. Benim için asıl olan neticedir. Netice alındıktan sonra iş bitmiştir. Asla bu bir güven oylaması olamaz. Bu AK Parti'nin aldığı bir oy değildir. Bu Tayyip Erdoğan'ın aldığı bir oy değildir. Muhalefetin de aldığı bir oy değildir. Çok yanlış bir yaklaşımdır ve bunu muhalefet kasıtlı olarak böyle bir yere çekmeye çalışıyor.''
''MÜCADELE DEVAM EDİYOR''
Başbakan Erdoğan, ''Vesayet bitti mi, ne zaman bitecek?'' sorusu üzerine, şöyle dedi: ''Bunun bir takvimi olmaz. Dere yatağında akar. Bu yatağında tam aktığı zaman vesayetin orada bittiğini görürüz. Fakat şu anda bunun devam ettiğini görüyoruz. Türkiye'de birçok kurumlar içerisinde bu mücadelenin devam ettiğini görüyoruz. Ama şunu söyleyebiliriz her gün daha iyiye gidiyoruz. Bütün meselemiz, bütün derdimiz, kesintisiz bir demokrasiyi yakalamak. Kesintisiz demokrasinin yakalandığı an vesayetin bittiği andır.''
''Siz devleti yönetirken devletin içerisindeki birtakım yapılar, birtakım gizli pazarlıklar yürütebiliyor mu hala bu ülkede?'' sorusuna, Erdoğan şu yanıtı verdi:
''Gizli pazarlıkların tam manasıyla bittiği noktasında bir iddianın içerisinde bulunmam mümkün değil. Bizim gıyabımızda da bazı şeyler olabilir. Her şeyi biz dört dörtlük kontrol ediyoruz diyemeyiz. Çünkü yılların oluşturduğu bir devlet yapısı var. Ben bir başbakan olarak şu 8 yıllık dönemimizde bu işe tamamıyla nüfuz ettim, tamamıyla her şeyi A'dan Z'ye biliyorum iddiası içerisinde değilim. Böyle bir şey yok. Dediğiniz endişeler bende de var. Şunu çok açık, net söyleyebiliriz, bugün 7, 5 yıl öncesine göre çok daha iyi bir noktadayız.''
FAİLİ MEÇHULLER
Kayıplar konusunda iktidarın yapabileceklerine ilişkin soruya karşılık Erdoğan, elinde bilgisi, belgesi olanların kendilerine yardımcı olması halinde bunları neticeye kavuşturmaya gayret edeceklerini vurguladı.
Kendi dönemlerinde faili meçhullerin yok noktasında olduğunu ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti: ''Bu nokta çok kararlı yürüdük ve çok başarılı neticeler aldık. Ama çok daha öncesine yönelik faili meçhuller noktasında da biz çok açığız, çalışıyoruz. Bize ulaşacak bir bilgi, delil olduğu anda da onların üzerine şiddetle yürürüz. Benim Cumartesi Anneleriyle ilgili olarak aldığım bilgi şudur, Cumartesi Annelerini istismar edenlerin olduğu konusudur. O istismarın ortadan kalkması, gerçek manada Cumartesi Annelerinin faili meçhullerin kendileri olması halinde bilgi, bulgu ne varsa biz bunların üzerine hükümet olarak kesinlikle gideriz.''
Erdoğan, bu konuda kendisiyle görüşme talebinde bulunulması halinde ''seve seve görüşebileceğini'' belirtti.
''BAŞBAKAN BİR ŞEY SÖYLER... ''
''Vergi ve sigorta borçlarının yapılandırılmasının seçim ekonomisi yorumlarına neden olduğu'' değerlendirmelerinin hatırlatılması üzerine Başbakan Erdoğan, bu konudaki talebin TESK'ten geldiğini bildirdi.
Bunun üzerine ilgili bakanlara çalışma yapılması talimatı verdiğini ifade eden Erdoğan, bunun alelacele gerçekleştirilecek bir şey olmadığını, bu konuda bir çalışma yürütüleceğini söyledi.
Mali kural konusundaki sorular üzerine Erdoğan, IMF'den sıyrılan Türkiye'nin kendi içerisinde bir IMF oluşturmasının anlamı olmadığını vurguladı. Erdoğan, 7, 5 yılda mali disiplinden taviz vermediklerini, istikrarı, güveni bu şekilde sağladıklarını belirtti.
Yatırımların süratle yapılması gerektiğini, aksi halde kalkınma ve büyümenin hızlandırılamayacağını söyleyen Erdoğan, ''Mali kural yasalarla niye dayatılsın? Şu an dursun, erteleyelim, bunu daha sonda gündemimize alalım. Ama biz şu anda tam sıçramayı yapacağımız bir dönemde kendimizi bunlarla bağlamayalım. Çünkü Türkiye'nin yatırımlarla ayağa kalkması lazım'' diye konuştu.
''Devlet Bakanı Ali Babacan ile bu konuda görüş ayrılığı olup olmadığı'' yönündeki soru üzerine Erdoğan, ''Görüş ayrılığı olabilir, her zaman olur. Görüş ayrılığı olmaması diye bir şey yok ama sonunda nihai olarak başbakan bir şey söyler ve orada bu iş noktalanır'' dedi.
BEDELLİ ASKERLİK
Başbakan Erdoğan, bedelli askerlik konusunda da ''Bu konuda şu anda herhangi bir çalışma yok. Burada beklentiyi bence hiç artırmamak gerekir. Bu konunu üzerinde şu anda konuşmayı doğrusu gereksiz buluyorum. Ama hakikaten böyle bir adımın atılması noktasında herhangi bir gelişme olursa zaten bunu açıklarız. Ama şu anda gündemimizde böyle bir durum söz konusu değil'' diye konuştu.
GÖKÇEK'TEN HABERİM YOK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun annesinin etnik kökenine ilişkin sözleriyle ilgili, ''Melih Bey, ben duymadım, nerede, ne zaman söyledi. Ama Melih Bey söylemişse, yanlış söylemiş, yapmaması lazım'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından, atılması gereken bütün adımların attıklarını ve faili 36 saat içinde yakalayarak, yargıya teslim ettiklerini söyledi.
Hrant Dink'in ailesini evlerinde ziyaret ettiğini, daha sonra Başbakanlıkta kabul ettiğini belirten Erdoğan, olayın yargı aşamasında bulunduğuna dikkati çekti.
Aynı konuyla ilgili Başbakanlık Teftiş Kuruluna, olayın takipçisi olması için talimat verdiğini ifade eden Erdoğan, hukuk devleti içinde yapılması gerekeni yaptıklarını kaydetti ve işin takipçisi olduklarını bildirdi.
AB üyesi ülkelerde memur-işçi ayrımı olmadığına, sadece ''çalışanlar'' bulunduğuna işaret eden Erdoğan, bazı sendikalara, yaptığı görüşmelerde, işçi ve memurların birleştirilerek, ''çalışanlar'' olması yönünde öneride bulunduğunu anlattı.
Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: ''Öyle bir ülke haline geliyoruz ki bir taraftan işçilerle pazarlıktasın. O bitiyor, memurlarla pazarlık başlıyor. Yani bütün yıl, bunlarla pazarlıkla geçiyor. Bir de tabii, dengeleri bozuyor. Biriyle farklı anlaşma yapmak zorunda kalıyorsun, bir diğeriyle farklı anlaşma. Bunlar sizi bir defa adaletsiz bir yola doğru itiyor.''
İşçilerin çalışırken büyük para aldığını, emekli olduğunda düşük aylık; memurun ise çalışırken düşük maaş, emekli olduğunda işçiye göre daha yüksek aylık aldığına dikkati çeken Erdoğan, görüşmelerde, bu kesimlerin birbirini ''şikayet'' ettiğini söyledi.
Belediye başkanlığı döneminde yaşadığı enteresan bir olayı anlatan Erdoğan, ''Benim genel sekreterim gelip, şunu söylemiştir. 'Şu anda benim şoförüm' benden fazla maaş alıyor. Bu duruma gelmiştir'' dedi.
İşçi ve memur ayrımının kaldırılarak, yerine ''çalışanların'' getirilmesi önerisini tekrarlayan Erdoğan, şöyle konuştu: ''Belli bir skala içinde tabii ki grev hakkı olacak. Ama grev hakkının olduğu yerde işverenin de lokavt hakkı olacak. Bunlar lokavt hakkını kabul etmiyorlar, 'Böyle bir şey olamaz. Sadece grev olacak... ' Grev varsa lokavt da olacak. Ama bunun üzerinde çalışılır. Konuşalım, çalışalım. Sendikalarla tekrar bu konuyu oturalım, konuşalım. Burada en ideal, bu işin tek çıkış yolu, kesinlikle şu çalışanlar olayına girmektir. Bunu başarırsak, Türkiye bu konuda çok daha sağlıklı bir yola girecek ve çalışanlar uzun yılları, geleceğini çok daha rahat görebilecek. 'Acaba benim şu yıl durumum ne olabilir? Önümüzdeki yıl ne olabilir?' Hep bunun endişelerini taşımayacak. Elinde çünkü belli garantileri olacak. ILO sözleşmelerine zaten aykırı hareket de genelde burada söz konusu olamayacağına göre, bunun çok daha başarılı olacağına inanıyorum. Ama şu toplu iş sözleşmesi olayı toplu görüşmeden çok farklı. Çünkü burada Bakanlar Kurulu olarak biz kendimizi çekiyoruz. Niye? Hakem Kurulunda artık biz yokuz. Orada Hakem Kurulu oluşmuştur ve nihai kararı orası verecektir, Bakanlar Kurulu sürece müdahale etmeyecektir.''
GÖKÇEK DEĞERLENDİRMESİ
Başbakan Erdoğan, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in, ''CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun annesinin etnik kökenine'' ilişkin sözleri konusundaki görüşünün sorulması üzerine, şunları kaydetti: ''Aynı şeyi Kemal Kılıçdaroğlu için niye söylemiyorsunuz? Kemal Kılıçdaroğlu'nun kendisi benimle ilgili bu tür şeyleri söylüyor. Aynı şeyi onun için niye söylemiyorsunuz? Bu tür şeyleri söylüyor ve bunu genel başkan söylüyor. Buna benzer şeyler. Yok işte, mesela bazı kitaplardan, şuralardan buralardan alıntı yapmak suretiyle örneğin Ermeni, Gürcü, şu, bu filan. Bu tür şeyler.''
Bu tür ifadeleri MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin de kullandığına işaret eden Erdoğan, ''Bunların hiçbirisinin tasvip edilir yanı yok. Melih Bey, ben duymadım, nerede, ne zaman söyledi. Ben meydanlardayım, televizyonları tek tek takip edecek halim yok. Bu konudan da haberim yok. Bunu bir gazeteci yapmış olabilir, yapabilir. Ama Melih Bey söylemişse, yanlış söylemiş, yapmaması lazım'' değerlendirmesinde bulundu. Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı'nın parti Disiplin Kuruluna verildiğini anımsatan Erdoğan, kurulun kararına uyacaklarını söyledi.
GÖMLEKLER
Başbakan Erdoğan, Kılıçdaroğlu ile gömlek tercihlerine ilişkin bir soru üzerine, gömleklerini genelde Bisse ve Ramsey'den aldığını, bunun yanında zaman zaman dostlarının bazı hediyeleri olduğunu ifade etti.
Kılıçdaroğlu ile tartışma programına katılma konusunun kendisinin değil, Kılıçdaroğlu'nun ''derdi'' olduğunu kaydeden Erdoğan, ''Bu tür yaklaşım tarzları içinde olan, kredisini daha şimdiden tüketmiş olan bir genel başkandır benim nezdinde. Çünkü, o kadar seviye kaybına uğramış yaklaşımlarla konuşan, adap çizgilerini zorlayan, bazen de aşan bir kişiyle bu tür televizyonlarda tartışma programına çıkmam söz konusu değildir. O bir meşruiyet arayışı içindedir. O meşruiyeti, kusura bakmasın, ona verecek durumda da değilim'' diye konuştu.
BONO'NUN IPOD'UNU KIZINA HEDİYE ETTİ
Başbakan Erdoğan, U2'nun solisti Bono'nun armağan ettiği iPod'u kızı Sümeyye'ye hediye ettiğini söyledi.
U2'nun yıllarca Türkiye'ye gelmediğine dikkati çeken Erdoğan, arkadaşlarının gayret ederek, U2'yu Türkiye'ye getirdiklerini belirtti. Devlet Bakanları Egemen Bağış ve Hayati Yazıcı'nın bu konuda gayret gösterdiğini bildiren Erdoğan, şunları kaydetti:
''Olimpiyat Stadı'nda on binlerce insan ki 40 bin civarında, o akşam konsere katıldı. Bono, Egemen Bağış Bey'e teşekkür ediyor. Teşekkür ettiği anda orada gençler bir yuhalama çekiyorlar. Şimdi bu anlayışı, bu zihniyeti neyle izah edeceksiniz? Yani sizin için kalkacak, bakanlar devreye girecek. Bu ülkeye insan hakları noktasında, hakikaten büyük gayretleri, çabaları olan bir sanat grubunu alacak, getirecek ve sizlerin huzuruna çıkaracak ve siz orada kalkacaksınız, ona teşekkür ediliyor. Kim tarafından? O sanatçı tarafından. Kalkacaksınız, orada, o bakanınızı yuhalayacaksınız. Şimdi bunun izahı olabilir mi? Marifet iltifata tabidir. Ayıptır. Sen o bakanın partisini benimsemeyebilirsin, kabullenmeyebilirsin. Hepsine saygım var. Ama, o sanatçının huzurunda o bakanı sen yuhalayamazsın. Böyle bir hakkın yok. Burada çok ciddi bir erozyon yaşıyoruz.''
Pakistan'da yaşanan felaketin yaralarının sarılması konusunda destek isteyen Erdoğan, kendisinin de halk oylamasının ardından ülkeyi ziyaret etmeyi planladığını belirtti.