Politika

Başbakan'dan Esed'e: Eden bulur, Humus'un hesabı er ya da geç sorulacak

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mevlid Kandili'nde Humus'u kana bulayan Beşar Esed yönetimine sert uyarılarda bulundu. Beşar Esed'e seslenen Erdoğan, Gittiğin yol yol değildir. Bu yol çıkmaz sokaktır. Daha fazla kan akıtmadan, daha fazla masum kanı akıtmadan bu yanlış yoldan dönmesini tavsiye ediyorum. Beşar Esed'e bir kez daha kendi diliyle sesleniyorum. Ya Beşar, Men Dakka Dukka. Eden bulur. dedi.
Meclis AK Parti Grup Toplantısı'nda konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ağrı'da silahlı saldırıya uğrayan ve yaşamını yitiren Cumhuriyet Savcısı Hakan Kılıç'a Allah'tan rahmet diledi. Menfur saldırıyı şiddetle lanetleyen Erdoğan, İbrahim Subaşı Hocaefendi'ye de Allah'tan rahmet dileklerinde bulundu.
Ardından, Suriye'de yaşanan gelişmelere değinen Erdoğan, 2 Şubat 1982'de Hama şehrinde çok acı bir katliam yaşandığını, ağır silahlarla Hama şehrini kuşatan Suriye ordusunun, kadın, erkek, çocuk, yaşlı, hasta demeden 30 bin masumu katlettiğini belirtti. Hama katliamının öncesinde ve sonrasında Suriye'de hapishaneler başta olmak üsere, sorgusuz sualsiz işkence ile insanların katledildiğini ifade eden Erdoğan, Uluslararası toplum meselenin üzerine gitmedi. Olayın üzeri kapatıldı. Aynı yıl Şatilla kampında 4 bine yakın masumun katledilmesine seyirci kalan uluslararası toplum, 30 bin insanın ölümüne sessiz kaldı. Çünkü ölenler Müslüman'dı. Filistinli, Suriyeli, Ortadoğulu'ydu. Emzikleri ağızlarında katledilmiş çocukları terörist diye yaftalayıp üzerini örtmeye çalıştılar. Bu, daha büyük bir insanlık ayıbıydı. İnsanlık adına verilmesi gereken tepkinin verilmemesi vicdanların daha fazla kanamasına sebep oldu. İslam coğrafyasında tüm Müslümanların kalplerinde ağır bir yara açtı. O katillerden, diktatörlerden hesap sorulmadı. O katliamı yapanlar, dünyada yargı önüne çıkmasalar da zalim olarak insanlık vicdanında yargılandılar. İsimlerini diktatör olarak yazdırdılar. şeklinde konuştu.

MODERN FİRAVUNLAR
Diktatörlerin, işgal edilmiş topraklarını değil kendi insanlarını katlettiklerine işaret eden Erdoğan, Tankların önüne kendi kardeşlerini koydular. İran, Irak savaşında 1 milyon askeri kim öldürdü. Batılılar mı öldürdü. Halepçe'de Kürtleri kimyasal bombalarla Siyonistler mi yaptı. Basra, Necef, Bağdat'ta insanları yabancılar mı katletti? Tamamı kendisini Müslüman olarak nitelendiren, demir yumruğunu sadece kendi kardeşlerinin üzerine indiren modern firavunlar yaptı. El ele yaptılar. Yeri geldi dışarıdan gelenlerle birlikte yaptılar. Bu zorbalar, zalimler hak ettiklerini de buldular. Bu zorbaların, halkına yaptıklarına dur demeyen insanlık adına kılını bile kıpırdatmadı. değerlendirmesi yaptı.

HUMUS'UN HESABI ER YADA GEÇ SORULACAKTIR
O diktatörlerin, babalarının izinden gidenlerin, hak ettiklerini mutlaka bulacaklarını ifade eden Erdoğan, Hama'da 30 bin masumu katleden Baba Esed'in bütün İslam dünyasının hafızasında yargılandığını söyledi.
Acımasız bir diktatör olarak tarihe adını yazdırdığını kaydeden Erdoğan, Beşar Esed yönetimine tepki göstererek şöyle dedi: Bugün Humus'ta yüzlerce masumu katledenler, adli ilahiden önce kendi halklarının önünde hesap verecektir. Hama'nın hesabı sorulmadı ama emin olun ki er ya da geç Humus'un hesabı sorulacaktır. Ne diyor Beşar Esed 'ölene kadar savaşırım.' Madem ölene kadar savaşacak kahramansın, neden Golan tepeleri için ölene kadar savaşmadın. Senin kahramanlığın, kendi mazlum masum halkına mı? Bu mu kahramanlık, bu kahramanlık değil, korkudur. Korkaklıktır. Hiçbir zulüm karşılıksız kalmaz. Mazlumun ahı er ya da geç mutlaka ama mutlaka çıkar. Irak, Libya, Mısır'da çıktı. Şüpheniz olmasın Suriye'de de çıkar.

BAAS PARTİSİNİN SIRTINI SIVAZLAMAYACAĞIZ, HALKIN YANINDA OLACAĞIZ
Suriye'nin, Türkiye için sıradan bir komşu, sıradan bir halk olmadığına dikkat çeken Erdoğan, Cilvegözü'nden başlayın, her kilometrede tarihimizin ortak medeniyetimizin eserlerini görürsünüz. Selahattin Eyyubi'nin türbesinden, Sultan Vahdettin'in kabrinden Hicaz demiryoluna kadar her metrekarede bizim ortak tarihimizin eserlerini görürsünüz. Haçlı seferlerinden kurtuluş savaşlarına kadar bu topraklarda birlikte yaşadık. Suriye halkı bizim kardeşimizdir. Kardeşlik, tarihe kanla yazılmış bir tarihtir. Suriye'de olup bitene karşı sessiz kalamayız. Suriye'de olanlara sırtımızı dönemeyiz. Biz anamuhalefet partisi ve muhalefet partisi gidip kendi halkını katleden zalimlerin sırtını sıvazlamayız. Aynı kafayı, zihniyeti paylaştığı için Baas partisine destek verdi. Biz Baas partisiyle değil, mazlum Suriye halkının yanında olacağız. dedi.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLERDE YAŞANAN FİYASKODUR
Başbakan Erdoğan, 9 yıldır Beşar Esed yönetimine 'geçmişin acılarını silin, babanızdan farklı olduğunuzu, babanızın izinden yürümediğinizi Suriye halkına gösterin' dediklerini söyledi. Erdoğan, reformların hayata geçmesi adına Suriye için umutlandıklarını, ancak Esed'in verdiği sözleri tutmadığını kaydetti.
Beşar Esed'in, babasının izini takip etmeye, verdiği tüm sözleri çiğnemeye devam ettiğini ifade eden Başbakan, Bize verdiği sözlerin arkasında durmadı. 3 şubat akşamı, tıpkı babasının yaptığı gibi yüzlerce masum insanı katletti. Gittiğin yol, yol değildir. Bu yol çıkmaz sokaktır. Daha fazla kan akıtmadan, daha fazla masum kanı akıtmadan bu yanlış yoldan dönmesini tavsiye ediyorum. Beşar Esed'e bir kez daha sesleniyorum. 'Ya Beşar, Men Dakka Dukka, eden bulur. diye seslendi.
Suriye meselesinin, bir ülkenin iç meselesi olarak görülemeyeceğini, bölgesel mücadelelerde enstrüman olarak da değerlendirilemeyeceğini kaydeden Erdoğan, Suriye, dünyada herkes için bir samimiyet testidir. Gereken tepkiyi vermeyenler büyük vebal altındadır. Birleşmiş Milletler'de yaşanan süreç fiyaskodur. Uluslararası toplumun vicdanını tutsak almıştır. Zalimin eline öldürme lisansı vermesi kabul edilebilir değildir. Dahası insanlığa, vicdana sığmaz. Veto yetkisini haiz olmanın sorumluluğu büyüktür. Hak, adalet, hakkaniyet olarak bakılmalıdır. Zulmün devam etmesine yeşil ışık yakılmamalıdır. Cinayetler, toplu katliamlar yaşanırken, uluslararası toplum bu gidişata dur bile diyememiştir. Esed yönetimi bu basiretsizliği, kanlı politikalarını devam ettirmek için kendisine verilmiş açık bir çek gibi yorumlarsa, bunun hesabını kim verebilir. uyarılarında bulundu.

SURİYE İÇİN ÜLKELERLE YENİ BİR GİRİŞİMİ BAŞLATACAĞIZ
Suriye meselesinin, soğuk savaş misali kutup mücadelelerine feda edilemeyeceğini dile getiren Başbakan Erdoğan, bu şekilde hareket eden ülkelerin üzerine Suriye'de akan kanın sıçradığını belirtti. Erdoğan, şöyle devam etti:
Bu insanlık ayıbı onları da içine çekiyor. Bölgemizdeki tüm sorunların müzakere zemininde çözülmesi gerektiğini vurguladık. Çatışma olmasın, kan akmasın diye mücadele ettik. Sorunun varlığı konusunda bir kafa karışıklığı yaşanıyor. BM üyesi kimi ülkelerden gelen açıklamalar, yaşanan dram karşısında büyük bir duyarsızlık, pişkinlik olduğunu gösteriyor. Uluslararası güç dengelerine kurban edilirse sağduyu tamamen ortadan kalkar. Biz Türkiye olarak, Suriye'deki kardeşlerimizin yanında olmayan katliamlara yüksek sesle tepki vermeye, uluslararası toplum için gayret sarf etmeye çalışacağız. Dünya kamuoyunun dikkatini, Suriye üzerinde toplamaya devam edeceğiz. Bazı ülkelerle yeni bir girişimi de bu noktada başlatacağız. Arap Ligi'nin Suriye ile ilgili girişimini aynı şekilde desteklemeye devam edeceğiz.


AMERİKALI YAZAR YANLIŞ YÖNLENDİRİLMİŞ
Türkiye'nin, artık haber olma kompleksinden kurtulduğunu belirten Erdoğan, Amerikalı yazar Paul Auster ile ilgili çıkan habere göndermede bulunarak, "Amerikalı yazar çok yanlış yönlendirilmiş. Biz buna güler geçeriz. Ancak burada gözden kaçırılan bir durum var. CHP genel başkanı tarafından bu sözler cımbızlandı iç politika haline geldi. Bu tartışmayı, polemiği başlatan biz değiliz. Kılıçdaroğlu'dur. Türkiye'yi antidemokratik bir ülke olarak değerlendiren o yazarın en son İsrail'e gittiğini hatırlatınca, bu yazar 'İsrail'de tutuklu yazar ve gazeteci yok' dedi. Anamuhalefet partisi lideri bu ifadeleri papağan gibi tekrarladı. 'İsrail'de tutuklu gazeteci kaç?' diye sordu. Bu tarihe geçecek ifadelerinden dolayı kutluyorum. Bu sözleriyle Kılıçdaroğlu, birilerinin takdirine, hayranlığına mazhar olmuştur. İsrail'e arka çıkan bu sözleriyle birilerinin gözüne girmiştir. Mavi Marmara'nın olaylarından sonra eleştirilerimize Tel Aviv değil Kılıçdaroğlu Keşan'dan cevap vermişti. 'Ben olsam Mavi Marmara'yı Gazze'ye göndermezdim' diye tarihe geçecek bir laf etti. Tabi teneke." 

"İSRAİL'DE TUTUKLU GAZETECİ YOK DEMEK FİLİSTİN DAVASINA HAKSIZLIKTIR"
Kılıçdaroğlu'nun, kendi cümlelerini kuramadığını, bir gün BDP'nin papağanı vagonu olduğunu, bir başka gün yazarın peşinden gittiğini söyleyen Başbakan, Filistinli, sürgünde yaşamını yitiren Mahmud Derviş'in şiirini okuyarak şu açıklamaları yaptı: "O yazar CHP'nin davetine icabet eder buraya gelirse, lütfen Türkiye'den sonra birlikte İsrail'e gidin aksi taktirde bu seyahat eksik kalır. Gazze'yi gören tepede piknik yapsınlar. İsrail'de tutuklu gazeteci, yazar yok desinler. İsrail'de tutuklu gazeteci yok diyen en hafif tabiriyle yalancılıktır. Gazze'ye haksızlıktır, Filistin davasına, Filistin şehitlerine, sürgünlerine haksızlıktır. Öyle şairler, yazarlar var ki sürgünde. Filistin sokaklarında ölemeyen İsrail hapishanelerini göremeyen sürgünde ölen nice yazar, şair gazeteci var. İsrail'de tutuklu gazeteci yok demek 30 yıl ülkesine gidemeyen yazarlara haksızlıktır. Filistinlileri insan, yazar, gazeteci olarak görmüyorlarsa İsrail'li gazetecileri, İsrail askeri sansür komisyonuna sorsunlar." 

KILIÇDAROĞLU'NA ROJ TV'Yİ SAVUN ÖNERİSİ
Son derece art niyetli senaryo ve kampanya yürütüldüğünü dile getiren Erdoğan, bazı yazarları yedeğine alan Kılıçdaroğlu'nun Türkiye'yi lekeleyerek son derece çirkin kampanya yürüttüğünü söyledi. 
Kılıçdaroğlu'nun, kendi ülkesini zedelemek adına bu kampanyayı yürüttüğünü ifade eden Erdoğan, "Asıl önemlisi, CHP, Ergenekon davasını önemsiz hale getirmek adına bu kampanyayı yapıyor. Cebinden basın kartı çıkan teröristi savunuyorsun da ROJ TV'yi de savun. Git Danimarka'ya savun. Batıda gazeteciler darbe planlarının içinde yer almıyor. Darbeye zemin hazırlamak için birilerine kitap, haber yazdırıp parti kapatma davalarına delil olarak koymuyorlar. Bu andan itibaren bu kara propaganda ile mücadele edeceğiz. Mücadeleyi yoğunlaştıracağız. Yürütülen bu kampanyayı da boşa çıkaracağız. Tüm dünyaya Türkiye'de gazetecilerin, yazarların değil, darbe eğiliminde olanların yargılandığını tekrarlayacağız. Acziyetli bir genel başkan böyle olaylara önayak olamaz. Fransa'da hükümete destek veriyorsunuz. Senin yıllardır içine ait Dersim meselesini sen hariç tüm insanlar konuşuyor. Dersim konusunu konuşmayı yasaklayacaksın, Diyarbakır il yönetimini görevden alacaksın, Türkiye'de özgürlük yok diye makale yazacaksın. Bırakın Türkiye'yi, CHP, bile böyle bir genel başkanı hak etmiyor." dedi.

'DİNDAR KAMPANYASI' BAYAT
Başbakan Erdoğan, 'dindar nesil yetiştirme' açıklamasının ardından başlatılan irtica kampanyalarının periyodik aralıklarla kamuoyunun önüne getirildiğini dile getirdi. İrtica diyerek insanların idam edildiğini, hükümetlerin elinin, kolunun bağlandığını dile getiren Erdoğan, Türkiye'nin dini, milli, manevi değerlerinin ayaklar altına alındığını vurguladı. Erdoğan, 'dindar nesil yetiştirme' sözlerinin ardından başlayan tartışmalara değinerek, "Dindar nesil gençlik kavramı üzerinden yürütülen kampanya, son derece bayat bir kampanyadır. Bu kampanya o kadar bayattır ki 31 Mart Vak'ası'ndan bu yana, 103 yıldır temcit pilavı gibi bu ülkenin önüne getirilmiştir." dedi. 
İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy'un 'Zulmü Alkışlayamam' şiirini okuyan Erdoğan, kendisini eleştirenlere 'İrticanın şu sizin lehçede manası bu mu?' diye sordu. Kendilerine mürteci yaftası vurmaya çalışıldığını, Türkiye'nin hiçbir zaman irticaya prim vermediğini kaydeden Erdoğan, şunları söyledi: 
"İrtica korkusuna, kampanyasına çok ama çok büyük bedeller ödendi. Kimi aşağılamak istedilerse yobaz dediler. 31 Mart'ta, 27 Mayıs öncesi, 28 Şubat, AK Parti kapatma davası öncesinde yürütülen kampanyanın tıpkısının aynısıdır. Kusura bakmayın, biz bunları yutmayız. Biz siyasi mücadelemiz boyunca bu kampanyaları aşarak bugünlere ulaştık. Biz bu yolda, elinden irtica oyuncağı alındığı için kimlik bunalımı yaşayan yazarlarla değil, biz milletimizle gidiyoruz. Bize milletimizden başka hiç kimse yol çizemez. Televizyonlarda veryansın ediyorlar, sizin veryansınınız değil halkımın veryansı önemli. Onun da ölçüsü sandıktır. Hem demokrasi diyeceksin hem başbakan niye böyle konuşuyor diyeceksiniz. Milletimin diliyle konuşuyorum ben. Siz milletin dilini anlamadınız, bu ülkede 10 yıllardır iktidar olamadınız, olamayacaksınız. Anayasa'nın 24. maddesini açın okuyun. Anayasayı kabul etmiyorsunuz, o zaman bir dindar insanın çağdaş olabileceğini neden düşünmüyorsunuz. Hem dindar hem çağdaş olamaz mı bir insan. Ama bunların dindarlık anlayışı da farklı. Bunlar çağdaşlığı da anlamış değiller." 

"FATİH PROJESİ'YLE HEPSİNE DERS VERDİK"
Çağdaşlık konusunda Fatih Projesi'yle kendilerini eleştirenlere ders verdiklerini söyleyen Erdoğan, "İnternet, bilgisayar yeni mi icat oldu. Niçin bunları okullarımıza, yavrularımızın önüne koymadınız. Yüzde 10 faizi bile yüksek gören iktidar var. Hiç kimse çok bilmiş edasıyla bize istikamet gösteremez, efendilik taslayamaz. Bizim rehberimiz millettir. Bu hükümetin gizli ajandası var, ensemizde boza pişirilmesine asla ve asla müsaade etmeyiz. Bizim iktidarımızda ikna odaları yok. Bu ülkede 10 yıllar boyunca dindarlara ikinci sınıf muamelesi yapıldı. Namaz kılanlar, oruç tutanlar, başörtüsü takanlar, selam verenler dışlandı, aşağılandı." diye ifade etti. 

"GENÇLİK ZARARLI ALIŞKANLIKLARA ÖZENDİRİLDİ, KENDİ DEĞERLERİNE YABANCI EDİLDİ"
Daha önceki dönemlerde gençlik zararlı alışkanlıklara özendirilirken, kendi değerlerine yabancı hale getirildiğini söyleyen Erdoğan, "Çok uzağa gitmeye gerek yok, 2000'li yıllarda başörtülü öğrencileri ikna odalarına alanlar CHP tarafından ödüllendirildi. Elinizde dindarlığı ölçecek alet mi var diyorlar. Dindarlığı ölçecek değiliz. Bizim uluhiyyet kavgamız yok. O ancak Kadir-i Mutlak olan Allah'a aittir. Siz bu ülkede yıllarca laikliği nasıl ölçtünüz, hangi cihazı kullandınız. Üniversitelerde başörtülü kızların laikliğini nasıl ölçtünüz. Başörtüsüyle ilgili düzenlemeyi neden Anayasa Mahkemesi'ne götürdünüz ey Kılıçdaroğlu. Siz önce millete bunu anlatın. Dindar bir nesil derken neyi kastettiğimi anlıyor musunuz. İmam hatiplerle sorununuz ne. Katsayı konusuna neden bu kadar takıldınız. Siz önce bunu anlatın. Sadece bize oy verenlere değil, herkese biz 9 yıldır hiçbir dayatmanın içinde olmadık, bugün de değiliz, yarın da olmayacağız. Biz geçmişte yaptıkları gibi öğrenci formatlama gayretinde değiliz. Örneği olmayan Fatih Projesi başladı." şeklinde konuştu. 

"ZİHİNLERİ DEĞİL BİLGİSAYARLARI FORMATLARSINIZ"
Bilgisayarın, internetin olduğu okulda dayatma olamayacağını kaydeden Erdoğan, "Televizyonlarda konuşan, adının önünde Prof. yazanlara sesleniyorum. Haberin var mı hoca. Olsa olsa bilgisayarları formatlarsınız ama zihinleri asla formatlayamazsınız. Elbette her siyasi partinin nesil tasavvuru vardır. Dini, milli, manevi gençlik tasavvurun neresi yanlış. Hiçbir parti kendi tasavvurunu topluma dayatamaz. Biz toplum mühendisliğine de siyaset mühendisliğine de karşıyız. Sorun, diğer partilerin böyle bir vizyonu olmamasıdır. Bizler milletimizin rızası istikametinde anayasa ve yasalar çerçevesinde 9 yıldır ne yaptıysak onu yapmaya devam edeceğiz. Devletin, zihinleri tek tipleştirmesine karşıyız. Aynı şekilde çocuğu ateist olarak yetiştirmek isteyenlerin dayatmalarına da karşıyız. Bize oy verenler kadar vermeyenler de müsterih olsun. Bu hükümet 75 milyonun hükümetidir. Milletimiz, bize inansın, bize güvenmeye devam etsin. Milletin rotasında ilerleyeceğiz." diye konuştu. 


07.02.2012

POLİTİKA KATEGORİSİNİN DİĞER HABERLERİ

YORUMLAR
Adınız/Rumuzunuz

E-posta Adresi

Doğrulama Kodu :     >




Tüm Yazarlar >



   

   

HÜKÜMET 3+3 ZAM TEKLİFİ İLE MEMURLA DALGA MI GEÇİYOR?

Evet
Hayır
Belki