“Elbet Bir Gün” demiyor artık şarkılarımız, “Senede Bir Gün’e” ise kimsenin tahammülü yok, Sakız Hanımla Mahur Beyi tanıyan ise kalmadı
onların yerini ıssız adamlar aldı, eşsiz kadınlar ..
her şey gibi zamanla o da değişti, o da zamana teslim oldu
ama yine de yediden yetmişe kime sorsanız herkesin dilinde o var
kafelerde, caddelerde, sokaklarda, sahil kenarlarında, parklarda, okullarda
sohbetlerimizin orta yerinde, okuduğumuz kitaplarda, izlediğimiz filmlerde
televizyon bilgisayarlarımızın ekranlarında, telefonlarımızın tuşlarında
her yerde ama her yerde o var
herkesin bir derdi var onunla, alıp veremediği birşey
peki öyleyse bu sevgi, aşk dedikleri şey ne? Gerçekte ne menen bir şey bu aşk?
belki biraz modası geçmiş ve belki biraz sıradanlaşmış ama yine ne varsa eskilerde var;
“Sevgi neydi?
Sevgi iyilikti, dostluktu
Sevgi emekti”

Naciye Başgün Türkiye’nin en uzun süredir diyalize bağlı olarak yaşayan böbrek hastalarından, tam yirmi iki yıl olmuş bu hastalıkla tanışalı ve o gün bu gündür diyalize bağlı olarak yaşıyor.
Öyleki ne zaman bu cümleyi kullanıp “Türkiye’nin en uzun süredir diyalizle yaşayan böbrek hastası” diyecek olsak “ benimle birlikte hastalananların çoğu çoktan öldü” diyor Naciye teyze ve ilk kez diyaliz makinesine bağlandığı günü daha dün gibi hatırlıyor “buraya ilk geldiğimde, diyalize bağlanacağım zaman onbeş yıldır diyalize bağlı olarak yaşayan bir hastayla tanışmıştım, o bana onbeş yıldır bu şekilde yaşadığını söyleyince çok sevinmiştim, demek ki o kadar uzun süre yaşanabiliyormuş diye düşünmüştüm, ama bak ben yirmi iki yıldır yaşıyorum”
Naciye teyzenin bu hastalıkla tanışması yüksek tansiyon şikâyeti üzerine hastaneye kaldırılmasıyla başlıyor, hastanede bitkisel hayata girmemesi için bir hafta süreyle karanlık bir odada yatırılıyor. Bu süre zarfında çeşitli tetkikler, testler yapılıyor ama bir türlü rahatsızlığının sebebi tespit edilemiyor.
Daha sonra hastalığın araştırıldığı uzun ve yorucu bir dönem başlıyor Başgün ailesi için ve aslen Denizli’li olan Başgün ailesinin, İzmir’de, Antalya’da, Ankara’da gitmedikleri doktor, çare aramadıkları hastane kalmıyor. Hepsinden eli boş dönmüşler, bir de bu arada uygulanan yanlış tedavi ve yanlış ilaç kullanımı Naciye Teyze bir de işitme kaybı yaşamasına neden oluyor.
En sonunda o zamanki adı Yanık Tedavi Merkezi olan, şimdiki ismi Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi’nde “böbrek yetmezliği” teşhisi koyulabiliyor ve böylece Naciye teyzenin diyaliz tedavisine başlanıyor.
Aradıkları şifayı Ankara’da bulan Başgün ailesi bunun ardından hemen Denizli’den Ankara’ya taşınıyor. Ve işte o gün bu gündür Naciye Ahmet Başgün çifti Ankara’da yaşıyorlar ve Naciye teyze bunca yıldır Ankara’da Başkent Üniversitesi Hastanesi Diyaliz Merkezi’ nde tedavi görüyor. Buradan, bu hastaneden oldukça memnun görünüyor Naciye Teyze “Yirmi bir yıldır aynı hastanedeyim, buradaki doktorların, hemşirelerin hepsi beni tanıyor, hepsiyle akraba gibi oldum artık, bana çok iyi bakıyorlar, benimle yakından ilgileniyorlar, nazımı bile çekiyorlar.”
Bu hastanedeki birçok hasta gibi oda Ergenekon sürecinde halen göz altında bulunan Prof. Dr. Mehmet Haberal hocanın hastası ve hocanın bütün hastaları gibi oda Haberal hocayı çok özlüyor.

Ameliyathaneye koştum ama geç kalmıştım
Böbrek hastalarının çoğunun umudu olan “böbrek nakli yöntemi” Naciye teyze içinde denenmiş, Naciye teyze için oğlu Bilal Başgün böbreği vermiş ama bu da çare olmamış.
Bu nakil sürecinin de ayrı bir hikayesi var aslında; böbrek nakli yapılabilmesi için başlangıçta tüm aileye test yapılıyor. Testin sonuçlarına göre yüzde yetmişlik bir oran ile en fazla oğlu Bilal Başgün’ün böbreği uyum sağlıyor, fakat Naciye teyze oğlunun kendisine böbrek verme isteğini kabul etmediği için aradan belirli bir süre geçtikten sonra kendisine uygun bir bağışçının bulunduğu ve bu bağışçının kendisine böbrek nakli yapılacağı söyleniyor.
Naciye teyze ameliyata hazırlandığı tüm o süre zarfında başka bir bağışçıdan gelen böbreğin naklinin yapılacağını sanıyor, ta ki ameliyat günü yoğun bakım odasına girene kadar, o gün ameliyat öncesi içeriye giren sağlık görevlilerinden birisi oğlunun kendisine böbrek verdiği için çok şanslı olduğunu söylediğinde ne yapacağını bilemiyor ve ilk aklına gelen ameliyathane gitmek oluyor, “bunu duyar duymaz ameliyatı engellemek için yoğun bakımdan çıktım doğru ameliyathaneye koştum” diye anlatıyor o anı Naciye Teyze “koştum ama geç kalmıştım, yapacak bir şey kalmamıştı, ameliyat çoktan bitmişti, oğlumun böbreği almışlardı”
Bu ameliyatın ardından böbreğin vücuda uyum sağlaması için iki ay boyunca steril bir odada yalnız başına kalması gerekiyor, bu süre zarfında ailesinden bile kimseyi yanına almıyorlar. İki ay boyunca katlanılan onca zahmet ve onca çaba sonuçsuz maalesef kalıyor, çünkü Naciye teyzenin vücudu böbreği kabul etmiyor.
sevgi emekti, sevgi sevdiğine emek vermek demekti
hemde bir ömür boyu bıkmadan, usanmadan emek vermek
Evet gerçek aşkta, sevgi de emekti; hemde 22 yıllık bir emek
Bir böbrek hastası için hayat hiçte kolay değil, hayatları tamamen diyaliz makinesine bağlı ve ona bağımlı yaşamak zorundalar, bu da haftada en az iki yada üç gün diyaliz makinesine bağlanmak demek, Naciye teyze içinse bu rakam pazartesi, çarşamba, cuma ve cumartesi olmak üzere haftada toplam dört gün. Diyalizden çıktıktan sonra oluşan halsizlik, yorgunluk ve acılarda cabası.
Naciye teyzenin bu mucizesine gelince
Naciye teyzenin dile kolay yirmi iki yıldır devam eden bu hastalıkla mücadelesinde ise onun en büyük destekçisi ise kırk yedi yıllık hayat arkadaşı Ahmet Başgün. Ahmet amca hastalığının ilk gününden itibaren bu güne kadar tam yirmi iki yıldır Naciye teyzeyi bir an olsun yalnız bırakmamış.
Naciye teyzenin diyalize bağlanacağı günlerde sabah erkenden kalkıp kendi özel arabalarıyla birlikte hastanenin yolunu tutuyorlar. Ahmet amca Naciye teyzeyi burada emin ellere teslim ediyor ve onun hastanede olduğu onca saat Ahmet amca hastaneden bir an bile ayrılmadan bekliyor. Sonra ikisi yine evlerinin yolunu tutuyorlar.
Bebeğine şefkatle yaklaşan bir annenin sevgisiyle ilgileniyor Ahmet amca Naciye teyzeyle, onun yemeğini her gün ayrı olarak pişiriyor, kendi elleriyle yediriyor, her akşam meyvelerini özenle hazırlıyor, ilaçlarının saatini bir kere olsun aksatmıyor. O uyuyana kadar kendiside uyumuyor, Naciye teyzeyi yatağa yatırdığında ise uyuduğundan emin olmak için son kez kapısını dinlemeden yatağına gitmiyor
Naciye teyzenin yediği içtiği, giydiği her şeyde, ömrünün her saatinde her dakikasında ne varsa hepsinde Ahmet amca var. Onlar kırk yedi yıllık bu hayat arkadaşlığında, üç çocuk ve sekiz torunun yanı sıra yirmi iki yıllık bir hastalığı ve yirmi iki yıllık kocaman bir emeği de paylaşıyorlar.
“O” olmasa ben bu kadar uzun süre yaşayamazdım
Naciye- Ahmet Başgün çiftinin Bilal Başgün dışında iki çocukları daha var, hepside evli ve hepsi de işinde gücünde hali vakti yerinde insanlar, hatta üçü de üst düzey devlet memuru olarak çalışıyorlar.
Ahmet amcanın da parasal açıdan hiçbir sıkıntısı yok Ahmet amcanın, hatta Türkiye ortalamasına vurduğumuzda maddi durumunun çok iyi olduğunu bile söyleyebiliriz ama yine de Naciye teyzeye bakması için bir yardımcı tutmayı hiç mi hiç düşünmemiş, hatta bunun lafını bile ettirmiyor.
Zaten bu konuda Naciye Teyzenin şu sözü her şeyi anlatıyor; “o olmasa ben bu kadar uzun süre yaşayamazdım”
Bütün bunlar, bunca iyilik, bunca dostluk, bunca emek ne bir zorunluluk, ne bir minnet duygusu ne de bir gönül borcu ile yapılıyor, bunların hepsinin ardında tek bir duygu var, “sevgi”.
Bunu bir kere de “Ahmet amca seni çok seviyor değil mi?” diye Naciye teyzeye soralım diyoruz Naciye teyzenin bize verdiği yanıt net; “sevmese bunca yıl bakmazdı”
Hülya ÇAPKAN-hulya@skyturk.net