HABER ARŞİVİ

Müslümana tek bir soru: Darbeciler yargılansın mı?

Bugünkü çalışmamı, Müslüman dosta soracağım bu tek soru üzerine bina edeceğim.

Ne diyorsun sevgili Müslüman; darbeciler yargılansın mı, yargılanmasın mı? (?Sen? diye hitap etmekten pek hoşlanmam; ama bu kez, dostumla konuşmakta olduğumu varsaydığımdan böyle sesleneceğim.)

Hemen cevap verilebilecek, basit bir soru gibi geliyor, değil mi?

Ama acele etmemeni, soru üzerinde biraz düşünmeni tavsiye ederim.

Mesela, konu üzerinde düşünmeni kolaylaştırmak için biraz ipucu verebilirim sana: Darbecilerin varlıklı olanları mı yargılansın, yoksa senin benim gibi yoksul olanları mı?

Ne dersin?

Tuhaf bir soru, haklısın?

?Darbeci, darbecidir birader; bunun yoksulu, varlıklısı olur mu?!.? diye kendi kendine konuştuğunu duyar gibiyim!

Bu ne biçim soru böyle, değil mi?

Sana biraz daha yardımcı olacağım, merak etme.

Önce konu hakkında düşünmeni istedim; uzun uzun düşünmeni, derin derin düşünmeni, tedebbür etmeni?

Aman dikkat dostum; çünkü tedebbür, müddebir olmayı, tedbirli olmayı da gerektiriyor (üçü de aynı kökten geliyormuş); yani bir şeyin sonunu düşünmek, düşünürken tedbirli olmak, hata yapmamaya çalışmak?

Öyle pat diye cevap verilebilecek, sıradan bir soru değil gibi geliyor şimdi, değil mi?

?Bu beceriksiz yazar bozuntusu dostum ne söylemeye çalışıyor da, her zamanki gibi beceremiyor yine!? diye mırıldandığını da duyar gibiyim?

Beni boşver şimdi?

Soru üzerinde tedebbür et sen?

Mesela; ?darbe? ne?

?Bir ülkede zor kullanarak yönetimi devirme eylemi?; sözlük böyle yazıyor?

?Darbeci? ne?

?Yönetimi devirmeye yönelik eylem düzenleyen?; bu da sözlükten?

Eskiden ?ihtilal? derdik ne güzel; daha bir içerikli ve anlam yüklüydü sanki? Hani eskilerin ?muhteviyatlı? dedikleri türden?

İhtilal?

?Bir devletin, ekonomik, sosyal ve politik yapısında uzun süreli bir düzen kurulmasına yol açan köklü değişiklik?; aynı sözlük devam ediyor?

İhtilalci?

?İhtilal yanlısı ya da ihtilal yapan?; sözlük böyle diyor? (Türkçe Sözlük/Dil Derneği Yayınları/1998)

Peki, ?devril? ne?

Pek kısa bir zaman içinde meydana gelen temeleli ve önemli değişiklik. İnkılâp. (Aynı sözlük)

İki ucu keskin bıçak birader!..

Zihninde birtakım motifler oluşmaya başladığını hissediyorum; mesela tarihin en büyük ihtilalcisi kimdi, bırak sadece tek bir devleti, ?tüm insanlığın ekonomik, sosyal ve politik yapısında uzun süreli bir düzen kurulmasına yol açan köklü değişiklik? kim tarafından gerçekleştirildi, gibi? (Bu ?gerçekleştirme? sözcüğünü olur olmaz kullanan sersemler, ?oh bu herif de kullanıyor işte!? diye salakça sevinmesinler; bu ihtilal rüya gibi bir şeydi, neredeyse bir ?hayal?di; bu nedenle ?gerçekleşti?? Yoksa, maç anlatan sersemin, ?Oyuncu değişikliği şimdi gerçekleşiyor? türünde zırvalamalarındaki gibi değil. Not: O sersem anlatıcı, ?Oyuncu değişikliği şimdi yapılıyor? demeli aslında; ne ?gerçekleşmesinden? söz ediyor?!.)

Uzattık?

E, Müslüman dostum; sen bu arada düşünmeye vakit bulabildin mi?..

O zamanlar devletler bile yoktu, sanayi devriminden sonra ortaya çıkan ekonomik pazarı koruma refleksi, şimdi demokrasi var, milli irade, falan filan?

Bu tip malumatfuruşluğu bırak libofaşistler yapsın be dostum; şurada biz bize konuşuyoruz; meselenin özüne bakalım biz?

Dün bir televizyon kanalında, bir hayli yaşlı ve bir o kadar da yoksul bir kadın (emekliymiş; 460 lira emekli maaşı varmış), ?Üşüyorum, donuyorum evladım; doğalgaz pahallı yakamıyorum, günün yirmi dört saati üşümekle geçiyor, ızdırap çekiyorum?? diye ağlıyordu, küçücük evinin soğuk odasında.

Yaşlı bir kadın, yoksul, yeteri kadar beslenemiyor bile ve o kadın günün yirmi dört saati üşüyorum, ızdırap çekiyorum, diye ağlıyor, inliyor, yakınıyor, Levhi Mahfuz?a kayıt üzerine kayıt yaptırıyor?

O yaşlı annem soğuktan ağlıyor?

Bu, kurulu düzense, demokrasi ise veya demokrasi bundan ibaret ise; sosyal ve politik düzen bu canım annemin günün yirmi dört saati üşümesini gerektiriyorsa, böyle demokrasinin, böyle kurulu düzenin, böyle sosyal düzenin Allah bin türlü belasını versin!

Kendi adıma söylüyorum; böyle bir demokraside, böyle bir düzende, böyle bir sistemde  ihtilal/devrim düşünmeyen alçaktır be; ne alçağı, alçak oğlu alçaktır be!..

O tir tir titrerken ağlayan yaşlı annem gözümün önünden gitmiyor; adamı hasta etmeyin birader!..

Neyse?

Gördüğün gibi, ihtilal/devrim, daha içerikli, daha şiirsel, daha derin bir kavram?

Biz şu ?darbe?ye dönelim?

Darbeciler yargılanmalı mı, yargılanmamalı mı?..

Hadi sana biraz daha yardımcı olayım sevgili Müslüman?

Senin bu konuda bu kadar uzun düşünmen gerekmiyor aslında; bu konuyu düşünürken belki başka birtakım şeyler de düşünürsün diye bir parça tahrik ettim seni.

Darbeciler hiç kuşkun olmasın ki yargılanacak!..

Üstelik yargılamayı bir mahkeme heyeti değil, tek bir Güç yapacak!..

Bunu ancak Mekke?de ne ise, Medine?de de de o olanlar anlayabilir!.. (Patenti bana ait olmayan bu muhteşem söz üzerinde biraz düşünmeni öneririm; ne demek bu? Mekke?de güçsüzken zulme uğrayıp göç etmek zorunda kalanlar, Medine?de güç kazandıklarında artık zalim olabilecekken yine zulme karşı çıkmaya devam mı ettiler acaba? Yoksa, aynı sözler şu yoksul/varlıklı meselesini mi anlatıyor? Ne dersin? Belki de ikisini birden kastediyordur. Hadi, düşün bakalım!)

Darbeciler; yani Allah?ın mülkünü gasp edenler, bölüşmeye karşı çıkanlar, paylaşmaya yanaşmayanlar, insanların hakkını yiyenler, insanların alınterlerini sömürenler; imkân, nimet ve rızıklarda eşitliği reddedenler; mal ve nimetleri depolayıp yukarıda anlattığım canım annemi günün yirmi dört saati soğuktan tir tir titrerken ağlatanlar, o yaşlı kadına ızdırap çektirenler; beyt-ül mali (kamu hazinesini) adaletli dağıtmayıp, bu hazinenin ortak sahiplerinden kimini bir eli yağda bir eli balda yaşatırken, kimini de yukarıdaki yaşlı annem gibi soğuktan titretenler?

Bu darbeciler, sen istesen de istemesen de yargılanacaklar!

O, öyle söylüyor!..

Kuran?ın kurmak istediği sisteme karşı darbe üstüne darbe tezgâhlayanlar ve hemen her seferinde başarılı olanlar, yani darbeciler, savcıların dava açmasına bile gerek kalmadan yargılanacaklar, hem de çok kötü biçimde yargılanacaklar.

O, öyle söylüyor!..

?Benimle, o nimete boğulmuş/varlıklı yalanlayıcıları baş başa bırak!? diye tehdit ediyor.

?Benimle, o nimete boğulmuş/varlıklı yalanlayıcıları baş başa bırak!?

?Varlıklı yalanlayıcılar!?

Yaratıcı ile o varlıklı yalanlayıcılar/varlıklı darbeciler baş başa kaldığında ne oluyor, biraz sonra anlatacağım; daha doğrusu Allah anlatacak.

Hani yukarıda sana sormuştum ve sen de ne demek istediğimi anlayamamıştın ya; hani darbecilerin varlıklı olanları mı yargılansın, varlıksız olanları mı, diye sormuştum, hatırladın mı?..

O, ?varlıklı? olanlardan söz ediyor!..

Bunu öyle rastgele söylediğini düşünmüyorsun herhalde, gelişigüzel söylediğini?

Kuran?dan söz ediyoruz burada?

Ne diyor mülkün sahibi, Kâinatın Efendisi?

?Benimle o varlıklı yalanlayıcıları baş başa bırak!?

Varlıklı yalanlayıcılar?

Bunu neden böyle söylüyor?

Çünkü biliyor ki ve bize de bildiriyor ki, darbecilerin tamamı, alayı, hepsi, o güruhun tümü varlıklıdır/nimete boğulmuştur!..

Bak sana bugüne kadar hiç işitmediğin bir şey söyleyeyim; seni bir anda nefessiz bırakacak bir şey!..

Kuran ve Allah?ın Elçisi başarısız olmuştur!

Evet; dünyada iki milyar müslüman var, birçok ülke Müslümanlarca yönetiliyor, her yıl milyonlarca kişi hacca gidiyor?

Ama Kuran ve Allah?ın Elçisi başarısız olmuştur, başaramamıştır!..

Kuran, ?Mal ve nimetleri aranızda eşit biçimde paylaşmalısınız!? (Nahl, 71) diye uyarıyor, varlıklı darbeci hemen yalanlıyor Kuran?ı:

?Yalan söylüyorsun! Sen o ayeti neshettin, sen o ayeti iptal edip Kuran?dan çıkardın!?

Kuran, ?Ailene yetecek kadarını biriktirebilirsin, fazlası senin değil!? (Bakara, 219) diyor; varlıklı darbeci hemen yalanlıyor Kuran?ı:

?Yalan söylüyorsun! Sen o ayeti neshettin, iptal edip Kuran?dan çıkardın!?

Bu yalanlama yüzlerce ayette aynen böyle oluyor?

?Hayır, sen yalan söyluyorsun; fakirin benim servetimde herhangi bir hakkı yok!?

Peygamber, varlıklı hem de bir hayli varlıklı olarak çıktığı Hira Dağı?ndan indikten sonra üzerine geçirdiği hırkadan başka hiçbir servete sahip olmamış, Veda Hutbesi?nde yüz bine yakın kişiye aynı hırka ile seslenmiş, Allah?ın rahmetine de aynı hırka ile kavuşmuştu. (?Hırka?ya takma; o bir sembol.)

Allah?ın rahmetine kavuştuğunda miras bırakacak tek kuruşu bile yoktu!.. (Ailesini perişan edip, fakirlik içinde namerde muhtaç bırakıp gitmemişti tabii; hepsini, hayatlarını şereflice sürdürecek kadar yeteneklendirmişti; kendisinin tek kuruşu yoktu. Bu uzun bir mesele; insan öldüğünde çoluk çocuğunu aç susuz, namerde muhtaç bir durumda bırakmak ister mi?!. Adamın dört tane çocuğu var, dördüne de ev yapmış; fena mı yapmış yani?!. Bir başka çalışmada ayrıntılaştırırız inşallah.)

Tek kuruşu?

Evet, hiç kuşkusuz ihtilalciydi; tarihin en şerefli ihtilalcisi?

Mekke oligarşisini ihtilalle yerle bir etmişti!..

Canım Peygamberim benim, ihtilalci/devrimci Peygamberim benim!..

Ama ?varlıklı bir darbeci/varlıklı bir yalanlayıcı? değildi?

Kuran ve Elçisi başarısız olmuştur, dediğim için bana saldırın durun bakalım!

Ama bu, Müslümanların(!), Allah?ın düzenine, Elçi?nin sistemine darbe yaptıkları; bu hain darbecilikleri nedeniyle Kuran?ın ve Elçi?nin başarısız duruma düştüğü gerçeğini değiştirmeyecek!..

Çünkü  bunu söyleyen de Allah!..

Evet; bunu O söylüyor: ?Resul de şöyle der.? diyor Kitap?ında; ?Ey Rabbim, benim toplumum Kuran?ı dışladı, onu terk etti.? (Furkan, 30)

Terk edilen bir şey nasıl başarılı olsun ki!?.

Müslümanların(!) neden olduğu bu geçici başarısızlık bir gün bitecek elbet!

Bu darbe bir gün belasını bulacak!

Bir gün Allah?ın, Kuran?ın ve o Şerefli Elçi?nin murat ettikleri sistem kurulacak elbet; ve o zaman, o ihtiyar annem günün yirmi dört saati tir tir titremeyecek elbet!..

İhtilalcilere bin kez selam olsun be!..

Varlıklı darbecilere de bir uyarım olsun:

Bir gün?

Bir gün?

?O varlıklı yalanlayıcılar?la Yaratıcı?nın baş başa kalacağı o gün mutlaka gelecek?

Ve bakın nasıl gelecek:

?Onların söylediklerine sabret ve güzelce ayrıl onlardan.

Benimle o nimete boğulmuş/varlıklı yalanlayıcıları baş başa bırak! Birazcık süre tanı onlara.

Bizim yanımızda bukağılar var, cehennem var.

Boğazdan zor geçen bir yiyecek, korkunç bir azap var.

O günde ki, yer ve dağlar sarsılır ve dağlar eriyip akan bir kum yığınına dönüşür.? (Müzzemmil, 10-14)

Müslüman!

Darbeci kim?

Kim bu varlıklı/nimete boğulmuş darbeci?

Kime karşı, neye karşı, hangi sisteme, hangi düzene karşı darbe yapmış?

Kuran?ı terk etmiş? (Her darbeci kendi Anayasasını yapar; Kuran?ı ne yapsın ki, tabii terk edecek!)

Allah?ın, servet ve nimetlerin eşit şekilde bölüşülmesine ilişkin yüzlerce ayetini yalanlayan varlıklı tabii; kim olacak!

İki milyar insan?

Yüzlerce milyon hacı?

Müslümanlar tarafından yönetilen bir sürü ülke?

Ama o yaşlı annem, günün yirmi dört saati soğuktan tir tir titriyor hâlâ!..

O yaşlı annem, kimilerinin Yeryüzü Cenneti?nde Cehennemi yaşıyor, Cehennemi!..

Allahaşkına düşün biraz dostum!

Yüryüzünde yaşayan milyonlarca, milyarlarca ?yaşlı annem? üzerinde düşün biraz!

Allahaşkına düşün biraz!..

Varlıklı darbecileri düşün!

Allah, neden sadece ?yalanlayıcı? demiyor da ?varlıklı/nimete boğulmuş yalanlayıcı? diyor?

Hey, siz!..

Adamı hasta etmeyin birader!..

Kuran okuyorum diye somurtup duruyorsunuz?

?Neniz var sizin; nasıl hüküm veriyorsunuz!? (Kalem, 36)

Not: Sevgili dostlar? Her yer yine bembeyaz? Kar kıyamet?
Kuşlar, kediler, sokak köpekleri?
Allahaşkınıza? Hadi dostlarım?


2010-02-03 23:25:10


YORUMLAR
nemesis
2010-02-04 14:24:31
allah'ın sabrı biz kullarda yok ne yazık ki Yılmaz Bey! Bazen basit insan aklımla Allah keşke bazı şeyleri bu dünyada net olarak cezalandırsa ama hemen zaten gösteriyor siz anlamıyorsunuz demeyin, gerçek anlamda biz basit beyinlerimizle ibret olarak gösterse belki ne darbecilere ne de aç üşüyen yaşlı insanlar, aç çıplak çocuklar olmaz! ama allah'ın sabrı ve verdiği muhteşem beyni gerçek anlamda kullanma kabiliyeti biz kullarında yok demek ki! olsa neden şimdi oturup bunları tartışırdık ki hatta neden siz sokak hayvanları düşünmemiz gerektiğini belirtesiniz ki? muhteşem yaratık insanoğluna! (lütfen hayvanları unutmayın, daha sık hatırlatın. herkes kendi derdin de o gariplerim çabuk unutuluyor)
Nihat Uslu
2010-02-04 16:07:11
O zaman elimizi kolumuzu bağlayıp bekleyelim.
Allah nasılsa onları cezalandıracak.
Caner Altunçekiç
2010-02-04 17:37:24
Haklı mücadele ancak, iyiler de en az kötüler kadar zeki ve cesur olurlarsa kazanılır.
Allah bize yapmamız gerekenleri söylemiş ve bir de düşünebilme yeteneği vermiş. Gerisini bize bırakmış, olması gereken de budur zaten. Ben sapanları cezalandırırım sen doğru yoldan ayrılma, ama sapanları da kurtarırsan sana da ödül var denmiş.
Aklımızı kullanmanın tam zamanıdır...






   

   

İDAM CEZASI GERİ GELSİN Mİ

EVET GELSİN
HAYIR GELMESİN