HABER ARŞİVİ

Referandumda neden hayır demeliyiz!

REFERANDUMDA NEDEN HAYIR DEMELİYİZ? !

Bülent KIRAN


Demokratik devletlerde, Yasama(TBMM), Yürütme(Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu) ve bağımsız Yargı Organları (bağımsız mahkemeler) devletin en temel üç kuvvetidir. Ve demokrasilerde hiçbir şekilde bu üç kuvvet aynı siyasi partinin, gücün elinde toplanamaz ki bu, ?kuvvetler ayrılığı? olarak adlandırılır.

Türkiye?de ki tabloya baktığımızda; Yasama görevini yapan TBMM çoğunluğu AKP?nin elinde bulunuyor, Yürütme yani, Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanı?da AKP?den.

Şimdi, AKP diyor ki, ben yeni bir Anayasa yapıyorum ve Anayasa Mahkemesi üyeleri ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu?nun(HSYK) üyelerini de ben belirleyeceğim. Bu durumda yargı bağımsızlığı da ortadan kalkmış ve yargı siyasetin emrine girmiş olur ki, bu tabloda ki bir devlet tek parti yönetimine mahkûm olur ve demokratik olması mümkün değildir.

Vatandaş olarak antidemokratik bir devlet düzeni istiyor muyuz, HAYIR!

Ayrıca, haklarında 600?den fazla suç dosyası bulanan milletvekilleri henüz dokunulmazlıkları kaldırılıp yargılanmamışken, bunlar hâkim ve savcı seçecek sonra milletvekillikleri bitince kendi seçtikleri hâkimler ve savcılar tarafından yargılanacaklar.

Böyle düzmece bir anayasa değişikliği istiyor muyuz, HAYIR!

Anayasalar bir toplumsal uzlaşma metni olmak durumundadır. Yani meclisteki tüm siyasi partilerin ortak karar ve düşünceleri doğrultusunda yeniden düzenlenebilir. Oysa bu referandumda oylanacak anayasa değişikliği sadece son seçimlerde %47 oy almış iktidar partisinin oylarıyla gündeme getirilmiş, halkoylarının %53 gibi bir çoğunluğunun talep ve istekleri göz önüne alınmadan, toplumsal bir uzlaşma olmadan kabul edilmiştir. Yani daha en baştan oluşum aşamasından antidemokratik, dayatmacı bir anlayışın ürünü bir anayasa paketi ortaya çıkmıştır.

Toplumsal uzlaşma olmadan yapılmış bir anayasa ile yönetilmek istiyor muyuz, HAYIR!

Dünyadaki bütün medeni ülkelerde anayasa değişikliği ile ilgili referandumlarda, değiştirilmek istenen anayasa maddeleri teker, teker oylanırlar. Çünkü beğendiğiniz maddeler olacağı gibi beğenmediğiniz maddeler de olabilir.

Oysa bu referandumda AKP, bütün maddeleri paket olarak oylatıyor ki, beğenilmeyen maddeler de böylece kabul edilmiş olsun. Yani, size hoşunuza gidecek birkaç madde gösterip, asıl yapmak istedikleri değişiklikleri de aradan geçirmiş olacaklar. Bu hileli ve dayatmacı bir yöntemdir.

Hileli ve dayatmacı bir yöntemle bütün dünyada uygulanan madde, madde oylama yöntemi değil de, paket olarak sunulmuş, beğendiğiniz birkaç değişiklik uğruna içinize sinmeyen maddelerle dolu bir anayasa değişikliği yapılmasını ister misiniz, HAYIR!

Öte yandan, Anayasa, bir devletin şeklini, yapısını, organlarının görev ve yetkilerini, bunların birbirleriyle olan ilişkilerini, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini belirleyen kuralların tümüdür. Yasalar, yönetmelikler, Tüzükler, Kanun Hükmünde Kararname gibi toplumsal yaşımı düzenleyen ve denetleyen bütün hukuk kuralları Anayasa ile uyumlu olarak düzenlenmek zorundadır.

Ayrıca, Şimdi ki, Anayasamızın(1982) kabul ettiği temel ilkeler;

1.Atatürk Milliyetçiliğine bağlı devlet ilkesi,

2.Demokratik devlet ilkesi,

3.Laik devlet ilkesi,

4.Sosyal devlet ilkesi,

5.Hukuk devleti ilkesi

Şimdiki, anayasa her ne kadar 12 Eylül ürünü de olsa, sosyal devlet olmayı kabul etmiştir. AKP İktidarı ise bu anayasa değişikliği ile bundan sonra yapmayı planladığı ?halkı vatandaşlıktan ümmet toplumuna, sosyal devletten sadaka devletine (Yaz ortasında yapılan kömür yardımlarını hatırlayalım) dönüştürecek yeni yasal düzenlemelere zemin hazırlamaktadır ki, bu düzenlemeler Anayasa mahkemesi tarafından yeniden bozulamasın.

Vatandaşlık mertebesinden ümmet toplumuna, sosyal devletten sadaka devletine, Çağdaş Laik devletten, İslam Cumhuriyetine, dönüşmeye razı mıyız, HAYIR!

AKP tek başına iktidarken ve kendi milletvekilleri hakkında 600?den fazla suç dosyası varken bunların incelenmesi için dokunulmazlıkların kaldırılmasına yönelik bir düzenleme yapmadı.

Referandumda ?Evet? kampanyası yürüten siyasal iktidarın ileri sürdüğü ?12 Eylül?den hesap sorma? ve ?demokratikleşme? iddiaları bir aldatmacadır. Çünkü iktidarın bizatihi kendisi 12 Eylül?ün ürünü olan siyasal İslamcılığın ve onun Erkaban?lı dönemlerle başlayan iktidar macerasının, kişisel ikballerle ortaya çıkan ayrışmalar sonucu oluşan AKP?nin, daha baştan destek ve onay verdiği, sonrasında otuz yıldır gönülden kabul ve rıza gösterdiği 12 Eylül ile ve onun Anayasası?yla hesaplaşmak istediğine inanmamız için hiçbir makbul ve somut sebep yoktur.

AKP, 8 yıllık iktidarı boyunca devlet olanaklarını kendileri gibi düşünmeyen herkesi susturmak, yok etmek için kullanmışken bugün demokratikleşmeden bahsetmeye hakları da yoktur.

AKP?nin halkın %53?ünü temsil eden meclisteki diğer partilerin karşı duruşuna rağmen referanduma getirdikleri ?Anayasa Paketi? 27 maddeden oluşmaktadır.

Bu paket içinde ülkemizin en acil sorunları olan işçi, memur, emekli, esnaf, küçük ve orta ölçekli işletmelerin toplum yoksul kesimlerinin ?işsizlik başta olmak üzere, eğitim, sağlık ve demokratik haklarının iyileştirilmesine yönelik bir düzenleme var mıdır? HAYIR!

Bu pakette siyasi partiler ve seçim yasalarına ait, seçim barajını kaldıracak bir düzenleme var mıdır? HAYIR!

Memura, işçiye örgütlenme ve grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı, var mıdır? HAYIR!

Halkın yararına ve çalışanların lehine olacak temel düzenlemelerin yapılması bu anayasa paketiyle olanaklı mıdır? HAYIR!

Sağlığı hak olarak kabul eden, paralı sağlık hizmetlerini, sağlık hizmetlerinde özelleştirmeyi ortadan kaldıran ve bir devlet görevi haline getiren düzenleme var mıdır? HAYIR!

İlköğretimden üniversiteye oradan memuriyet alım sınavlarına kadar AKP iktidarının eğitimde 8 yılda yaratığı kaosu ortadan kaldıracak, öğrencilerin, öğretmenlerin ve velilerin mağduriyetlerini giderecek bir düzenleme var mıdır? HAYIR!

Vatandaşlar arasında hiçbir ayırım gözetmeksizin eşit, özgür, demokratik katılım ve yönetim ortamını sağlayacak düzenlemelerin getiriliyor mu? HAYIR!

Ülkemizi emperyalist devletlerin ekonomik, kültürel ve siyasal işgalinden kurtaracak bir düzenleme var mıdır? HAYIR!

Başbakanın anlayışına göre ?taraf olmayan, bertaraf olur? !

Bizler Türkiye?nin bir önceki seçimlerinde toplumun %53?ünü temsil eden çoğunluğunu oluşturan vatandaşları, ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNE BAĞLI, DEMOKRATİK, LAİK, SOSYAL VE HUKUK DEVLETİNDEN YANA TARAFIZ.

Ve Türkiye?nin, 2011 seçimleri sonucunda erişeceği halkın gerçek iktidarında, Cumhuriyet?e layık, çağdaş bir Anayasayı yapacak güçte olduğumuza olan inancımız tamdır.

BU NEDENLERLE, ÇOCUKLARIMIZIN, TORUNLARIMIZIN GELECEĞİ İÇİN 12 EYLÜL 2010 PAZAR GÜNÜ ANALARIMIZI DA ALIP, SANDIĞA GİDECEK VE ?HAYIR ? DİYECEĞİZ!


2010-08-24 21:46:42


YORUMLAR
Turan KARATAŞ
2010-08-26 20:37:02
DERİN ve KİRLİ!... / Ümit Zileli - 26 Ağustos 2010 - CUMHURİYET GAZETESİ

Uzun zamandır bilinen, görünen ve de gözlerden uzak tutulmaya çalışılan gerçek, referandum sürecinde iyice sırıtmaya başladı...

İktidar, can havliyle attığı her adımda derin ve kirli izler bırakıyor!... Panik o derece elle tutulur hale geldi ki; Tayyip Bey propaganda yapmak üzere çıktığı "Siyaset Meydanı"nda Ali Kırca'nın bir sorusunu beğenmeyince celallenip fırça atıyor, sonra da programı erken kesiyor!... Daha üç gün önce "evet oyları en az yüzde 60" balonunu üfüren Bülent Arınç, "Hayır oyu yüzde 80 de çıksa istifa yok. Oylarımız ancak yüzde 7'ye düşerse gideriz" komedisini oynamak zorunda kalıyor!...

Peki, niçin bu denli panik içinde, bu kadar sinirli, bu kadar öfke dolular?.. Çünkü derin ve kirli ilişkiler, perde arkası anlaşmalar, Fethullahçı cemaatin polis ve yargı içinde nasıl etkin hale geldiği, Ergenekon sürecinin bu cemaat mensupları tarafından nasıl yaratıldığı bir bir ortaya çıkıyor da ondan!... İktidar yanaşmalarının mide bulandıran komiklikte savunma ve saldırıları da işe yaramıyor...

Tayyip Bey ve adamları tel tel dökülüyor!..

Hayır oylarının açık ara önde olduğunu görünce son çare olarak Abdullah Öcalan'a sarıldılar, ancak İmralı mahkumu bu kez işi sıkı tutmaya kararlıydı.Bu kez başrolde olduğunun, onun işaretiyle "eylemsizlik kararı" alındığının bilinmesini istiyordu!..

Nitekim öyle oldu!.. Kandil'deki elebaşı Murat Karayılan, devletin Öcalan'la anlaştığını açıklayıverdi. Tayyip Bey önce "şerefsizler" dedi. Ardından çıktığı televizyon programında "Siyasi irade değil, devletin istihbarat kurumu görüşmüş olabilir" deyiverdi... Yani bizlerin, MİT'in siyasi iktidarın onayı, talimatı olmadan kendi başına Öcalan'la görüştüğüne inanmamızı bekliyor...

Gülmeyin lütfen!..

Habur kepazeliğinden sonra PKK ve Öcalan ile perde arkası görüşmelerin, pazarlıkların devam ettiği, "Evet" oyuna karşılık neler vaat edildiği de bir bir ortaya çıktı tabii!.. Ellerinden gelse, "evet" oyu için her şeyi verecekler ama ahh şu Türk kamuoyu yok mu?!..

Bu, son günlerde olanca çıplaklığıyla ortaya çıkan ilk derin ve kirli izdi... Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın "Haliç'te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet, Bugün Cemaat" isimli kitabı ise üstüne tüy dikti!.. İktidar ve tetikçilerini dumura uğratan kitapta Hanefi Avcı neler diyordu bakalım:

Yaşanan olaylar bir cemaatin devlet içindeki elemanları vasıtasıyla yürüttüğü örgütsel bir faaliyettir. Karşımızdaki kişiler polis, hakim ve savcı değil, cemaatin elemanlarıdır.. Ergenekon'un varlığı konusunda hiçbir ciddi emare yoktur.Danıştay saldırısını Ergenekon veya benzeri gruplar tarafından yapılmış olacağına mevcut delillere bakarak kimse beni ikna edemez. Bu iddialar zorlamadır.. Gündemi meşgul eden tüm iddiaları yayan cemaattir. Bu işler emniyet ya da hukuk adına yapılmıyor, cemaatin planı doğrultusunda, cemaatin talimatı ile gerçekleşiyor.

Yaa işte böyle!.. Kitapta daha neler var neler ama maalesef benim yerim yok!.. Yurdunu ve halkını cemaatin üstünde tutan ve gerçekleri açıklayan Hanefi Avcı saygıyı ve teşekkürü sonuna kadar hak ediyor... Şimdi sıra, sözünü ettiği karanlığın uşaklarından kurtulmakta!..

Bunu da ancak siz, bu ülkenin aydınlık insanları başarabilir, haydi göreve!..
Leman TARHAN
2010-08-24 21:56:55
Bülent Bey, yüreğinize sağlık.Gereçekten çocuklarımızın geleceği için herkesin bu oyuna bir dur demesi, referandumda HAYIR denmesi şimdi herşeyden de önemli hale geldi.
12 Eylül'de tatilde bile olsak, lütfen dönüp oyunumuzu kullanalım.
ahmet sancak
2010-08-24 22:04:32
Hayır demek için daha çok neden var Sayın kıran, siz olayı hukuki yönden ele almışsınız, işin ahlaki yönünü fazla irdelememişsiniz, bu maddeler arasında bize seçim şansı vermeyen havuç ve sopa gösteren seçim dayatmasına HAYIR diyeceğim
Berkant YILDIRIM
2010-08-24 23:02:52
Sayın Hocam, çok eyerinde tespitler yapmış.
Bu referandumdan çıkacak "Evet" yeni hk kayıplarına yol açacak.Şöyleki;

Mecliste yasa tasarısı eğer yasalaşırsa pek çok hakkımızı kaybedeceğiz (Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) 5510 sayılı yasa.

Sağlık ve sosyal güvenlik haklarımızda oluşacak kayıplardan bazıları şöyle:

- Zaten kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı hem kadınlar, hem de erkekler için 65'e çıkarılacak. (Madde 28)

- Emekliliğe hak kazanabilmek için yakın zamanda 5.000 'den 7, 000 güne çıkarılan prim ödeme zorunluluğu 9, 000 gün prime çıkacak. (Madde 27)

- Emekli maaşları% 23 ila% 33 arasında düşürülecek.(Madde 29)

-Yıpranma hakkı gasp edilecek

-Aylık geliri 1390, 6 YTL'den fazla olan bütün vatandaşlar her ay 73 ila 475 YTLGenel Sağlık Sigortası primi ödemek zorunda kalacak. (Madde 88)

- Sadece ayakta tedavi olununca değil; hastalık, kaza, ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de 'Katılım payı' adı altında bıraktı ÖDENECEK. (Madde 68)

- 'Katılım payı' Gerektiğinde beş Katına kadar arttırılacak. (Madde 68)

-Bütün Sağlık Hizmetleri Paralı olacak.

- Sağlık hizmeti alabilmek için bu Ülkenin VATANDAŞI olmak, üstelik vergi ödemek, dahası Genel Sağlık Sigortası primi yatırmak, hatta bir de 'katılım payı' ödemek yetmeyecek. Şimdi bir de'ilave ücret'adı altında para ödemek gerekecek. (Geçici Madde 5)

- Bütün dünyada anne sütünün önemi yeniden anlaşılır ve emzirme teşvik edilirken Türkiye'de "sigortalının çocuğuna bir ay anne sütü yeter 'mantığı geçerli olacak. Daha önce doğum yapan sigortalılara 6 ay süreyle verilmesi öngörülen altı emzirme yardımı bir aya düşürülecek.

- Hastalanan sigortalılara verilen iş görememezlik ödeneği % 16 azalacak. (Madde 18, 19, 80)

- Emekli Bağ-Kur'lularının maaşından10 yıl süreyle % 10 oranında Genel Sağlık Sigortası primi kesilecek. (Madde 88)

- Primini ödeyemeyen vatandaşlar sağlık hizmeti alamayacak, Hastane kapılarından geri dönecek. (Madde 88, 89, 90)

- Primini ödeyemeyen çiftçilerin pamuğuna buğdayına, üzümüne tütününe el konulacak.. (Madde 87)

Şu anda sadece Türkiye'de değil dünyanın pek çok ülkesinde benzer Politikalar uygulanmaya çalışılıyor. Devletler sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarını azaltma çabasındalar. Fransa ve Yunanistan'da büyük grevler ve yürüyüşlerle bu yasalar engellenmeye çalışılıyor. Şu an yasanın getirecekleri ile ilgili yeterli Farkındalık yok.

Biz de bu yasayı engelleyebiliriz. Biz karşı koyarsak bu yasayı geçiremezler!
Serhat ULUSOY
2010-08-25 23:24:46
AKP her yerde riya yapıyor.Bugün İstanbul'da belediyenin muhtarlara verdiği iftar yemeğinde Evet kampanyası yütümeye kalktılar.Bunlar kendi çıkarları için yüce dinimizi ve geleneklerimizi bile malzeme olarak kullanmaktan çekinmeyecek kadar yüzsüz, yalancı ve sapkınlık içindeler.Bunların ahlaksız oyunlarına gelmeyecek ve HAYIR , diyeceğiz.
İbrahim UZUN
2010-08-29 23:29:26
Sayın yazara soruyorum buradan, saydığınız maddelerin bir çoğu kararname ile yasalaşabilecek maddeler. Bilirsiniz ki, patates, soğan anayasada yer almaz. Başbakanın dediği gibi anayasa, yemek kitabı değil. Saydığınız gerekçelerin bir çoğu, Ak Parti hükümetini sevip sevmemeyle iniltili soru ve cevaplar. Bence böyle yapmamalıydınız.. 26 maddelik anayasa oylamasının evet mi hayır mı olacağını oylayacağız. Dolayısı ile size göre Ak parti oylanacak. Bize göre anayasa maddeleri ve demokrasi oylanacak. biz evet gerekçelerini sayar iken, içerisinde bir tane CHP veya diğer partiler anlatılmıyor gerekçelerde. Acine tavsiye ederim maddeleri anlatın. İçerisine AK parti kindarlığı veya karşıtlı olmasın.
İbrahim UZUN
2010-08-29 23:57:31
DÜŞÜNMEYE BEŞ KALA !
Bir millet düşünün ki on yıllardır cumhuriyet bayramı kutlasın; ama hiçbir zaman ülkeyi kendisi yönetmemiş olsun. Bir millet düşünün ki egemenliğin kayıtsız şartsız kendine ait olduğu yazılı olan bir meclisi olsun ama;... hiç egemenliği tatmamış olsun. Evet, bu millet biziz. Yıllardır oligarşik bir düzen içinde kendini ifade etme fırsatı bulamamış, hiçbir zaman kendi düzenini kurma imkanı tanınmamış hep örselenmiş, ötekileştirilmiş ve aldatılmış o millet biziz. Biziz o 29 ekimde cumhuriyet bayramı kutlayıp deliler gibi eğlenen. 23 nisanda egemenlikten bîhaber bayram yapanlar biziz. Evet, o deliler biziz. Belki de böyle olduğuna inanmak için, böyle olması gerektiğini düşündüğümüz için bunları yapıyoruz bilmiyorum. Bilemiyorum? Türkiye tarihi boyunca ne zaman millet yönetimde etkin hale gelmişse hemen bir tezgah kuruldu ve yönetim ne yazık ki bertaraf edildi. Bertaraf edilen hep milletin kendisiydi ama ne yazık ki birçoğumuz bunu yıllar sonra görebildik.
2000 li yılların başında bu millet yine bir partiyi tek başına iktidara taşıdı. Ve bu parti milletin hissiyatına arzularına kulak veren bir partiydi. Milletin isteklerini yerine getirmeye söz vermiş, Türkiye? nin kronikleşmiş sorunlarına çözüm üretmeye çalışan bu konuda en azından çaba sarfeden bir partiydi. Peki ne oldu? Sözünü ettiğim o oligarşik grup iktidarı milletle paylaşmak istemedi. Kurmuş olduğu düzenin bozulmasından ve çıkarlarının tehlikeye girmesinden endişe etti ve milletin temsilcileriyle yani dolaylı olarak milletle bir iktidar savaşına girdi. Bu savaş yeri geldi yargı üzerinden yeri geldi asker üzerinden sivil toplum örgütleri üzerinden yürütüldü ve yürütülmeye devam ediliyor. Türkiye?nin müptelası olduğu bu iktidar savaşının artık durması için şimdi yepyeni bir fırsat doğdu. Toprağa yepyeni bir demokrasi tohumu düştü. Bunun can suyunu verecek olanlar biziz. O tohumu yeşertecek büyütecek olanlar, ve o büyütmüş olduğumuz ?demokrasi ağacının? gölgesinde gerçek manada egemenlik ve cumhuriyet bayramını kutlayacak olanlar biziz.
Önümüzde Türk demokrasisinin miladı olarak kabul edebileceğimiz bir referandum var. Milletin yıllardır özlemini çektiği sivil bir anayasanın oylamasını yapmak için 12 eylülde sandığa gideceğiz. Gelin artık hiçbir kalıbın içine kendimizi hapsetmeden, şu bu ideolojinin militanlığından sıyrılarak sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak düşünelim. Aklımıza, düşüncelerimize bir deli gömleği giydirmeden gerçek manada hür olarak hiçbir ?vasiliği? kabul etmeden düşünelim. Düşünmemiz gerekiyor aksi halde üzerimizde vasilik iddia edenler vesayet rejimlerini devam ettirecekler. Düşünmemiz, soru sormamız, sorgulamamız gerekiyor.Vakit düşünmeyi beş geçiyor.Acele etmeliyiz. Yoksa bu millet sonraki nesillere ödetilmek üzere bir bedel daha yüklenecek
Bülent Serim
2010-09-03 20:42:55
İŞTE ADIM ADIM PLANLANAN OPERASYON

AKP?nin anayasa değişiklik paketinin ana amaçlarından biri, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını ortadan kaldırmak, AKP yanlısı yargıç ve savcılardan oluşan bir yargı düzeni yaratmak, kısaca yargıyı ele geçirip, kendi siyasal yargı sistemini kurmaktır. Peki, AKP neden yargıyı ele geçirmeye çalışmaktadır? Bu sorunun yanıtını arayalım.
AKP, 8 yıllık iktidarı döneminde, HSYK?nın atamalarda yeterli duyarlılığı göstermemesinden, kimi yargıç ve savcıların zaafından yararlanarak yargının bir bölümünü zaten ele geçirmiştir. Ancak, hala kendi vücut dilini kullanmayan, yani yandaş olmayı kabul etmeyen yargıç ve savcılarla yüksek mahkeme üyeleri görevlerini sürdürmektedirler.

Cemaat ve tarikatlarla müritlerini, AKP?yi ve AKP?lileri kollayan, bu yolda her türlü hukuksuzluğu yapmaktan çekinmeyen yargıç ve savcılar ile Atatürk Cumhuriyeti?ni daha İslami bir yapıya dönüştürmeyi amaç edinen yerel yöneticiler, Devlet?in değil AKP?nin temsilcileri olduklarını tutum ve söylemleriyle kanıtlayan vali ve kaymakamlar hakkında soruşturma izni vermeyen Adalet ve İçişleri bakanlıklarının bu ?olumsuz işlemleri?ni iptal ederek, yargılanmaları önündeki siyasal engelleri kaldıran; kadrolaşmaya ve kamu yararına uygun düşmeyen özelleştirmelere izin vermeyen idari yargının ele geçirilip, yandaş kamu görevlilerinin korunması, diğerlerinin cezalandırılması, kamu varlıklarının babalar gibi satılmasının önündeki yargı engelinin kaldırılması gerekmektedir.
Telefon ve ortam dinlemelerinde, arama ve gözaltına almalarda, tutuklama ve soruşturmalarda her türlü hukuksuzluğun yaşandığı bir ortamda, hala bir yargıç çıkıp, Başbakan?ı tazminata mahkum edebilmekte; bir başka yargıç, kayıp trilyon davasında Cumhurbaşkanı?nın yargılanması gerektiğine karar verebilmekte; hala iktidar gücüne karşı gelip, Ergenekon ve Balyoz davaları sanıklarını salıveren yargıçlar bulunmaktadır. Yüksek yargıçlar; Türk hukuk tarihinde ilk kez, kendisine başkaldırıp dosya göndermeyen mahkemeye karşı, mevcut bilgiler ışığında birleştirme kararı vererek, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner?in tutukluluğuna son verebilmekte; YARSAV Kurucu Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu?nu ve Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz?ı beraat ettirebilmekte; Prof. Dr. Haberal?ın, yasalara aykırı biçimde tutukluluğunun sürmesi kararını veren yargıçları tazminata mahkum edebilmektedirler. Bunun önlenmesi gerekmektedir.
Çağdaş demokrasiyi, erkler ayrılığı ve hukuk devleti ilkelerini, işine gelmediği için görmezden gelen siyasal iktidar bu kararları kabul edememekte, yargının AKP isterlerine uygun kararlar vermesini sağlamak için bu Anayasa değişikliğini yapmaktadır.
KARALAMA KAMPANYASI
Yargının ele geçirilmesine ilişkin anayasa değişikliği sürecinde izlenen stratejide, tıpkı Ordu?nun sindirilmesinde yapıldığı gibi, önce yargının yıpratılması için karalama kampanyası başlatılmıştır. Olumsuz haber ve söylemlerle, her kötülüğün temelinde yargı var imajı yaratılmaya, böylece yapılan değişiklikler haklı kılınmaya çalışılmıştır. Ne yazık ki, adil ve hızlı yargılanma hakkından zaten yoksun olan halkı, bu konuda yönlendirmek zor olmamış; siyasal iktidar, karalama kampanyasını başarıyla sürdürmüştür.
Oysa, değişikliklerin, yargının sorunlarını çözmek ya da adil ve hızlı yargılanmayı sağlamak gibi bir amacı yoktur. Yapılan değişiklikler Anayasa Mahkemesi ve HSYK?nın ele geçirilmesini amaçlamakta ve düzenlemektedir. Siyasal iktidar bu değişikliklerle, kendi çıkarlarını koruyacak, isterlerine göre karar verecek bir yargı tasarlamaktadır. İktidarın ilk yıllarında ?kendi vücut dilini anlayan bürokrat isteyen? Başbakan için sıra, aynı nitelikteki yargıç ve savcılara gelmiştir. Böylece AKP kapatılmaktan, AKP?liler ve yandaşları da yargılanmaktan ya da yargılansalar bile ceza almaktan kurtulacaklardır. Karşıt görüşlü Atatürkçü yurtsever aydınlar için de yaşam, yargı eliyle kabusa dönüşecektir. Silivri ve Habur mahkemelerine bakılması, geleceğin görülmesine yardımcı olacaktır.
Yargıyı yıpratmak evresinde siyasal iktidar ileri gelenlerinin söylemleri önemli yer tutmaktadır. Anayasa değişikliğine ortam yaratmak için, yargı, verilen her karardan sonra eleştirilip, kamuoyunda soru işareti yaratılmaya çalışılmıştır.
- Anayasa Mahkemesi?nin, Cumhurbaşkanlığı seçimindeki ?367 kararı?, türbana ve yargının ele geçirilmesine ilişkin Anayasa değişikliği kararları üzerine, ?Bu bir yargı darbesidir?, ?Bu demokrasiye sıkılmış kurşundur?, ?Sen nasıl 411?in üstüne çıkarsın??, ?Milli iradeyi nasıl yok kabul edersin?? denilmiş; Yüksek Mahkeme ?Yetki gaspı yapmakla? ve ?Anayasa?yı ihlal etmekle? suçlanmıştır.
- AİHM ve Danıştay, türban kararı üzerine, şeriat hukuku adres gösterilerek eleştirilmiştir.
- Başbakan, Haberal?ı serbest bırakmayan 9 yargıç için verdiği tazminat kararı ile Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner?in salıverilmesine ilişkin kararı nedeniyle Yargıtay?ı eleştirerek şöyle demiştir: ?Yargıtay pervasızlık ve kanun tanımazlık içinde? Anayasa?da yaptığımız değişikliğin ne kadar isabetli olduğu, ne kadar hayati ve Türkiye?nin yararına olduğu bu son olayla bir kez daha ortaya çıktı? Yargının güvenilirliği bitmiştir.?
- Adalet Bakanı Sadullah Ergin, ?İki aydır yüksek yargıda yaşanan olayları alt alta koyduğunuz zaman bu mevcut yapılanmanın reforme edilmesine neden ihtiyaç olduğunu görürsünüz? demiştir.
Bu söylemlerin amacı, yargıyı halk gözünde küçük düşürmek, bu yolla ele geçirme operasyonunu haklı göstermektir.
Anımsanırsa, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, iktidarının başlangıcında, dokunulmazlıkları kaldırmama nedenini ?yargıya güvensizlik? olarak açıklamıştır.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin de, Anayasa değişikliği ile ?güven duyulacak bir yargı sisteminin getirildiğini? söylemiştir. Bu söylemler, değişikliklerin gerçek amacını ortaya koyması yönünden yeterli açıklıktadır. Demek ki, değişiklikler yargıyı, AKP?nin ?güven duymadığı? konumdan, ?güven duyduğu? konuma taşımak, yani AKP yargısı yaratmak için yapılmaktadır.
Yine Başbakan, değişikliklerle, ?Üstünlerin hukuku yerine, hukukun üstünlüğünün hakim kılınacağını? söylemiştir. Bu söylem tersten okunduğunda doğruyu yansıtmaktadır. Yani Anayasa değişikliği, hukukun üstünlüğünden, üstünlerin hukukuna, yani tüm gücü elinde bulunduran AKP?nin üstün gücünün hukukuna geçilmesini sağlayacaktır.
AKP?nin anayasa değişiklikleri, 12 Eylül askeri darbesinin ?yarı bağımlı? duruma getirdiği yargıyı ?tam bağımlı? duruma getirmek için yapılmaktadır. Sözde hukukun üstünlüğü sağlanıyor denilerek, yargı, yürütmeye bağlanıp ?hizaya getirilmeye? çalışılmaktadır. Temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olan yargıyı iktidarın güdümüne bırakmak, bu hak ve özgürlükleri iktidarın insafına bırakmak demektir. Yargı iktidarın güdümüne girdiğinde, ulusal iradenin gerçek sahibi olan yurttaşları koruyacak hiçbir düzenek kalmayacaktır.
Yargıya ilişkin değişiklikler, iktidara, yargı denetiminden uzak bir yasama ve yürütme gücü sağlayacak, başka bir deyişle keyfi yönetimin önünü açacaktır. Bu rejimin adı demokrasi değil, faşizmdir.
Nobel Barış Ödülü Sahibi Elie Wiesel?in, halkoylamasına da ışık olacak bir sözüyle bitirelim yazımızı: ?Adaletsizliği önleyecek gücümüz olmayabilir, ama adaletsizliğe itiraz etmeyi beceremeyeceğimiz bir zaman asla olmamalıdır.?
Bülent Serim
Anayasa Mahkemesi Eski Genel Sekreteri
ilayda guldogan
2010-08-24 23:42:15
yıllardır haklarımızı kuşa çevirenler hakkında çok hayırlı bir karar aldım. haberler kuşağı evet yaygalarıyla dolu, hastanelerde virüsler kol geziyor can alıyor sağlık bakanı evet gezisinde, kpss yolsuzluğu olmuş gencecik yarım milyondan fazla insanın hakkı gasp edilmiş, milli eğitim bakanı evet tanıtımı yapıyor kapı kapı yok ben çok hayırlı bir karar verdim
Gülbahar IŞIK
2010-08-25 09:41:04
AKP devlet olanaklarını kullanarak seçim havasında referandum yapıyor.Bu paketin içeriğinin getirerecekleri konusunda halka yalan söylüyorlar.Sosyal haklarımız , sağlık paralı oldu, eğitim Allaha'a emanet, işsizlik kol geziyor.Bizden de gelecekte yüce diavandan kurtulmak için oy istiyorlar.Yok öle yağma, vatandaş artık uyandı.HAYIR diyeceğiz.
Bora Akseki
2010-08-25 10:16:59
AKP, memurun toplu sözleşme hakkını bile onaylamıyor. Hani demokratikleşme ?
Sendikaları oyalayıp, referandum sonrası toplu sözleşmeye bakarız diyorlar.Sanki çoucuk kandırıyoırlar.Öte yandan, aynı iş kolunu birden fazla sendikaya açacak düzenleme getiriyorlar.Güya demokratikleşmeymiş.Hadi oradan, düpedüz sendikaları parçalayarak örgüt gücünü zayıflatıyorlar.
Yazarın hak kayıpları konusundaki uyarılarına aynen katılıyorum.
Bu anayasa Türkiye'yi 1961 ve 1982 Anayasa'sından daha geriye götürecek, vatandaşlık haklarımızı gaspedecektir.
Herkes aklını başına toplaMALI ve mutlaka oy kullanıp HAYIR demelidir.
yaşar
2010-08-25 10:25:57
Berkant yıldırım bey,
5510 sayılı yasa dediğiniz değişiklikler gerçekten vatandaşın ölüm fermanı. Ancak anayasaya evet demek bunları mı getirecek
yani anayasa değişikliğiyle 5510 sayılı yasa arasında bir bağ varmı
selamlar
Ahmet YURTERİ
2010-08-25 10:38:10
AKP nin referandum için hazırladığı 40 soru 40 cevap kitapçığında aynen şöyle yazıyor. ??Kamu yararı gibi subjektif bir kavram ile bir çok özelleştirme kararı iptal edilmiş, böylece küresel sermayenin Türkiye de yatırım yapması ile ilgili birçok zorluk çıkarılmıştır??

İşte bu şekilde, Danıştay, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi niçin AKP tarafından ele geçirilmek isteniyor, sorusunun cevabını net bir şekilde kendileri yazmış.

Bu Anayasa değişikliğinin temel amacı küresel sermayenin taleplerini karşılamak olduğu bu kadar açık iken hayır diyerek karşı çıkmak yurtseverliğin gereğidir.

??Yetmez ama evet?? diyenler sermayenin hanesine yazılacak bir evet diyeceklerdir. Kendilerine hala solcu diyen, geçmişte göğüsleri yırtılıncaya kadar ?DEVRİM? diye bağırmış bu yeni liberaller, dinci muhafazakar AKP ile kutsal bir ittifak yaptılar, O nun demokrasi ve açılım aldatmacasına inandılar veya işlerine öyle gelmekte. İşte bu ittifak, sınıfsal bakışla düşünerek durum analizi yapmak yerine, iman ve dogmatik yöntemlerle evet diyeceklerdir.

Tablo oratada bunu onaylamak kendi ipini çekmek demektir.HAYIR demek için çok sebep var.
Suna Kurtcebe
2010-08-25 10:49:07
Berkant Bey'in 5510 sayılı yasa hakkındaki görüşleri doğrudur.Bakın asıl anlaşılması gereken esas nokta şu , bunu Sayın Bülent KIRAN da yazısında vurgulamış.Bu anayasa değişikliği ile asıl yapılmak istenen Anayasa Mahkemesi ve HSYK, yani yargıyı ele geçirmek.
Neden ?
Çünkü, AKP iktidarı bundan sonra yapacağı yasa değişiklerinin Anayasa Mahkemesinden iptal edilmesini istemiyor.Eğer referandumdan Evet çıkarsa, istedikleri olacak.Bundan sonra 5510 sayılı yasa da dahil yapacakları hiç bir değişiklik Anayasa Mahkemesinden dönmeyecek ve aynen yürürlüğe girecek.Üstelik seçimleri kayıp bile etseler , Yüce Divan yerine kendi seçtikleri hakim ve savcılardan oluşan Cüce Divana kolayca hesap verip, kendilerini aklayacaklar.İktidarı kaybetselerde bugüne kadar götürdükleri, havuzlu villar, gemicilikler, bankalar, TV kanalları, Vb, onalar yeter değil mi?
İşte, meselenin özü bu arkadaşlar.
Şimdi, HAYIR demesek, ne zaman diyeceğiz !
Rana KUNT
2010-08-25 11:06:32
Bülent bay'in yazısının sonlarına doğru bir ifadesi var;Ülkemizi emperyalist devletlerin ekonomik, kültürel ve siyasal işgalinden kurtaracak bir düzenleme var mıdır? HAYIR!

Prof. İzzettin Önder 15 Ağustos 2010 da EMEP, ÖDP, TKP ve HALK EVLERİ nin ortaklaşa yaptıkları panelde buna dikkat çekti ve ; ?? Uluslar arası emperyalizm, anayasa değişiklikleri yoluyla Türkiye yi tam anlamıyla teslim almak istemektedir, uluslar arası sermayenin ihtiyacı olan yasa ve uygulamaların iç yargı denetimine takılmadan işlerlik kazanmasını amaçlıyorlar?? diye aynen sayın Bülent Bey'in de dediği npktaya vurgu yaptı.Bu konuda vatandaşlarımzın farkındalığını artırmak gerekiyor.Yoksa, iş işten geçmiş olacak.
Bora Sarpkaya
2010-08-25 23:43:00
AKP'nin hileli bir referandum hazırlığında olduğu şüpheleri gittikçe güçleniyor.
Yüksek Seçim Kurulu(YSK)'da oyların yükleneceği bilgisayarlarda bulunan programlarının Amerika ve Yunanistan'daki seçimlerde de kullanıldığı ve seçimlerde bu programlarla hile yapıldığının ortaya çıktığı ve seçimleri şaibeli hale getirdiği anlaşıldı.Bu nedenle YSK bilgisyarlarında yüklü bu progarmlar Avrupa'da yasaklanmıştı.Şimdi, yetkili bazı çevreler bu programların ucu nerede bizde bilmiyoruz, diyorlar.Şifreleri kimde o da belli değil.(Posta gazetesi/sayfa 15/sütun 1 )
Levent KAPTAN
2010-08-25 23:52:21
İLK KURŞUN:Bu Öyküyü Mutlaka Okuyun Lütfen !
Bugün Feleknaz aradı. O, Adıyaman'da bir tekel işçisiydi. Ankara çadırlarında tanışmıştık. Adıyaman tekel işletmesinin, hüzünlü, yıkık dökük binasında yeniden karşılaşmıştık. Arkamızda uzanan altın sarısı balyalar, yıkık çatıdan giren yağmurda ıslanıyorlardı. Cumhuriyetin damgasını taşıyan küçük tahta tütün masalarının bıçak kesiklerine giren yağmur damlaları yerdeki su birikintilerine telaşla düşüyordu. Bir zamanlar Feleknaz'ların oturduğu küçük iskemleler sağa sola dağılmışlardı. Tütün bandı sessiz, üzeri tütün tozu yağmur karışımıyla kaplı, bize bakıyordu. Aşağıda yemekhaneye toplanmış tekel işçisi kadınlar, çaresizliklerini haykırıyorlardı.
* * *
Feleknaz mı? O artık 4Cli. Birçok diğeri gibi köleleşti. Sahipsiz kaldı, parasız kaldı, kış soğuğunda kaldırımlarda yattı. Sonunda verilen parayı aldı. Yaşaması lazımdı!

Bana soruyor? `Evet' mi? `Hayır' mı?

`Senin fikrini öğrenmek istedik!' diyor.

Konuyla ilgili aldığım ilk telefon ya da ileti değil bu. Yazdığım ilk yazı da olmayacak. Ama bir şey anladım. Sözler anlaşılabildiği oranda etkili. Ve anlaşılabilmesi, anlatanın becerisinde gizli!

Yani, `Halk anlamıyor!' lafı işin bahanesi. Anlatın o zaman. Anlatabilin! Anlatabilelim! En azından neden anlatamadığımızı, neden aktaramadığımızı, neden bilgiyi karşı tarafa geçiremediğimizi bilelim!

Bizim derdimiz, bildiklerimizi birbirimize anlatmak değil ki! Bildiklerimizi, bilgi alması engellenmiş, her yolla kandırılmış, aldatılmış, açlıktan bitap düşmüş, işsizlikten dumura uğramış olanlara aktarabilmek?

Bağımsız Türkiye Partisi, İşçi partisi, Yeniçağ Gazetesi ve Ulusal Kanal'ın `neden HAYIR' duyuruları en kolay anlaşılır ve etkili olanlar. Onlardan bir derleme yapalım.

Neden mi `HAYIR'?

82 Anayasasının daha da şeddelisi ve aynı odaklarca hazırlanan bir Anayasa ile, bu milletin bugüne kadar kazandığı tüm haklar gaspedileceği için!

Bugüne kadar ANAYASA MAHKEMESİ ve DANIŞTAY'ın DUR dediği tüm belalar yasalaşıp Türk milletinin önüne geleceği için!

Nedir Yargının `DUR' dedikleri bir bakalım.

Türk halkı HAYIR oyuyla, neye HAYIR demiş olacak sıralayalım:

HAYIR demek,

Küresel sermayenin sırtlanlarının TOPRAKLARIMIZA; MADENLERİMİZE, SUYUMUZA elkoymaya KANUNEN hak kazanmasına HAYIR demektir.?

Şu anda yasa dışı olarak ülkemizde faaliyet gösteren 350 yabancı maden şirketinin, tüm doğal kaynaklarımızı, suyumuzu, borumuzu, petrolümüzü ve neyimiz varsa hepsini YASAL OLARAK talan etmesine HAYIR demektir!

HAYIR demek,

Suriye sınırımızda Kıbrıs'ın 3 katı büyüklükteki mayınlı arazi ve altında yatan trilyonlarca dolarlık petrole İsrail'in el koymasına HAYIR demektir.

Büyük bir çoğunluğu elden çıkarılmış olmakla beraber, henüz hala bizim olan, ağır sanayi işletmelerinin, limanların, KİT arazilerinin, pul parasına yabancı sermaye ve yerli işbirlikçilerine YASAL OLARAK peşkeş çekilmesine HAYIR demektir.

Tekel işçilerinin can siperane direnişleri sonucu, Danıştay tarafından durdurulmuş olan 4C kölelik yasasının, tüm çalışanları kapsamasına HAYIR demektir.

HAYIR demek,

Tüm memurların, hükümet tarafından kurulan bir komisyonun oyuncağı haline gelmesine, dilencileştirilmesine, 9000 iş günü çalışıp, ölünce emekli olmaya HAYIR demektir.

Meralarımızın, hazine arazilerimizin yabancılara tahsis edilmesine HAYIR demektir.

`Paran kadar sağlık' politikasına, eczanelerin yok edilmesine HAYIR demektir.

Tarım ve hayvancılığın yok edilmesine HAYIR demektir.

Danıştay tarafından satışı durdurulan, şeker fabrikalarının, tarım çiftliklerinin YASAL OLARAK satışının önünün açılmasına HAYIR demektir?

Genetiği değiştirilmiş ürünleri sofranıza iteleyen küresel şirketlere HAYIR demektir.. Unakıtan'ın Gül'ün Erdoğan'ın çocuklarının milyon dolarla oynarken her dört gençten birinin işsiz kalmasına HAYIR demektir..

HAYIR demek,

Türk ordusunun Paralı askere dönüştürülme projesine HAYIR demektir..

Güvenlik güçlerinin elini kolunu bağlayan AB uyum yasalarına HAYIR demektir.

ABD ile istihbarat paylaşımına HAYIR demektir.

100 yıldır Batının elinde oyuncak olan tarikatlara, etnik ırkçı bölücülük yapan odaklara HAYIR demektir.

HAYIR demek tüm bu saydıklarımıza HAYIR! YETER! DUR! demektir!.

`EVET'in arkasında sırtlan dişlerini gıcırdatan Yedi Düvel vardır!.. Bu referandum, küresel sermayenin Türkiye'yi işgal planında çok önemli bir adımdır.

Avrupa ve Amerika'dan yükselen sesler, koro halinde `EVET' demektedir. Pentagon, Washington, Brüksel `EVET' demektedir. İsrail `EVET' demektedir?Barzani `EVET' demektedir.

Fethullah Gülen, Pensilvanya'dan:

`Değil sadece kadını erkeği, çoluğu çocuğuyla hatta imkan olsa mezardakileri bile kaldırıp `evet' oyu kullandırmak lazım" demiştir.

Abdullah Öcalan, Kandil ve BDP, referandumu boykot' görüntüsü altında "evet" propagandası yapmaktadır. AKP, hergün şehit cenazesi kalkarken terör örgütüyle aynı safta yeralmamak için BDP'ye `boykot' cenahını uygun görmüştür.

BİZ işte tüm bu rezilliğe HAYIR diyoruz!

Faşist bir siyasi parti elinde tüm insan hakları ve demokratik özgürlüklerin yok edilmesine HAYIR diyoruz!

Tüm yasal haklarımızın , küresel çete emriyle, iktidar eliyle gaspedilmesine, konuşma, düşünme, yazma hürriyetimizi kaybetmeye HAYIR diyoruz. İzlenmeye, dinlenmeye, fişlenmeye HAYIR diyoruz.

Yargıçların bir parti tarafından atandığı ve bir partili olarak vatandaşı yargıladığı bir düzenin kurulmasına HAYIR diyoruz! İnsan hakları, Demokrasi Özgürlük çığlıklarıyla tüm haklarımıza el konulmasına HAYIR! diyoruz.

Suçunun ne olduğunu bilmeden, `kurbanlık koyun gibi' içerde tutulan gazeteci, parti başkanı, subay ve aydınların hayatının gaspedilmesine HAYIR diyoruz..

TUNCAY, MUSTAFA, UFUK, DENİZ VE DİĞERLERİ

Biliyoruz ki her gecenin sabahı var. Ve bu sabah yakın.

Yeter ki siz ruhunuza ve bedeninize iyi bakın!
Sebahattin ÖNKİBAR
2010-08-26 00:07:04
43?ü aşamayınca Öcalan?la anlaştılar!/ Sabahattin ÖNKİBAR


Aktaracaklarım kulaktan dolma bir söylenti ya da tevatür değil, kesin bilgidir!
Tayyip Erdoğan?ın titizlikle yaptırdığı üç ayrı ankette de evetlerin hiç biri yüzde 45?e ulaşamadı!
En yüksek oranı Metropol verebildi ve o oran da yüzde 43!
En önemlisi yapılan bütün araştırmalarda Kemal Kılıçdaroğlu kişisel olarak Tayyip Erdoğan?ı geride
bıraktı!
Başbakan bunun üzerine taarruz düğmesine basarak bütün kampanyayı Kılıçdaroğlu?nu hedef alan bir çizgiye oturttu!
Boy-soy polemiği, Dersim konusunun alevlendirilmesi ve yandaş medyadaki Kılıçdaroğlu ile ilgili hücumlar bu stratejinin yansıması!
Ancak Tayyip Bey?in iletişimcileri, bu kampanyanın aradaki farkı kapatamayacağını ifade ederek boykotçu Kürtlerin kazanılması konusunda ısrarlı oldu!
Tayyip Bey bir ara tereddüt etti, lakin ?Başka türlü asla evet çıkmayacak? denilince o da kabul ederek harekete geçti!
Önce Barzani ile ilişki kurularak Kandil?in nabzı yoklandı!
Kandil yani Murat Karayılan, İmralı?yı işaret edince Öcalan?ın avukatları ile yaptığı iki rutin buluşma, farklı mesajlar vermesin diye iptal edildi ve bu süreçte Öcalan?a hemen üst düzey bir isim gönderildi!
Üst düzey yetkilinin Öcalan?dan iki temel isteği oldu:
1) PKK?nın ateşkes ilan etmesi!
2) 15 Ağustos?da yapmayı düşündüğü demokratik özerklik ilanının ertelenmesi.
Peki devlet, pardon AKP iktidarı karşılık olarak ne mi verdi?
Başlatılan Kürt açılımının sürdürülmesi ve bu sürecin bizatihi Abdullah Öcalan?la beraber götürülmesi!
Evet AKP hükümeti Öcalan?la müzakere masasına oturmayı taahhüt etmiş!
Peki AKP bu mutabakatla ne mi kazanacak?
1) Her terör olayı AKP?ye eksi yazdığından referandum öncesi susan silahlar evet oylarını artıracak.
2) Öcalan?la anlaşma, boykotu gündemden düşürecek ve BDP?nin yüzde 6-7?lik oy yüzdesi ?evet?e dönüşecek .
Bu aktardıklarımın gerçekliğini ispatlayan son gelişmeler:
PKK Kandil önderi Murat Karayılan?ın ?AKP ile anlaştık? beyanı Fırat Haber Ajansı tarafından servis edildi, aynı şekilde KCK yani PKK?nın şehir kanadından yapılan açıklamada da ?Önderimiz müzakere sürecini başlattı? deniliyor. Keza Cumhurbaşkanı Gül de iki gün önce Öcalan?la böyle bir görüşmenin yapıldığını saklamadı.
Her şey açık ve net olarak görülüyor ki AKP ihtiyaç duyduğu yüzde
6-7 oy için Abdullah Öcalan?la kol kola girmiştir. Öyle olmasaydı zaten PKK durduk yerde ne ateşkes ilan eder ne de Murat Karayılan ve KCK ?Müzakere için anlaştık? açıklamalarını yapardı!
Evet AKP, nihai misyonunu icra
ediyor ve kanlı katil Öcalan?la masaya oturuyor!
Eyy muhalefet, ey okur, ey vatanseverler duyurun bu ihaneti bütün Türkiye?ye!
Sebahattin ÖNKİBAR
2010-08-26 00:09:35
Bakin Aatatürk Tarih sayfalarından bugünelere nasıl ışık tutuyor !

?... Silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayını mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz.?

31 Temmuz 1920?de Afyonkarahisar Kolordu Dairesi?nde subaylara hitaben,

... . ... . ...
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Turan KARATAŞ
2010-08-26 00:23:09
ABD elçisi de EVET için çalışıyor !

Prof. Dr. Tolga Yarman katıldığı bir davette ABD Büyükelçisi James F. Jeffrey'in AKP'nin anayasa değişiklik teklifi için destek istediğine tanık olduğunu ve büyükelçi ile tartıştığını anlattı.

Tolga Yarman, nükleer mühendislik alanında doktora derecesi olan bir bilim insanı. Yarman, Massachusetts Institute of Technology?de doktorasını tamamladıktan sonra 1984 yılında Fulbrihgt konuk öğretim üyesi olarak California Institute of Technology?e gitti. Aldığı Fulbright bursu Yarman?ın 2010 yılı Mart ayında da ilginç bir olaya tanıklık yapmasına vesile oldu.

Yarman?ın anlatımıyla olaylar, Fulbright Bursiyerleri Derneği tarafından ABD Büyükeçisi James F. Jeffry onuruna 24 Mart 2010 tarihinde Boğaziçi Üinversitesi Rektörlük Binası Konferans Salonu?nda verilen kokteyle davet edilmesiyle başladı.

Aradan geçen 26 yıl boyunca bu özelliği hiç hatırlanmazken, gelen davet Yarman?ın ilgisini çekti, davetiyede belirtilen adrese katılacağını yazdı.

Bundan sonrası ise gerçekten ilginç. Çünkü Yarman gittiği davette, ABD?nin, AKP?nin anayasa değişikliğine destek bulmak için yürüttüğü kulis faaliyetlerinden birine tanık oldu. Daha önce Yeniçağ gazetesinde Arslan Bulut?un köşesinde de yer alan bu iddia, ABD ile AKP?nin kapalı kapılar ardında yaptıkları işbirliğini anlamak açısından ibret verici.

Kendi anlatımına göre Yarman, 24 Mart günü belirtilen yere gittiğinde yüz kişilik bir davetli grubuyla karşılaştı. Burada ABD Büyükelçisi James F. Jeffry bir konuşma yaptı. Yarman?ın anlattıklarına göre Büyükelçi, bölgeyi uzun uzadıya, tahlil etti. İran?ı, tehdit olarak gördüklerini, bilhassa vurguladı. Türkiye?nin canlılığını, bu arada, başka ülkelerin, hatta Putinli Rusya ile Medvedevli Rusya?nın farkının dahi, kestirilebilir olmasına karşın, Türkiye?nin kestirimlere pek gelmediğini vurguladı. Kayseri ve Konya sanayi bölgelerimizi, Uzak Doğu Kaplanları?na benzetti. Türkiye?nin kendi omuzları üzerinde durabildiğini belirtti.

Başbakanı ve cumhurbaşkanını övdü
Jeffrey?in silahlı kuvvetlerden ve muhalefetten hiç bahsetmemekle birlikte, başbakanı ve cumhurbaşkanını da övdüğünü belirten Yarman, Jeffrey için ?Söz BOP?a gelince, Osmanlı İmparatorluğu?nu övdü!.. Hükumet?le harika bir ilişki sürdürdüklerini belirtti? diyor.

Referandum için destek istedi
Yarman?ın anlattıklarına göre, Jeffrey, ?Biz, ülkelerin iç işlerine karışmayız!?, demesine karşın, sözü, Türkiye?nin demokratikleşmesine ve Anayasa değişikliğine getirdi, bunun gerekliliğini vurguladı ve ?referandum için bizlerden destek beklediğini açık bir dille ortaya koydu??

Davetlililerin ?kalalakaldığını? belirten Yarman, daha sonra Büyükelçi Jeffrey?in birkaç soru alabileceğini söylediğini de belirtiyor. Yarman, daha sonra yaşananları şöyle anlatıyor:

Prof. Suna Kili söz aldı. Yer yer göz yaşlarını tutamayarak, ?Bizi, Araplara itiyorsunuz, bu, Cumhuriyet?in kuruluş felsefesine aykırıdır, biz laik ve çağdaş bir ülkeyiz, bunu yapamazsınız? dedi. Duygulu ve içten konuşması alkışlandı. Prof. Kili?nin konuşması Büyükelçi?ye, üslupta ölçülü ve yumuşak, ancak özde sert bir tepkiydi? Büyükelçi, Prof. Kili?yi yatıştırıcı, kısa bir yanıt verdi?

Prof. Fuat İnce, ABD?nin, bugün Türkiye?de ılımlı İslam?ı desteklediğini, ancak bunun köktendinciliğe dönüşebileceğini, dikkate alması gerektiğini ifade etti; gerçekten de, Türkiye?de demokrasinin temellerinin aşındırılmakta bulunduğunu ve demokrasinin giderek yok olduğunu, ABD?nin bundan endişe edip etmediğini sordu. Büyükelçi, yine yatıştırıcı kısa bir yanıt verdi; soruyu geçiştirdi? ?

Yarman, söz alma sorumluluğu duyduğunu, Büyükelçi ile ilk kez karşılaştığını ancak Boston?da eğitim gördüğü yıllarda onun da orada öğrenim gördüğünü bildiği için ilk ismiyle hitap ederek şunları söylediğini aktarıyor:

?Sevgili Jim, aynı tarihlerde Boston?da okumuşuz. Orada, ABD?nin iki veçhesini gördüm. Birincisi, okulum, bir bilim cennetiydi. Bu çerçevede, ABD?de, hocalarımdan, meslektaşlarımdan, giderek öğrencilerimden başlayarak, ebedî dostluklarım vardır. İkincisi, o tarihlerde Vietnam Savaşı sürüyordu. Korkunçtu.

ABD?nin bu ikinci veçhesi, şimdi, bölgemizde? Havuç için değil, Petrol için buradasınız. ?Türkiye?nin Demokratikleşmesi? diyorsun.

Seni burada, bir arkadaşımız olarak görmesem, bu konuyu, genelde ülkemizde yaşadığımız sorunları, burada konuşmazdım.

Ama konuyu madem sen açtın, dostça konuşalım. Üçte birlik oy oranlarıyla, üçte ikilik parlamento çoğunluğunun elde edildiği bir süreçte demokratikleşmeden bahis, abestir.

Bu konuya hiç değinmedin. Yüzde onluk ülke seçim barajı var. Milyonlarca oy zayi oluyor. Demokrasi adına en önce buna mani olmamız gerekmez mi?

Partilerin içinde hemen neredeyse demokrasi yok; bir defa, bunun demokrasi özlemi itibariyle, rahatsız edici bulunmaması, ayrıca çok tuhaf. Üç, dört lideri kontrol etmeye çalışarak, Türkiye?yi, kontrol etmeye yönelmeniz, bence harika bir strateji, ama ?demokrasi? bu değil. Biz ?gerçek demokrasi? için mücadele ediyoruz?

Korkarım, senin anladığın demokrasi, değil, bu? Onun için sözlerine hiç katılmıyorum. Bizden istediğini, bu çerçevede, hiç istememelisin.
Ne diyorsam, içtenlikle ve vukufla söylediğime, güven lütfen. Bu kadar!.. ?

Büyükelçi?nin, sözlerinden hoşnut olmadığını belirten Yarman, şu yanıtı aldığını da anlatıyor:

?Enerji için burada değiliz (kim inanır, değil mi?), bölge istikrarsızdı, onun için buradayız. Üçte birlik oy oranı ile üçte ikilik parlamento çoğunluğu elde etme olasılığı, eskiden de vardı (el hak, doğru, söz konusu hüner, Rahmetli Özal?ın icadıydı), yüzde on baraj mı iyidir, yüzde beş mi, bu tartışılabilir??

?Aslında herhangi bir büyükelçi, herhangi ciddi bir ülkede, böyle bir konuşma yapsa, tam bir yabancı militan sıfatında algılanıp, o ülkenin iç işlerine karıştığı savıyla, derhal ?istenmeyen insan? ilan edilir ve sınır dışına çıkarılır?? diyen Yarman daha sonra aklından geçenleri ise şöyle anlatıyor:

?Zaten kestirmekteydim ve pek çok televizyon programında dile getiriyordum: Demokratik süreçlerde alınan kararlara saygımız saklı olarak, ancak Anayasa değişikliği, esas olarak, Türkiye?yi ve bölgeyi, malum istekler doğrultusunda yeni baştan dizayn etmenin son bir temel aparatı olarak gerçekleştirilmek isteniyor?

Bu hissimi beton gibi yerine oturtan bilgi, üstelik birinci ağızdan önüme gelivermişti??

O tarihlerde ne konuşuluyordu?
Mart ayının son günlerinde anayasa değişikliği konusunda hararetli bir tartışma yürütülüyordu. AKP, anayasa değişiklik teklifi üzerindeki çalışmalarını tamamlayarak teklifi kamuoyuna açıklamış ve 22 Mart tarihinde meclisteki partilerin kapısını çalmaya başlamıştı. Daha sonra teklifin meclis görüşmelerine başlandı.
İEL
2010-08-26 10:35:58
REFERANDUM ve TÜRKİYE?nin GELECEĞİ



Anayasaya Değişikliği Referandumu?nda oy vermeyi düşünmeyen, çekimser kalan, veya evet oyu vermek isteyen vatandaşlarımızın özellikle bilmesi gerekir ki bu referandum, Türkiye Cumhuriyeti?nin önündeki çok önemli bir yol ayrımıdır.



Bu referandumda oy verip sesimizi duyurmak, hem kendimizin, hem de gelecek kuşakların hayat şeklini belirlemesi açısından çok önemlidir.



NEDEN HAYIR?

Bu anayasaya değişikliği ile hükümet Türkiye?nin adalet sistemini kontrolu altına almak istemektedir.



Bu anayasaya evet denir ise, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Anayasa Mahkemesi dahil olmak üzere ülkenin en yüksek adalet kurumlarının yetkilileri hükümet tarafından tayin edilecekler ve hükümete bağlı olacaklardır.



Böylece, Türkiye Cumhuriyeti?nin en yüksek mahkemeleri hükümetin baskısı ve boyunduruğu altına girecektir. Oysa ki, yargının hükümetten bağımsız olması, adaletin tarafsız olabilmesinin birinci şartıdır.



Bu oylamanın esas hedefi, Türkiye Cumhuriyeti yargı organlarını ele geçirip hem halkı hükümete karşı çaresiz bırakmak, hem de temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmaktır.



Bu anayasaya evet denilmesi halinde, Turkiye geri dönüşü zor bir diktatörlük yoluna girmiş olacaktır.



Anayasa değişikliği adı altında gizli bir gündemi uygulamaya çalışanlara HAYIR diyelim.



Turkiye?nin çağdaş ve demokratik cumhuriyetini yıkma çabalarına HAYIR diyelim.



12 Eylül?de Referandum?da HAYIR diyelim.



BİR TEK OY'UN BİLE TÜRKİYE?NİN GELECEĞİ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ OLDUĞUNU HATIRLATMAYI GÖREV BİLİYORUZ.



Vatansever İstanbul Erkek Liseliler



İSTANBUL ERKEK LİSESİ MEZUNLARI - GÖKSU GRUBU
Prof.Dr.Tayfun ÖZKAYA
2010-08-26 10:45:16
ANAYASA REFERANDUMU GEÇERSE MAYINLI ARAZİLER GİDER Mİ?

Amerikalı kadın sinema yıldızı boşanmanın kolay olacağı düşüncesi ile bir Latin Amerika ülkesinde mahkemeye başvurur. Avukatı yıldıza, hâkimin İspanyolca sorularını ?si? yani evet diye cevaplamasını söyler. Hâkim iki soru sorar. Cevap iki ?si? olur. Ancak ikincisinde salondan kuvvetli bir alkış gelir. Salondan çıkarlarken yıldız avukatına alkışın nedenini sorar. Avukatı ?birinci ?si ile boşandın. İkincisi ile hâkimle evlendin? der.
12 Eylül?de yapılacak olan anayasa referandumu biraz bu fıkraya benziyor. Farkı ise sorulacak soruların tümüne sadece evet veya hayır şeklinde tek bir cevap verebilecek olmamız. Bunun ne kadar demokratik olduğunu size bırakıyorum. Fıkradaki yıldızın durumuna düşmemek için gelin isterseniz zamanda biraz geriye gidelim.
Geçen yıl güneydoğu?daki uzun şerit halindeki mayınlı araziler, mayınların temizlenmesi karşılığında 49 yıllığına şirketlere verilmek istendi. Tartışmalarda İsrail şirketlerinin de adı geçti. Gene Şanlıurfa?daki muazzam büyüklükteki Ceylanpınar çiftliğinin de bu verilecek arazilere eklenebileceği dile getirilmişti. Bu, tarihte görülmemiş bir şeydi. Biraz abartırsak Şili gibi kuzeyden güneye uzanan bir devlet yerine doğudan batıya uzanan bir sanal devlet mi oluşuyordu? Bize göre bu olay, Türkiye topraklarının şirketlere hediye edilmesi anlamına geliyordu. Osmanlı geçici diye verdiği toprakların hiçbirini geri alamamıştı. Oysaki kendi imkânlarımızla bunu temizleyebilir ve topraksız veya az topraklı köylülere bu arazi verilebilirdi. Ziraat Mühendisleri Odası bu şekilde 2881 aileye toprak verilebileceğini ve 14 405 kişiye iş bulunabileceğini saptamıştı. Bundan daha iyi yoksullukla mücadele mi olurdu? Üstelik bu uygulama, buradan toprak alacak Türk, Kürt, Arap ve Süryaniler arasındaki kardeşliği daha da derinleştirebilirdi. İktidar kendi yolunun en iyi yol olduğunda ısrar etti. Sonucu biliyorsunuz. Meclisten yasa geçti. Ancak anayasa mahkemesi bazı önemli maddelerini iptal etti.
Eğer o gün anayasa mahkemesi bu kararı iptal etmeseydi bu yasa yürürlüğe girecek ve Türkiye Cumhuriyeti önemli bir toprağını kaybedecekti. Bu sanal devlette toprakları Türkiye şirketleri bile almış olsa, bana göre oralarda yabancı istihbarat örgütleri ve güçleri rahatça at oynatabileceklerdi.
Anayasa referandumunda asıl önemli maddelerin, Anayasa Mahkemesi ve HSYK (Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) üyelerinin çoğunun iktidarca belirlenebilmesi olduğunu biliyoruz. Taslağın bazı maddeleri biraz ilerleme izlenimi veriyor. Bizden de bütün pakete tek bir ?si? dememiz isteniyor.
Bugünlerde ülkenin dört bir yanında binden fazla hidroelektrik santralı (HES) kurulmak isteniyor. Bu durumda geniş bir alanda dereler kuruyacak. Elde edilecek olan elektrik ise % 1?i geçmiyormuş. Kirli maden aramalarını da bunlara ekleyelim. Bu olaylarda çevreciler ve halk mahkemelere başvuruyor. Değişiklikler geçerse iktidarın yasama üzerindeki artan gücü nedeniyle bu alandan da sonuç alınamayacak. Taslakta madde 125?e ?yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılmaz? şeklinde bir ek yapılmıştır. Şüphesiz yargı yürütmenin yerine geçip karar alamaz, ancak bu maddenin anayasaya konulmasının amacının özelleştirmeler ve çevre konusunda mahkemelerin aldıkları kararların yarattığı rahatsızlık olduğu iktidarca açıkça ifade edilmiştir. Öte yandan mevcut Anayasa?nın 56. maddesi ?herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.?diye yazmaktadır. Çevreyi açıkça kirleteceği belli olan bir yatırımın durdurulması yerindelik denetimi midir, değil midir? Kanımca anayasada yapılmak istenen değişiklik yürütmenin sınırsız bir güce sahip olmasını istemektir. Güçler ayrılığı denilen demokrasinin temel ilkesi, yürütmenin yasama üzerinde sınırsız etkisinin iyi sonuç vermediğini yüzyıldır herkese öğretmiş olması gerekirdi.
Bu nedenlerle ben Anayasa Referandumunda hayır diyeceğim. Amerikalı yıldız kadar saf değilim.
Prof.Dr.Nurettin ABACIOĞLU
2010-08-26 10:52:42
Anayasa paketi ve emekçilere piyango

Yaşanan günlere bakılırsa, hani sanki ?Pompei?nin son günleri?. Ya da fazla beylik ve bilindik bir laf ama, ?binmişiz bir alamete, adeta gidiyoruz kıyamete?. RTE, ?evet? çıkaramazsa, geleceği adına dananın kuyruğunun koptuğu gündür. ?Hayır? cı cephede başarısızlık, cephenin farklı kesimlerine ?nice darboğaz yaşanması? anlamına gelirse de, en ağırıyla ?sol? a darbe vurur; ağır yara aldırır. Kuşkusuz bu dünyanın sonu değildir. Ancak, askerin tam tekmil yedeklendiği, yeni biçimli ?sivil faşizm?in en bunalımlı çağlarına ?evet?le girilmiş olacaktır.
Yazın en kavurucu sıcaklarında, beraber olup konuştuğum, görüştüğüm ve hatta yeni tanış ahbaplıklar yaptığım bir yekûn, bu kayguları birbirlerinden bağımsız dillendirip, neredeyse ortak bir payda olarak ifade ediyorlardı.
Tekrar olmakla beraber, bilinenleri referandumun son gününe kadar yeniden gündem etmek gerekmektedir. Yapılanı ?nafile tur? saymamak gerekir.
* Anayasanın referanduma sunulan değişiklik maddelerini, herhangi bir demokratikleşme özenesi olarak kabul etmek olası değildir.
* Anayasa bugüne değin on yedi kez tadil edilmiş ve toplamda yetmişbeş maddesi değişmiştir.
* Geçmişte bu değişiklikler, meclis içi mutabakat oydaşmaları ile olanaklı kılınmış, ayrıca referanduma gerek duyulmaksızın, meclis iradesi olarak yansımıştır.
* Bu kez, mecliste mutabakat falan yoktur. Dolayısıyla AKP, yeni metin için hukuki meşruiyeti, halkın oyları üzerinden sağlanmaya çabalamaktadır. O nedenle RTE, agresivitesinin doruklarında gezinmekte, sinirlerine hakim olamadığı toplantılarda, önüne geleni azarlamaktan kendisini alıkoyamamaktadır.
* AKP adına RTE, neredeyse tek başına propaganda faaliyetlerini yürütürken, demokratikleşme vurgusu olarak çeşitli konuları dile getirmektedir. ?Sendika? başlığı en çok iğdiş edilen başlıklardan birisidir.
* 12 Eylül Anayasası, Türkiye kapitalizminin yeni bir uygulama kavşağı olarak gündeme gelmiştir. Şimdiki uğrak da, sermaye düzeninin yeniden resterasyonunu sağlayacak ihtiyaçlar doğrultusundaki düzenlemeleri içermektedir.
* Yeni metinle, yürürlükteki anayasanın çalışma, iş ve sendika yaşamını düzenleyen maddeleri arasında, demokratikleşmeye yaslanmış önemli bir değişiklik bulunmamaktadır. Hatta, 12 Eylül rejiminin en temel özelliklerinden birisi olan örgütlenme yasakları sürdürülmektedir.
* Manüplatif değişiklikler adeta demokratikleşme argümanı olarak kullanılmaktadır. Örnek olsun; bir emekçinin birden fazla sendikaya üye olmasının yolu açılırmış gibi gösterilirken, yürülükte olan ?sendikalar yasası? uyarınca birden fazla sendikaya üye olma yasağı korunduğundan, sendikalar ?yetki tartışması? çerçevesinde karşı karşıya geleceklerdir.
* Bu kime ve neye mi yarar? Kuşkusuz, işveren ve hükümet güdümlü sarı sendikacılığın güçlendirilmesine, palazlanmasına.
* Kamu emekçilerine yönelik ağza çalınacak bir parmak bala dair işaret vardır. Metinde, ?toplu sözleşme hakkı?nın verileceği bildirilirken, ?grev hakkı?nın yasak kapsamında bulunması, düzenlemelerin göstermelik olduğuna iyi kanıttır.
* Hükümette, çaresizliğe karşı çare tükenmemektedir. Grev yerine, ?zorunlu tahkim sistemi? getirilerek, yasakçılık iyice pekiştirilmektedir.
* Nefes tutmaya devam; sermaye düzeni istikrarı adına yeni bir anayasal kurum ortaya çıkarılmaktadır. ?Ekonomik Sosyal Konsey? de işçi, patron ve hükümet arasındaki uzlaşmazlıklar, istikrara tahvil müzakereleriyle çözüme ulaşacaktır. Yani grev yasaklamasını, tahkim yedeğinde boynuna yular olarak takmış emekçilere, konseyin neden çare olamayacağı esasen üstü örtülü pek güzel anlatılmaktadır.
Çalışanların, emekçilerin bir anayasadan beklentisi, en az iki açılı olsa gerektir.
* İlki, Türkiye?nin ihtiyaçlarına aittir. Temel insan hak ve özgürlüklerini güvenceye alan ve bunlara ilişkin yasakçılıklardan arınmış demokratik bir Anayasa..
* İkinci beklenti ise, çalışma hakkı başta olmak üzere, iş güvencesi, sağlık, eğitim, konut hakkı gibi yaşamı kolaylaştıran ?olmazsa olmaz? hakların temelli tesbiti ile bunların sigortası olan örgütlenme ve siyaset yapma hakkının önünün tamamen açılması ve güvenceye alınmasıdır.
* Ortada her ikisine dair gerçek bir girişim yoktur.
* Kısıntısız sendikal haklar ve özgürlükleri düzenlemeye yönelik bir girişim, tutum ise, hiç yoktur.
* İnsan emeğine yaraşmayan, özelleştirme, esnek çalışma ve taşeronlaştırma gibi sömürü öznelerinin engellenmesi, yasaklanmasına ilişkin de en ufak bir ihtimal yoktur.
Kısacası, işkoluna baraj koyan, noter şartı arayan ve örgütlenme, toplusözleşme ve grev hakkını geliştirme düzenlemelerini içermeyen bir belgenin, işçiye, emekçiye demokratikleşme olarak sunulmasına kanmamak gerekir.
Çalışanlar, emekçiler toplumun en geniş kesimini oluşturan sınıftır.
Sermaye karşısında emekçi çıkarlarını kurda kuşa yem eden tüm düzenleme ve iktidar ehline de ?Hayır? deyip karşı durmak, bugünden yarına kendi geleceğine sahip çıkmanın yegane yoludur.
Mine G. Kırıkkanat
2010-08-26 16:21:58
NEDEN Mİ HAYIR !

Bir Devlet Nasıl Yıkılır?

Bu ülkede yaşayan ve hangi din, hangi ırk, hangi renkten olup, hangi dilden konuşursa konuşsun ezici çoğunluğu ?Türk?üm? demekten -henüz- utanç duymayanlara, ?Türklük; Kürtlük, Çerkezlik, Lazlık gibi bir alt kimliktir. Üst kimliğiniz Türkiyeli Müslüman olmalıdır... ? dersiniz.

Güneydoğu bölgesi, aşiret ve dalaletin pençesinde kıvranırken siz Kuzey Irak?a gider, ABD?nin uşağı Kürt hükümetinin elini eteğini öpersiniz. Yetmez, sizin Kürtleriniz aşiretin beslediği cehalet, cehaletin beslediği töre vahşetinin kucağında işsizlik ve yoksulluktan kıvranırken, siz düşmanın çakma Kürt devletine 500 iş adamıyla çıkarma, milyarlarca dolarlık yatırım yaparsınız. Güneydoğu?da yaşayan Türklere ve Kürtlere kesintisiz veremediğiniz elektriği, Irak?taki Kürtlere verirsiniz. Kurmadığınız altyapıyı, yolları, köprüleri, yurtları, hastaneleri, fabrikaları Irak?taki Kürtlere kurarsınız.

Yetmez! ?Kürt açılımı? diye sınırı açar, çakma Kürt devletinde konuşlanan çocuklarınızın katillerini PKK bayrağıyla karşılatır, davul zurna vurdurur, ayaklarına kadar götürdüğünüz adliyeye, temenna çaktırırsınız.

Yetmez! İstanbul Büyükşehir Belediyesi?nde meclis üyesiyken ?kadın personele cinsel taciz?den kovulan demokrasi biti ve sair sülükleri, TV?lerde açılım savunmakla görevlendirir, hatta ağzından salyalar saçarak Kürtçülük propagandası yapan biti, ABD?ye ?arabulucu? olarak atarsınız.

Sekiz yıl önce ?sıfır?lanan terörü azdırmaya bu kadarı yeter. Ama devleti yıkmaya yetmez. Kolları sıvar, devletin parçalanması önündeki en büyük engel, orduyu ufalamaya başlarsınız.

Yıllarca PKK?ya karşı savaşan halk kahramanlarını, çakma tanıklar, çakma tutanaklar, çakma iddialarla ?terörist? diye tutuklar, yargılarsınız. Bu ülkenin Türk, Kürt, Çerkez, Laz demeden, ayrım yapmadan yetiştirdiği halk çocuklarını, gencecik, vatansever teğmenleri düzmece darbe senaryolarıyla biçer, ne olur ne olmaz diye, iyice karalamak için de bizzat bulanlar tarafından konulmuş uyuşturucu bulundurmaktan içeri tıkarsınız.

Böylece PKK?ya karşı savaşacak olan subaylar, canlarını dişlerine takarlarsa, o dişlerin savundukları devlet tarafından söküleceğini gayet iyi anlarlar!

Anlamayacak kadar kalın kafalı subaylar hâlâ savaşır gibi mi yapıyor? Bu halk hâlâ oğlunu onlara emanet ediyor, askere gönderirken davul zurna mı çalıyor?

Çaresi kolay: Çıkar kürsülere, Filistinli çocuklara ağlarsınız. Gazze?ye cihat gemileri kaldırır, Türkiye PKK?nın öldürdüğü 13 askerine gözyaşı dökerken, siz İsrail?in öldürdüğü 9 mücahide hıçkırırsınız.

Özbeöz çocuklarınız, askerleriniz, sizin vatanınız için her gün ölürken ilan edilmeyen yasları, Gazze için ölenlere tutarsınız.

Baktınız tık yok, PKK?nın 7 asker daha öldürdüğü gün, 30 yıl önceki askeri cuntanın astırdığı 4 gence ağlarsınız.

Yine mi anlamadılar? Güney Doğu?da savaşan Mehmetçiklere sahip çıkan vakfın başkanı başta, 102 generali sorgusuz sualsiz, beş ay süreyle mahkemeye çıkarılmamak üzere tutuklarsınız. Bir yandan 30 yıl önceki hukuksuz zulme ağlar, 30 yıl sonraki hukuklu zulmü de eline balyoz verdiğiniz yargının üstüne atarsınız.

Bütün bunlar, bir halkı çıldırtmaya yeter. Hatta halkın bir bölümünün öteki bölümüne duyduğu hıncı katlayarak ulusu birbirine düşürmeye de yeter.

Ama devleti yıkmaya yetmeyebilir. Baktınız yıkılmıyor, hakkaniyet duygusunun dibini oymaya azimle devam edersiniz.

Sizin ihaleciler ticarette yükünü tutar, borsada oynar, şakşakçıları da onları medyalamaktan beslenirken, halkın çocukları dağlarda ölür. Siz de çulsuz ailelerine cenazede ayıp olmasın diye sadaka üst baş düzersiniz.

İki ayağına platin çakılı işsiz gaziyi, mevsimlik işçi olmak için orman müdürlüğüne başvurunca 1500 metre koşturur, koşamayınca da işsiz bırakırsınız. Sonra da çıkıp, iş çok, çalışan yok gibi yapar, iş beğenmeyen işsizleri güzelce azarlarsınız.

Ardından afili bir mümkünse kaz- tüyü bulursunuz. Tarar, parlatır, İkinci 12 Eylül Anayasası geçerken, üstüne dikmeye hazırlarsınız.

Böylece elinizden gelen her şeyi yapmış, artık ok yaydan çıkmış, günah sizden gitmiş olur. Seyrine oturup, hazırladığınız yıkımı beklersiniz. Bir şeyler mutlaka yıkılacaktır, çünkü.

Devlet yıkılırsa ne âlâ.
Yıkılmazsa da siz yıkılırsınız zaten
Sadık YALÇIN
2010-08-27 09:55:58
AKP, 8 yıllık iktidarında yaptığı gibi ülkemizi yabancı devletlerin boyunduruğuna sokacak, vatandaşlarımızın sosyal haklarını gasp edecek bir çok düzenlemeyi bir kaç doğru ile karıştırıp paket haline getirdiği refefandum ile halletmek istiyor.
Tam AKP'nin riyakar, takkiyeci, düzemecelerle dolu düzenlerine yakışır bir şekilde.
Bu ahaksız teklife sonuna kadar HAYIR, HAYIR, HAYIR diyeceğiz.
Bülent KIRAN
2010-08-27 15:04:36
Değerli Dosrtlar,
Referandum için sayılı günler kaldı. Ancak 1.5 milyondan fazla seçmenin oy kullanmasının önünde bir engel var. Çünkü bu kişilerin vatandaşlık numaraları kimliklerine işlenmiş değil.
Bu durumda olanların sandık başına gitmeden nüfus müdürlüklerine gitmeleri gerekiyor. Tüm nüfus müdürlükleri referanduma kadar hafta sonları da çalışarak talepleri karşılamaya çalışacak.

12 Eylül?de 49 milyon 446 bin 269 seçmen oy kullanacak. Ancak bunların 1 milyon 600 bininin sandık başına gitmesinin önünde bir engel var. Nüfus cüzdanı veya ehliyet gibi belgelerde T.C kimlik numarası bulunmayanlar oy kullanamayacak.

Yüksek Seçim Kurulu?nun yaptığı uyarıdan sonra İçişleri Bakanlığı harekete geçti. 81 ile nüfus cüzdanlarının değiştirilmesine ilişkin talimat gönderildi.

"Haftasonu da nüfus müdürlükleri açık kalacaktır. Vatandaşlarımızın kimlik numaraları yok ise son güne kalmadan bir an önce gelip işlemlerini yaptırmaları gerekiyor.

Bütün nüfus müdürlükleri 12 Eylül?e kadar hafta sonları da hizmet verecek.

Valilerden nüfus yoğunluğunu göz önünde bulundurarak mesai saatlerini, bütün talepleri karşılayacak şekilde yeniden düzenlemesi istendi.

T.C kimlik numarası olmayan Nüfus Cuzdanlarınızı değiştirmek için yapmanız gereken şey iki fotoğrafla birlikte Nüfus müdürlüklerinize gitmeniz.

Oy hakkımıza sahip çıkalım.TC Kimlik Numarası engeline takılmayalım.

Selam ve saygılarım

Bülent KIRAN
Bülent KIRAN
2010-09-12 19:52:58
Sayın Okur,

Okumak güzel şeydir.İnsanın ufkunu açar.Ama okuduğundan ders çıkarmak ise ayrı bir meziyettir.
Bir kere , benim yazımlarımın hiç birinde sizin ifade ettiğiniz gibi müslümanla, ümmete yönelik alaycı bir tavır yoktur. Ayrıca, kimin ne kadar müslüman olduğunun tayinini de Yüce ALLAH kullarına bırakmamıştır.Onu ALLAH bilir.
Ayrıca, yazımda bahsettiğim şeyler somut gerçeklerdir.Anlayamadıysanız o da sizin zavallığınızın göstegesidir.
Pozitivo
2010-08-29 13:40:39
Başka bir pencereden bakalım;

http://www.guvenilir.org/2010/08/how-to-say-no-hayir-demenin-hafifligi.html
Yunus GEDİK
2010-08-31 08:25:56
"Yaşanan olaylar bir cemaatin devlet içindeki elemanları vasıtasıyla yürüttüğü örgütsel bir faaliyettir. Karşımızdaki kişiler polis, hakim ve savcı değil, cemaatin elemanlarıdır.. Ergenekon?un varlığı konusunda hiçbir ciddi emare yoktur.Danıştay saldırısını Ergenekon veya benzeri gruplar tarafından yapılmış olacağına mevcut delillere bakarak kimse beni ikna edemez. Bu iddialar zorlamadır.. Gündemi meşgul eden tüm iddiaları yayan cemaattir. Bu işler emniyet ya da hukuk adına yapılmıyor, cemaatin planı doğrultusunda, cemaatin talimatı ile gerçekleşiyor." bana bu cumleri iddia değilde ispat gibi gösterecek bir işaret gösterin... İddia ispat gerektirir.
Bülent KIRAN
2010-08-31 20:36:35
SAYIN OKUR,


ŞİMDİ BAKIN, SİZ PAZARA ÇIKTINIZ PATATESİ BEGENDİNİZ FİYATINI UYGUN BULDUNUZ ALDINIZ DİYE, DİĞER ALACAĞINIZ PATLICANI, KARPUZU, BİDERİ VELHASIL BÜTÜN MEYVA VE SEBZEYİ DE AYNI YERDEN Mİ ALIRSINIZ?
YOKSA BÜTÜN PAZARI DOLAŞIP, BEGENDİĞİNİZİ, İSTEDİĞİNİZ YERDEN Mİ ALIRSINIZ?
MANTIKLI OLAN BEGENDİĞİNİZİ, İSTEDİĞİNİZ FARKLI FARKLI YERLERDEN ALMAKTIR, DEĞİL Mİ?

OYSA, BU REFARANDUMDA İKTDAR VATANDAŞA DİYOR Kİ, PATETESİ BEGENDİYSEN, ALIYORSAN BÜTÜN MEYVA VE SEBZENİ DE BENDEN ALACAKSIN !
DÜNYANIN HİÇ BİR DEMOKRATİK ÜLKESİNDE BÖYLE DAYATMACI BİR REFERANDUM ÖRNEĞİ DAHA GÖRÜLMEDİ.

HİÇ BİR GÜÇ VATANDAŞIN İRADESİNE TOPYEKÜN İPOTEK KOYMA HAKKINA SAHİP DEĞİLDİR.
SADECE BU YÖNÜYLE BİLE BU ANTİDEMOKRATİK BİR REFERANDUMDUR VR HAYIR DEMEYE YETERLİDİR !

ÖTE YANDAN, ANAYASA EN TEMEL YASADIR.HİÇ BİR YASA ANAYASAYA AYKIRI OLARAK ÇIRATILMAZ.BU EN GENEL HUKUK KURALLARINDAN BİRİDİR.ŞİMDİ BİR İKTİDAR KALDAR DA , ANAYASA MAHKEMESİNİN ÜYELERİNİ(Anayasa Madde 146, 147, 148, 149) DEĞİŞTİRİP, ÜYELERİ BEN SEÇECEĞİM DERSE O MAHKEME BAĞIMSIZ , O ÜLKE DEMOKRATİK OLABİLİR Mİ?

DEMOKRATİK OLDUĞUNU İDDİA EDEN BİR İKTİDAR, HAKİMLERİ VE SAVCILARI BEN SEÇECEĞİM DER Mİ ? (ANAYASA MADDE 159)
DERSE O YARGI BAĞIMSIZ OLUR MU? OLMAZ ! YARGISI BAĞIMSIZ OLMAYAN BİR ÜLKEDE HANGİ HAKDAN HUKUKTAN, DEMOKRATİKLEŞMEDEN, ÖZGÜRLÜKTEN BAHSEDECEĞİZ !

BU ANAYASA PAKETİNİ KİM YAPTI ? AKP

EN SON ALDIĞI OY:%47
MUAHALEFETİN OYU:%53
MUHALEFETİN BU DEĞİŞİKLİKLERE ONAYI VAR MI? HAYIR !
AMA İKTİDAR DEDİĞİM DEDİK, ...
ŞİMDİ DEMOKRASİ BUNUN NERESİNDE ?

AKP BU ANAYASA DEĞİŞİKLŞĞİ İLE 12 EYLÜL'ÜN HESABINI SORAMAZ!
12 EYLÜL 1980 ÜZERİNDEN 30 YIL GEÇMİŞ, ZAMAN AŞAMINA UĞRAMIŞ.
EĞER, AKP HESAP SORMA VE DEMOKRATŞİKLEŞMEDE SAMİMİ İSE ÖNCE 28 ŞUBAT MUHTIRASINI VERENLERE , HESAP SORARLARDI.
ARTIK GERÇEKLERİ GÖRME ZAMANIDIR!
Leyla SOYER
2010-09-01 09:35:43
8 yıldır iktşdarda olan AKP'nin kendisi zaten 12 Eylül ürünü, yasakçı zihniyete sahip, tek lider sultası olan bir parti.Bu partiyi kuranlara bir bakın Abdullak Gül, R.Yayyip Erdoğan ve bir çoğu Erbakan hocanın öğrencileriydi.Çıkar ilişiklisi nedeniyle hocayla yollarını ayırdılar.

Şimdi RTE'nin ağzından bu güne dek Kenan Evren'e yönelik tek bir olumsuz söz duydunuz mu? HAYIR
Çünkü, cemaatler özellikle 12 Eylül'den sonra serpildi, gelişti.Ülkenin hiç ihtiyacı yokken binlerce imam hatip lisesi açıldı.Buaradan mezun olanlar şimdi devlet kademelerinde en yüksek mertebelere kadar çıktılar ve işte sonucu;Türlkiye'de aç, issiz milyonlarca insan varken, en üstte trilyonları götüren, gemiler, havuzlu villalar sahibi olan bir başbakan, tarikat şehleri , ihale zengini olan AKP zengini liboş yandaşlar.Daha denizfenerini unutmadık.Din sömürüsü yaparak vatandaşların paralarını nasıl hortumladıklarını.Şimdi artık yüce divanda hesap zamanı yaklaşıyor diye, Anayasayı değiştirip, 12 eylül'den hesap soracağız diyorlar.Buna kargalar bile güler.Herkese tavisyem alın da milliyetçi bir emniyetçi HANEFİ AVCI'NIN KİTABINI OKUYUN DA ÖĞRENİN BUNLAR NASIL İNSANLARMIŞ.
Herkes aklını başına toplasın artık.
Bizim dinimizi yaşamamız için takkiyeci, yolsuzlıuk dosyaları boylarını aşmış, ecdadımızın kan dökerek kazandığı toprakları, ülkesinin altını, üstünü elin gavuruna üç kuruşa peşkeş çekmiş, fakir, fukara edebiyatı yaparken, kendsi, oğlu, damadı, yandaşları köşeyi dönmüş kişilerin yönetimine de ihtişyacımız yok.Onların yaptığı takkiye anayasa değişikliklerine de ihtiyacımız yok.Türkiye, halkın gerçek iktidarında gereken herşeyi Anayasa'nın da en iyisini yapacaktır.
BU OYUNA GELMEYECEĞİZ, ÜLKEMİZİN GELECEĞİ, ÇOCUKLARIMIZ İÇİN HAYIR DİYECEĞİZ !
Mustafa TANRIYAR
2010-09-01 09:51:53
AKP, darbe edebiyatı yaparak oy toplamaya çalışıyor.Muhtıra veren, Yaşar Büyükanıt paşaya madalya verdiler, üzerine bir de milyon dolarlık zırhlı araba.Genel Kurmay Başkanlı yapmış bundan önceki 4 paşaya devlet nişanı verilirken.RTE, İlker Başbuğ'a Devlet Şeref Madalyası teklif etmedi.Neden, çünkü, Başbuğ TSK üzerinde yapılan onca baskı ve asimetrik pisikolojik savaşa rağmen gaza gelip bir muhtıra verip, AKP'nin ekmeğine yağ sürmediği için.Şimdi lakmışlar 12 Eylül'ün hesabını soracağız diyorlar, bez de diyorum ki, hadi HAYIRLISI OLSUN !
Mustafa TANRIYAR
2010-09-01 10:10:32
Bu hak kayıpları nasıl işlerlik kazanacak diye merak edenler için yazıyorum.
Bu anayasa paketi kabul edilir ve referenandumdan EVET çıkarsa.Yukarıda yazılan hak kayıplarını hepsi gerçekleşecek.AKP sağlık ve sosyal güvenlikle ilgili Dünya Bankası ve IMF'ye pek çok söz verdi.Referandumdan Evet çıkarsa, bu yasa değişkliklerini yapacaklar.Muhalafet Anayasa mahkemesine itiraz ettiğinde, kendi seçtikleri üyeler muhalafetin başvurusunu reddeceği için AKP Yasaları yürürlüğe girmiş olacak.Hesap bu kadar açık ve basit.
Turan KARATAŞ
2010-09-01 18:31:47
AKP, acı ilaca tatlandırıcı takıp millete yutturmaya çalışıyor.
Siz önce dokunulmazlıkları kaldırın da görelim ne kadar demokratsınız.
Referandum sürecinde yürüttüğünüz kampanyaları bile başbakanlık aracıyla devlet bütçesinden yaparken, her yerde evet afişleri astırırken, hayırlara tahammülünüz bile yok.İşte siz bu kadar demoktarsızınız.
beşir
2010-09-04 10:02:22
beyefendi bu ne zavallılık.o varmı bu varmı... meclis açıkken milletvekilleri nerelerdeydi... aslında size bir vatandaş olarak çok cevabım vardı ama yazınızda müslümanla, ümmetle alaycı alaycı bahsetmeniz seviyenizi gösterdi.yazınız sizi anlattı. oysa ben sizi okudum... geçdi...
emrah
2010-09-12 11:06:41
iyide bület bey şu anda referandum sabahı ( 1neden evet 5 neden hayır yazısı okudum ) neden evet neden hayır yazıları okuyordum da' genel de kimlik numarası olmayan evet diyecek kesim şimdi siz bunlar gidin kimlik numaralarınızı cıkarın diyorsunuz şimdi bu vatadaşlarımızın hepsi cıkarsa evet oyu dahada cogalcakı bu sizin zararınıza degilMİ ! Hani daha COK kimlik numaralarını cıkarmamiş kişiler okumamiş kesimlerdir ya toplum gnelinde o acıdan söylüyorum.( farklı bir bakiş acısı olarak)






   

   

İDAM CEZASI GERİ GELSİN Mİ

EVET GELSİN
HAYIR GELMESİN