Yazılı ve görsel medyada issialar egemenliğinden herkes bıkmış durumda.
İddia üstüne iddia edişler, doğruluk süzgecinden geçirilmeden kitlelere mal edilmek istenmektedir. Her iddia, bir çıbanbaşı gibidir. ?Çıban kaşındıkça azar?sözü yok sayılarak iddialar evreninin ufuklarında millet tatil yapmaya çağrılmaktadır.
İhtiyaç olan iddia söyleşileri değil gerçekliğe ait akıl yürütme söyleşileri olması gerekirken; her iddiacı sırtına içini iddialarla doldurduğu un çuvalını yüklenerek meydanlara çıkmakta ve iddialarını sıralamaktadır. İddilarla dolu un çuvalına vurdukça vurmakta ve ortalığı ne kadar toz duman edebileceğini göstermeye çalışmaktadır. Yüzü gözü undan görünmez olan kitleler, un çuvalına vuranı alkışlamaktadırlar.
Ülke sorunları ve dünya sorunlarıyla ortaya atılan un çuvallarına vurarak milleti yönlendirmek kimseye bir şey kazandırıcı değildir. Örgütlenen iddialar birer köpek balığı olarak kendi dışındaki iddiaları yeme derdine düşmektedirler. İddialarla dolu ikinci un çuvalını alanlar da aynı yolu izleyerek ?Ben daha iyiyim. Daha ghüçlüyüm. Daha çok toz çıkarabilirim? vb. davranışlarla un çuvalına vurmaya devam etmektedir. İddiacılar, yanlış somutlaştırma yapma ustasıdırlar. Örneğin ?Bu parti memlekete zarar veriyor? diyerek kendi partisinin zarar vermediği iddiasını zihinlere yerleştirmeye çalışma bir tür gerçekliği yanlış sunma, çarpıtma yöntemidir.
Un çuvalına vuranların ikinci yöntemi rakibinin ahlaki zaaflarını sergilemeden geçer. Rakibin düşüncelerine değil kişiliğine yapılan saldırılar; rakibi gözden düşürme, değersizleştirme yöntemi olarak karşımıza çıkar. Her iddiacı konuşmaya, kendisinin ahlaklı, güçlü, büyük, şerefli bir milleti temsil etme iddialarıyla un çuvalına vurmasıyla başlar.
Bu durum ?Sanki kendisinden başka biri bunu yapamazmış? gibi bir tutumla özdeşleşmelerini sergilemeleridir. Un çuvalına vurup tozatanlar, ünlü olan kişilerden destek almaya çalışarak iddialarına mertek arayıp dururlar. Onları da un çuvalına vurmaya teşvik ederek kitleleri kandırdıklarını zannederler. İddiacıların bazıları kalabalıkların kendilerini desteklediklerini örnekleyerek çoğunluk iddialarıyla un çuvalını tozuturlar.
Bir diğer un çuvalını tozutan iddiacı düşüncesi, fikri zayıf olduğu için çoğunluğa saldırır. Küçük ve güçsüz çocuğun kendisinden zayıf olan çocuğa güç gösterisi yapması gibi bir tutumla un çuvalını sopa ile dövmeye başlar. Hatta masum, mağdur, güçsüz rolüne bürünerek un çuvalına vurdukça vurur. Kendisinden başka haklı olan yokmuş gibi hak aramaya kalkar. Yaptığı şey, güçsüz olduğu halde güçlüymüş gibi davranarak iddialarını kitlelere kabul ettirmektir. Tabi, millet yutarsa!
Un çuvalını tozatma yarışına katılan yarışmacıları hergün medyada görmemiz mümkündür. En zayıf, en güçsüz olan yarışmacıların ne kadar saldırganca ve sorumsuzca davrandıklarını görmek mümkündür. Halkın önünde yapılan un çuvalı tozutma yarışında sadece kazanmak için sivilceleri çıban yapan, çıbanları da kaşıyarak azdıran yarışmacıları görmek gerçekten üzücüdür. Saldırı davranışları, zayıf ve güçsüz fikirlere mahsus bir özelliktir. Aslan yolda arkasına bakmadan yürür. O, korkak değildir. Tavşan ise ikide bir arkasına bakmak durumundadır. Un çuvelına vuranların aslan mı kaplan mı fil mi tavşan mı olduklarına iyi bakmak gerekir. Kömürcü çıraklarının yüzlerine benzer olanları da iyi ayırt etmek milletin sağduyusuna düşen bir görevdir.