Merhaba arkadaş, merhaba! Der gibi güneş göz kırpıyor, kar bulutlarının arasından. Sanki dün gece, saklandığı bulutlar, kar tanelerini çılgınca kartopu yayıp üzerimize göndermemişler gibi. Merhaba!..
Kışın saklambaç oynayan güneşi hep utangaç su kaplumbağasına benzetmişimdir. Bazen üç gün bile aç kalsa da, çıkmaz kabuğundan. Belki korkmuş, belki kırgındır. Belki uyuyor, belki de görmek istemiyor, çevresinden uzakta olsa yaşanan kötülükleri, kim bilebilir ki. Sakın sanmayın, onlar ağlamaları görmüyor. Acıları, eziyetleri görmüyor. Çevresinden uzakta olsa farkındalar her şeyin, sakın hislerini hafife almayın. Onlar bakan kör değiller, bizler gibi. Bakıp ta görmediğimiz o kadar çok resim var ki çerçeveletmemiz gerekirken, sokağa attığımız, o kadar çok ki. Hissiz kaldığımız yönlerimiz o kadar çok ki. Bu konu üzerinde durmayacağım, merak etmeyin. Kafanızı istemediğiniz yönlere çevirmenizi sağlamayacağım, fakat şimdilik.
Kaybolmak içindir belki, girdiğin sokaklarda bulduğun şeyin aslında kendin olmasının, seni şaşırtması. Başaramadığındır, kendinden kaçmak için kaybolmayı göze almak. Yâ da kaybettiğini sandığın kendini, çıkmaz diye düşündüğün bir sokağın köşesinde bulmak. Kayıp aranıyor sayfalarından, yazılarından, o ufak gazete kupüründen koparılıp ağaçlara bantlanmış yapraklardan olmak istemedin belki de. O ilanları veren bizlerin, aslında seni bulmak istemediğimizi bildiğin içindir belki de kaybolmak isteğin. Kim bilebilir ki, kaybettiklerimizi ararken daha birçok kişinin kaybolmasına verdiğimiz sebebi.
Her sokak birbirine benzer, sanki yürüdükçe bunu çözersin. Sokağın başında fark etmediğin olguyu, sokak ortasına geldiğinde anlarsın. '' Daha önce buradan geçtim '' diye geçirirsin aklından ve evet geçtin, iyi hatırla geçtin. Yoksa bu kadar nasıl benzer ki sokaklar birbirine. Tekrar yaşıyorsun, dönence sana yaşadıklarını tekrar yaşatıyor gibisin. Yaşanılanlar tekrar yaşanılıyor, tekrarlanıyor hayat. Zaman tekrarlanıyor. Zaman, sende çok olsa bile zamanın daralıyor. Seni bulmaya yakınız, kaçman gerek.
Karışık, zor anlaşılır ya da bulmaca gibi fakat birçoğumuza '' ah evet '' gelen, bu yazılanlar, kim bilir belki de bizim sokağımızdan her gün geçen çocukların yaşadıklarıdır. Kim bilir belki de onlar adına ben sesli düşünmüşümdür. Onlara ses olamayız, sadece sesli düşünürüz. Ses olmak için, yaşadıklarını hissetmemiz, empati kuruyor olabilmemiz gerekir. Onları anlamak zor değil aslında bizi anlamaları zordur. Çorbamızdan çıkan saç teli için '' ıyy '' yapıp, israf etme diye büyütülmemize rağmen döktüğümüz. O sıcak çorba için, bir tas çorba için ne kadar sokak gezmeleri gerek, bilemeyiz. Bunları düşünmeyi geçin, her gün yanımızdan geçen buz tutmuş bedenleri bile görmüyoruz ki.
Umursamazca adım attığımız sokakları, evi yapanlar var. Onların mutfağı, salonu, oturma odası hatta yatak odası olmuş kaldırımlar. Gözü gibi bakmaları bu yüzdendir, sokaklara. Bizden daha çok sahiplenmeleri bu yüzdendir. Zarar vereceğimizi düşündüklerinden, bizden kaçışları, onlara olmasa bile evlerine zarar vermemizden korkuyorlardır. Çünkü zararsız çözümler bulamamışızdır. Ya doğaya zarar vermişiz ya da canlılara, onlara dert ortağı olan canlılara. Yâda çözüm bulmak için değildir yapılanlar, belki de ranttır. Genelde böyle olmamış mıdır? Asıl amacın gizlendiği, kişiler üzerinden kılıflar oluşturulup istediklerini fakat bizim istemediğimiz sonuçlara varılmamış mıdır?
Evsizler için kurulan yerleşim yerleri, bu soğuk kış günlerinde yeterli olmuyorsa, çözümünü yaza saklamamak gerekiyor. Ya onları dışarı atan mantıktan kurtarmalıyız, bu halkı ya da dışarıda olanlara yuva olmalıyız. '' Ne oldum demeyeceksin, ne olacağım diyeceksin '' atasözleri ile büyümüş bir toplumun, yarın kendini de dışarıda bulacağını bilmesi gerekir. Düşene ya dost olacağız ya da dost bulacağız, asıl mesele budur.
Ayaz geçen bir gecenin sabahına uyku dolu gözlerle, güneşin ilk ısıtıcı ışığına merhaba diyen, bu sokağın çocuklarına... Çoğunluk için yeni olan fakat size sıradan gelen bir güne daha merhaba... Bu yazıda ufakta olsa, benden hatıram olsun, bu sokağın çocuklarına... Bizim çocuklarımıza hatıram...