YAZARLAR

Doğan ŞAHİN

Üniversiteli Olmak!


Sınav sonucuna internette bakan genç, kazanmanın mutluluğunu annesiyle paylaşmak isteyip telefonla annesini arar. '' Alo, anne, anneciğim ben var ya ben, üniversiteyi kazandım. '' Bilmem nerenin, ne fakültesinin, ne bölümünü diye sıralar. Anne ise '' tamam oğlum anladık, eve gelirken iki tane ekmek getir. Akşama ekmeğimiz kalmadı. '' diye cevaplayarak, çocuğunun sevincini gırtlağında bıraktırmıştır.

Size, şaka gibi görünse de bu yaşananlar gerçektir. Gerçekliğini trajikomik bir hikâye perspektifine sığdırılmış olsa da, günümüzdeki yaşamın ta kendisidir. Gerçek yaşamı umursamaz tavırlar takınıyorlar diye yargıla sakta aslında umursadıkları gerçektir. Bildikleri şey, neyi, ne zaman, nerede, nasıl umursayacakları olmuştur. '' Gerçekliğe bakış açıları farklı be kardeşim '' demek çözüm değildir. Çözüm olan, gerçeğin ne kadar gün yüzünde olduğudur. Toplum bunu farklı algılayıp değerlendiriyorsa gerçeklerle değil yalanlarla yaşıyoruz demektir.

Üniversiteyi kazanmak, yaşam standartlarını arttırdığını eskiden söylerdik. Şimdi bunu söylemek, hayata pembe çerçeveli gözlüklerle bakmak değil tam anlamıyla at gözlüğüyle bakmak olur. Çok sert bir yaklaşım gibi gelebilir fakat bu böyledir. Evet, böyledir ki hadi gelin dürüst olalım, kendimize iki dakika dürüst olalım. Üniversiteyi kazanmak, iki ya da üç bölüm dışında diye de belirtmek gerek, nasıl bir yaşam sağlar ki... İş olarak mı? Eğitimli bireyler olarak mı? Toplum için sağlıklı fikirler üreteceğini düşünerek mi?

Çevremizde, o kadar çok işsiz olan üniversite mezunu var ki bazıları akşam yemeğine bile iki tane ekmek getiremeyecek durumdalar. Anne aslında, üniversite okumanın bir iş kapısı açma garantisinin olmadığının böylelikle farkındadır. Bu yüzden belki de gencin sevincine çok fazla ortak olmayıp, onunda biran önce yaşama dönüp gerçeklerle yüzleşmesini sağlamaya çalışmıştır. Bu yüzden belki de '' tamam, anladıkta e ne olmuş yani '' der gibi evdeki ekmeği hatırlatmıştır. Biraz sert bir tutum gibi davranmış gelebilir, birçok kişiye annenin bu cevabı. Fakat hep yumuşatılarak kaybettirmediler mi, zorluklara göğüs gerecek bu gençliğimizi?...

Okuryazar oranı az olduğu zamanlarda bile okunan kitaplar çok fazlaydı. Yakılmaktan kurtarılan kitap bulmak zor olsa da çok okunurdu. O zamanlar kitap yazanında okuyanında kültürlülüğü yüksek olduğu bilinirdi. Kitap demek edebiyat demekti. Kitap demek ileriyi görmek, kültür, bilgi, düşünce demekti. En önemlisi kitap demek insan demekti ki bize öğretilendi, '' en iyi dost kitaptır ''. Şimdiler de kitap denince, birçoğunun aklına sosyetik kişileri bastırdığı kitaplar geliyor. Popülerliğini yazdıklarından değil de bulunduğu çevreden alıyor. Okumaktaki mantık, bilgi seviyesini arttırmak için değil sosyolojik gruplarında popüler olma hevesidir. '' Bu bir kültür değil mi? '' diye soranlara uzatmadan tek cevap vermek gerek; Kültürü bu kadar basitleştirmek, bireylerin eğitim seviyelerini basitleştirmek olmuyor mu? Geçmişten gelen toplum kültürünü, kurdukları sosyolojik terminolojisi ile yok etmiş olmuyor mu?

Bu sosyetik kitapları bazıları o kadar çok seviyor ki üniversitede bile ders kitabı felsefesi oluşturdular. Bu yazarları yücelterek, konferanslara, etkinliklere davet ettiler. Dünya klasiklerine girmiş ne güzel üstatlar varken, bizim toprağımızdan gelen, neleri okumak zorunda kalıyor öğrencilerimiz. Yine bu eğitim sisteminin eğitmenleri tarafından bastırılan kitaplar da ayrı bir zorunluluk almak için. Parasını verip alacaksın o kitabı evladım yoksa... Eğitim hane mi, ticarethane mi? Sonraki yaşamında hiçbir katkı sağlamayacak olan, bu tarz bir eğitim sistemin öğrencilerinden, nasıl birer eğitimli birey olmasını beklersin ki...

Toplum için sağlıklı fikirler üretmesini istediğimiz gençlerimizden, önlerine ne gibi hizmetler sunuyoruz ki bu tarz bir beklentiye sahip oluyoruz. Bir kerecik olsun, gözlerimizi açalım. Bir kerecik olsun, doğruyu görelim ki gençlerimizin geleceği etkilenmesin. Soralım kendimize bu gençler, acaba gelecek kaygıları taşıyorlar mı, sağlık bir ortamda yaşıyorlar mı, okul yaşamı boyunca karşılaştıkları sıkıntıları karşılayabiliyoruz mu? Barınma ya da yiyecek sorunu yaşıyorlar mı? Maddi ya da manevi desteklerimiz, bulundukları kapitalist eğitim sisteminde yeterli oluyor mu? Bu soruların cevapları dilediğiniz gibi yanıtlayabilirsiniz, olaylara bakmak istediğiniz gibi bakabilirsiniz, korkularınızdan susup yanıtsız bırakabilirsiniz, cesaretli olmayışınızın cezası tek siz değil gelecekte çekecek olsa da susabilirsiniz, dilediğinizi yapın. Unutmayın ki verdiğiniz yanıt gerçeği hiçbir zaman değiştirmeyecektir.

01.01.1970

Doğan ŞAHİN Diğer Yazıları

YORUMLAR
Adınız/Rumuzunuz

E-posta Adresi

Doğrulama Kodu :     >




   

   

HÜKÜMET 3+3 ZAM TEKLİFİ İLE MEMURLA DALGA MI GEÇİYOR?

Evet
Hayır
Belki