YAZARLAR

Nilüfer AKDOĞAN

Korku Kalkanı

Hollanda'da bir kadın, metro istasyonunda 2 yaşındaki çocuğunun elinden tutarken, birden çocuğunun elini bırakıp kendisi metronun kapısından içeriye giriyor. Peron ile metro arasında 5-6cm.lik bir mesafe var. Çocuk ağlamaklı bakakalıyor annesine. Anne ise gayet sakin, ''haydi, ayağını atıp binebilirsin sende metroya, korkman için hiçbir sebep yok'' diyor. Ve çocuk kısa bir tereddütten sonra bir ayağını atıveriyor metronun içine ve biniyor.
3-4 gün önce izlediğim TV programlarından birisinde geçen bir konuşma arasındaki söylenen ufak bir gözlemdi bu.
Oğlum 8 yaşlarındayken, okul servisine bindirmek üzere caddeye çıktığımızda bir sebepten dolayı ağladığı ve bana kapris yaptığı için, onu orada, ağlayarak bırakıp caddenin karşısına geçmiş olmama, sonradan çok iyi dost olduğum arkadaşımın o an benim için vermiş olduğu tepkiyi ''ay bu nasıl bir anne! sadist mi bu kadın'' diyerek belirtmesi...
1985 yılında, Robert Zemecks'in yönetmenliğini, Bob Gale'in yardımcı senaristliğini yapımcılığını ise Steven Spielberg'in yapmış olduğu'' Geleceğe Dönüş'' (Back  to the Future) adlı filmi her izlediğimde senaryoyu yazanlara ve yapımcılığını yapana hayran oluşum.
Birbirinden alakasız gibi görünen üç konu...
Burada anlatmak istediğim şey ise;
Cesaret
Kendin olabilme
Bir şeylerle kendi başına baş edebilme cesareti.
Ve daha da ilerisi
Hiç düşünülmemiş şeyleri düşünebilme ve diğer insanlara bunu anlatabilme hatta gösterebilme cesareti.
Zincirleri kırmak deriz ya bazen.
Toplumdaki yerleşik kuralları, alışılagelmiş gelenekleri aşmaktır çoğu zaman zincirleri kırmak.
Ama asıl konu, beynindeki yerleşmiş, programlanmış olan olguları, bakış açılarını hatta boyutlarını yani korkularını aşabilmektir zincirleri kırmak.
Ben hep merak etmişimdir mesela
Bir insan gözüyle gördüğümüz bir çam ağacını, bir kedinin gözüyle nasıl görürdük acaba diye.
Yani
Algıyı genişletmek, değiştirmek.
Ama
Biz daha bırakın 2 yaşındaki bir çocuğu, 8 yaşındaki bir çocuğu bile yolda yalnız bırakıyoruz diye korkan bir toplum isek eğer,
Biz hala, çok küçük şeylerle uğraşıp, çok büyük korkularla hayatı yaşıyoruz demektir.
Tüm bunları da düşündüğümüzde
Bu korkularımızı, kendi tembelliğimiz ve cesaretsizliğimizden dolayı bir kalkan olarak kullandığımızı da söylemeliyiz.
Nasıl mı?
Mesela
Eşinden şiddet gören bir kadın, başka bir düşünce ve algı biçimi geliştirerek başka bir hayat yaşama cesareti olmadığı için, hem eşinden hem de bundan sonraki yaşayacaklarından korktuğunu söyleyerek o evliliğini sürdürür.
Bir adam,
Kendi başka bir gerçeklik yaratma cesareti olmadığı için, parasız kalırım korkusunu ileri sürerek, işyerinde gördüğü tüm haksızlık, düzenbazlığa göz yumar.
Beynimizin sınırlarını zorlayarak farklı düşünebilmek, algı yeteneğimizi geliştirerek farklı yaşamak ve bu farklılığı bir başkalarına da anlatmak bize çok zor geldiği için, korkularla yaşamak ve bunu da değişemez bir yaşam biçimi olarak herkese dikte etmek bizim için çok daha kolay olduğu gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor galiba.
Hâlbuki 
Keşke herkes, geleceğe dönüş filmi gibi, 'o anki' beynin sınırlarını aşan şeyleri de düşünmek için çabalayan insanlar haline gelebilseler,
Başkalarının, ''saçma sapan şeyler düşünüyorsun '' sözlerinden' korku kalkanı 'oluşturmak yerine..





01.01.1970

Nilüfer AKDOĞAN Diğer Yazıları

YORUMLAR
Adınız/Rumuzunuz

E-posta Adresi

Doğrulama Kodu :     >




   

   

HÜKÜMET 3+3 ZAM TEKLİFİ İLE MEMURLA DALGA MI GEÇİYOR?

Evet
Hayır
Belki