YAZARLAR

Özgün ERSİN

Kabul

Bazen, kendini dünyanın geri kalanından farklı gören bu kadar insanın bir arada bulunduğu başka ülke var mı diye düşünüyorum. Türkiye'de yaşanan özellikli insan yoğunluğu veyahut böyle insanlar bulma çabası artık tahammül sınırını aştığı kadar, travma boyutlarına ulaştı.

Dikkat edin, Türkiye'de çocuklar doğdukları andan itibaren başka bakar. Okuldaki haylazlığı zekadandır. Diğer bütün çocuklardan farklı olduğu sanrısıyla büyütülür pek çok orta-direk (şimdi kalmadı ya o direk, yıkıldı) ailenin çocuğu. Düşük notunda bile, "senin gibi çocuk nasıl yapar bunu" diye azarlanır, sanki çocuğun farklı olmaya niyeti varmış gibi. Türk insanı niyeyse standart (Türkçe: Sıradan) olmayı kabullenememektedir. Bunu öyle "geri kalmışlık" sosunda sunmuyorum, öyle anlaşılmasın. Gerçekten, içinde yaşadığı toplumun herhangi bir X yurttaşı olduğunu kabullenememişlik benim dediğim. Yani kendisi olmazsa da bir başka yurttaşın yerini alabileceğini fark edemezlik veya çekemezlik.

Sıradanlık, ortalama hayat sürebilmek, niyeyse, anne ve babaların çocuklarına konduramadığı bir günah haline geliyor böyle olunca. Toplumu içerisinde eriyip gitmekten imtina eden, sürekli olarak onun dışında olması gerekliliğiyle dolan çocuk, kendine standart denecek bir hayat kurmayı da düşünmüyor haliyle. Beklentileri yükseltilmiş ve gözünü hırs bürümüş bireyler haline geliyor çocuklar. Hani sizin yarış atı dediğiniz ama kendi çocuğunuzu sokmaktan da çekinmediğiniz o durum. Sınav üstüne sınav, milyonlarca adayın arasında farklılaşmaya çalışan bir çocuk. Bilim üreten üniversitelerin meslek lisesi kıvamına gelişi de bu araya rastlar zaten.
Bunun sonucu olarak, havlayan demokrat zihniyetteki adamlar üniversitede dekan falan olabiliyor. Gözünü hırs bürümüş ve üniversite diploması istemeyen meslekleri beğenmemiş ailelerin yetiştirdiği, ilkokuldan itibaren kendisini keşfetme imkanlarından yoksun bırakılmış, kendini tanıyamamış,   önüne hedef koyamamış, üniversitede ceteris paribus okumaktansa daha farklı bir hayat sürmek isteyecek insanları Egedeki bir İktisadi İdari Bilimler Fakültesine koyup bu çocukcağızlara İşletme okutmaya çalışmışlar mesela,   altın bilezik diye insan sevgisi nedir bilmeyen birisi tıp fakültesine girmiş ya da.
İnsanlar bencildir. Siyaset bilimi veya o hiç sevemediğim iktisat derslerinde, neredeyse bütün kapıların açıldığı nokta buydu. İnsan, çevresindekiler karşısında durumunu her zaman avantajlı hale getirmeye çalışan ve bunun için çeşitli yöntemler izleyen siyasal bir hayvandı. Türkiye'dekinden farklı olarak, o siyasal hayvanları biz Antik Yunan'da öğrendik. 2000'li yıllara gelememişlerdi, insan gelişmişti, toplumsal hayata eklemlenmiş, ortak ülküler edinmiş, milletini keşfetmiş, ulus haline gelmiş, küreselleşmişti; lakin atlanan şey, o hayvani dürtü hep içeride bir yerde kalmıştı.

Standart bir hayat sürmeyi bu yüzden kabullenemeyen bir toplum olduk biz. Artık, edebiyatta, sanatta, akademide falan farklılaşamayan yurttaş, farklılık karinesini Acun'un yetenek yarışmalarında arar oldu. Komşusuna, "bakın benim de şuyum var" diyebilecek bir kanıt bulabilmek için yaptı bunları. Özendiğinden, ama gerçekten tarihe adını yazdıracak donanımı kazanmaktan yoksun bırakılmış veya bunun için hiç çaba sarfetmediğinden, ortaya birbiriyle yarış içinde olan ve bu yüzden hep şike yapan, hep birbirinin bileğini tutan, hep ona buna çamur atan bir toplum kaldı elimizde. Koca bir toprak parçası vardı, bizim bir elimizde su, diğerinde de elek, nasıl yaptıysak, toprağı eleğe atıp üstüne suyu döktükçe, altınları döküldü, çamur kaldı elimizde.

01.01.1970

Özgün ERSİN Diğer Yazıları

YORUMLAR
Adınız/Rumuzunuz

E-posta Adresi

Doğrulama Kodu :     >




   

   

HÜKÜMET 3+3 ZAM TEKLİFİ İLE MEMURLA DALGA MI GEÇİYOR?

Evet
Hayır
Belki